Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Sesli Dinle

Kokunun, insan ve hayvan davranışlarında büyük ehemmiyeti vardır. Bilhassa hayvanların; av, yuva, yavru ve eşlerini bulmalarında kokunun taşıdığı ehemmiyet bilindiğinde, kokuların yaratılmasındaki hikmet daha iyi anlaşılır. Bitkilerin kokular vasıtasıyla böcekleri cezbetmesi ve bu vesileyle tozlaşmaları da kokuların yaratılışındaki mühim hikmetlerdendir. Kokuların insan ruhundaki tesirini fark ederek, güzel kokuların bazı hastalıkların tedavisinde kullanılması (aromaterapi) hususunu gündeme getiren tamamlayıcı tıp çalışanlarından çok önce, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), güzel koku kullanımını teşvik etmiş ve kendisi de güzel kokular sürünmüştür.

Vücutta salgılanan kokularda, ruh durumuna ve fizyolojik aktivitenin derecelerine göre değişiklikler olduğu tespit edilmiştir. Korku, sevinç ve üzüntü gibi durumlarda vücudun kimyası ve salgıladığı maddelerin terkibi değiştiği için, insan farkında olmadan bazı kokular neşreder. Koku neşretme ve bu kokuları hissetme bir nevi haberleşme ve durum bildirme olarak da düşünülebilir. Bu hususiyet sayesinde, aynı türe mensup hayvanların erkek ve dişileri, nesillerinin devamını sağlama gayesiyle birbirlerini kolayca bulur veya anne hayvan, yavrusunu tanır.

Tat alma hissi gibi, kimyevî bir duyu organı da, nesnelerden havaya geçen moleküllerin kokusunu almaya yarayan, her iki burun boşluğuna yerleştirilmiş ve toplam 5 cm2'lik bir sahayı kaplayan koklama epitelidir. Köpeklerin yaklaşık 100 cm2 olan koklama epiteli, insanınkinden yirmi kat daha geniştir.

Koku epiteli, burun boşluklarının yaklaşık % 3,5 kadar bir bölümünde bulunur. Islak bir zar gibi burun içinde yaklaşık 140–160 cm2'lik bir sahayı kaplayan mukus epitelinin koku fonksiyonu dışındaki bölgeleri, hava filtresi gibi çalıştırılır. Solunan hava ile burna giren toz hâlindeki parçacıklar, burun mukozasının yapışkan salgısıyla tutulur ve bu tabakayı teşkil eden hücrelerin üzerini döşeyen 'sil' isimli ince uzantıların titreşimleriyle saatte bir santimetre hızla dışarıya doğru taşınır. Burun mukozası yabancı tozlarla (karabiber gibi) tahriş olduğunda, hapşırma veya aksırma yoluyla saatte 150 km'den daha yüksek bir hızla dışarı atılır. Devamlı ıslak olması gereken bu sathın, toz parçacığı ve mikropları tutabilmesi için 'mukus' isimli sümüksü salgıyı üretmesi gerekir. Burun mukozası, devamlı mukus üretme faaliyeti yüzünden çok yıprandığından, her on günde bir yenilenir.

Koklama epitelini teşkil eden hücrelerin yüksekliği 30–60 µm kadardır. Ergin bir insanın koklama epitelinde takriben 20–30 milyon alıcı hücre bulunur. Bu hücrelerin ömrü bir ay kadardır. Her bir hücre, 6–8 arasında ince uzun koklama silleri taşır. Beyinden gelen koklama sinirine ait bir sinir hücresine (neuron), 1.000 kadar koku alıcı (receptör) bağlanır. Koku alıcıları birbirinden farklı, 10.000 kadar kokuyu ayırabilir. Herhangi bir kokuya, yoğunluğu aynı kalmak şartıyla çok uzun zaman temas edildiğinde, koklama hassasiyetinin % 65–75'i kaybolur.

İnsan burnunun koku alabilmesi için gerekli eşik değer, bir mililitre havada 107 moleküldür. Diğer bir tabirle, koku verici maddeden havaya karışan moleküllerin sayısı bir mililitre havada 10.000.000'a ulaşmadığı takdirde, insan o maddenin kokusunu alamaz. Hayvanlar bu hususta insandan çok daha hassastır. Meselâ; ipek örümceği, karşı cinse ait koku moleküllerinin sayısı bir mililitre havada 200 olduğunda kokuyu hisseder. Bir köpekte, bu sayı 1.000 diasetil, 9.000 bütirikasit veya 30.000 alfa-kinon molekülünü kolayca hissedecek kadar kuvvetliyken; bir bal arısında kraliçe arıya ait feromonun 10.000 molekülünü kolayca hissederek, onun yerini bulacak kadar güçlüdür.

Koku çeşitlerine dâir farklı görüşler vardır. Yedi temel koku tipi olduğunu ileri süren görüş, bunların en kabul görenidir. Çiçek kokuları, nanemsi kokular, eterik kokular, çürüksü kokular, kâfur kokuları, ter kokuları, misk kokuları şeklinde sınıflandırılan bu kokuların her biri, içlerindeki temel maddenin miktarı havada ancak belli bir yoğunluğa ulaşınca (eşik değer) hissedilir. Tablo-1'de koku çeşitleri ve onların eşik değerleri verilmiştir.

Bazı insanlarda doğuştan kimi kokulara karşı kısmî koku körlüğü veya kokuları hissetmeme hastalığı (Anosmi) vardır. İnsanların % 40'ı idrar kokusunu, % 36'sı bira kokusunu, % 33'ü kâfur kokusunu, % 7'si misk kokusunu, % 7'si balık kokusunu, % 2'si de ter kokusunu hissetmez. Bu patolojik durumu izah edebilecek kesin bir mekanizma, bugüne kadar bulunamamıştır. Çinko eksikliğinin, koku duyusunun zayıflamasına sebep olduğu bilinmektedir.

Koklama duyusu organlarının yapısı ve işleyişi ile herhangi bir kokuyu üreterek etrafına yayan canlının salgı bezlerindeki sentez faaliyetlerinin birbiriyle uyum içinde olması, kilit ile ona uygun anahtarı birlikte yapan bir sanatkârın faaliyetine benzetilebilir. Bu durum, koku maddeleri ile koklama duyusu organlarının yapı ve işleyişini en ince noktasına kadar bilen sonsuz bir ilim ve Kudret Sahibi'ne işaret eder. Koklama organı ile koku maddesi arasındaki illiyet ve tenasüp, tesadüflere ve tabiatın kendisine verilemez.
podcast itunes youtube rss twitter facebook