|
İnsan Denen Meçhul -8
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ [email protected] |
|
Vücudumuzda sergilenen güzelliklerin maddî ve kemmî boyutlarını tanımaya devam ediyoruz. Bu sayıda, dokular arasında sıvı ve akışkan olması ile farklılık arz eden kanın hususiyetlerinden bahsedeceğiz. Kanın akışkan olması, vücudun en ücra köşelerindeki hücrelerin bile ihtiyacının görülmesine vesile olur. Normal büyüklükteki ergin bir insanda 5–6 litre kadar bulunan kanın bir kısmı, onun sıvı olmasına vesile olan plâsmadır. İnsanın toplam ağırlığının yaklaşık % 6-8’ini teşkil eden kanın, % 44’ünü şekilli elemanlar olan hücreler, % 56’sını da sıvı olan plâsma teşkil eder. Kandaki hücrelerin nispetine hematokrit değeri denir. Kansızlık derecesini belirlemede önemli olan bu değer yaklaşık olarak, yeni doğanlarda % 57, bir yaşında % 35, on yaşında % 39, ergin erkeklerde % 40–52, kadınlarda ise % 37–47 kabul edilir. Hücrelerin miktarı bu rakamlardan az ise, kansızlığın var olduğu kabul edilir. Uzun süre yüksek dağlarda kalanlarda havadaki oksijen azlığını telâfi için, hızlı bir şekilde yaratılan yeni alyuvarlar sebebiyle bu değer % 70’e kadar çıkabilir. Milyonlarca harika sanat eserinin sergilendiği vücut sarayını korumak için teşkilâtlandırılmış askerler hükmünde olan kanımızdaki hücreler; bölük ve takımlar hâlinde vazifelendirilmiştir. Bu askerlerin en kalabalık kısmını teşkil eden alyuvar hücrelerinin (erythrocyt) toplamı 5 litre kanda yaklaşık 25 trilyondur. Alyuvarların bu kadar kalabalık şekilde plâsma içinde dağılmaları, vücut hücrelerine oksijen taşımak ve onlardaki karbondioksiti atmak için vazifelendirilmiş olmalarındandır. Bu işe has bir donanımla yaratıldıklarından, kana kırmızı rengini veren, oksijen ve karbondioksiti bağlama özelliğinde demirli bir bileşik olan hemoglobin taşırlar. Diğer askerlerle ilgilenmeyi gelecek sayıya bırakarak, solunum gazlarını taşıyan alyuvarlara biraz daha yakından bakalım. Alyuvar hücrelerinin zarlarında bulunan bir grup moleküldeki en küçük yapı değişikliği, onların A, B, O ve AB kan gruplarına ayrılmalarına vesile olur. Bir alyuvarın ortalama çapı erginlerde 7,7 µm, yeni doğanlarda 8,5 µm’dir. Kenarları kalın, ortası çukur ve metal paralar gibi ince olan alyuvarın kenar bölgesindeki kalınlığı 2,4 µm, ortada ise 1 µm’dir. İnsan vücudundaki alyuvarların her biri yan yana getirilip zincir teşkil edecek şekilde dizildiğinde 192.500 km’lik bir uzunluğa ulaşırken (bu uzunluk dünyanın çevresini yaklaşık beş kere döner), aynı hücreler üst üste konulduğunda meydana gelen yükseklik yaklaşık 60.000 km’dir. Bütün hücrelerin zarları açılıp yayıldığında, toplam yüzölçümü erkeklerde 3.100 m2, kadınlarda ise 2.500 m2 kadardır. Bu, bir futbol sahasının 7.500 m2 olduğu düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır. Zarları açılmadan bütün hücreler birbirine temas edecek şekilde yayıldığında, 1000 m2’den fazla bir sahayı kaplarlar. Kudreti ve ilmi sonsuz Rabb’imizin alyuvarlara bu kadar geniş bir yüzey teşkil ettirmesi sayesinde vücudumuzun oksijen ihtiyacı hızlı bir şekilde temin edilmektedir. Bu kadar geniş bir yüzey 25 trilyon hücreye taksim edilmiştir. Böylelikle hem büyük miktardaki oksijenin akciğerden alyuvarlara hızlı şekilde difüzyonuna imkân sağlanmış, hem de damarlarla taşınarak diğer hücrelere ulaştırılması mümkün kılınmıştır. Bu hücrelerin yüzdüğü kan plâsması ile vücut hücreleri arasında bulunan sıvının madde alışverişi 3 saniye sürer. Böyle mükemmel bir nakliye ve tedârik işi ancak her şeye gücü yeten, sonsuz ilmiyle her şeyi olduğu gibi, atomları da en ince teferruatına kadar bilen Rabb’imizin eseri olabilir. Bir alyuvarın ortalama ömrü 120 gündür. Alyuvarlar bu dört aylık hayatları boyunca kan damarlarını 300.000 kere dolanırlar. Ömrünü tamamlayan alyuvarların yerini, kemik iliğinden üretilen yenileri alır. Saniyede 2,4 milyon, günde ise 208 milyar yeni alyuvar yaratılarak dolaşım sistemine gönderilir. Alyuvarların ilk yaratılması embriyonun 13. gününde vitellüs (yumurta sarısı) kesesinde başlar. Alyuvarlar, anne rahminde iki aylıktan sekiz aylığa kadar dalak ve karaciğerde üretilir, beşinci aydan itibaren ise hayat boyunca kemik iliğinde yaratılırlar. Kemik iliğindeki kök hücrelerden yaratılan alyuvarlar, bir anda olgunlaşmazlar. İçlerinde cereyan eden kompleks biyokimyevî hâdiselerle bazı organelleri dışarı atılır ve içlerine hemoglobin doldurulur. Bu arada çeşitli şekil değişikliği geçirdiklerinden farklı görünümlerdeki alyuvarlara özel isimler verilir. 1 mm3 (veya 1 µl) kanda yeni doğanlarda 5,9 milyon, bir yaşındakilerde 4,5 milyon, ergin erkeklerde 4,6–6,2 milyon, kadınlarda ise 4,2–5,4 milyon kadar alyuvar bulunur. Uzun süre yüksek dağlarda kalanlarda bu miktar 8 milyona kadar çıkabilir. Bir damla kanda ise, 250 milyon alyuvar bulunur. Demirli bir pigment (renk maddesi) olan hemoglobinin % 94’ü globin isimli bir proteinden, % 4’ü ise demirli olan Hem grubundan ibarettir. Bunun da % 0,34 gibi çok küçük bir kısmı demirdir. Her bir Hem molekülüne dört adet globin bağlanır. Hemoglobin molekülünün ön molekülleri 10.000 kadar atomdan yapılmıştır. Bir hemoglobinin toplam moleküler ağırlığı ise 64.500 atomluktur. Sağlıklı bir erkekte günde 57 gram hemoglobin üretilir. Erişkin bir insandaki toplam hemoglobin miktarı ise 650 gramdır. Bu miktarı vücuttaki kanın tamamına dağıttığımızda kandaki hemoglobin yoğunluğunu buluruz ki, bu da yeni doğanlarda 200 g/l, bir yaşındakilerde 110 g/l, erişkin erkeklerde 140-180 g/l, kadınlarda ise 120-160 g/l ile ifade edilen bir kesafete denktir. Plâsmayı süzüp sadece alyuvarlar bir araya toplandığında, 100 ml alyuvar içinde 30–35 gram hemoglobin bulunur. Bir hücrenin içine 28–32 pikogram (10-12 gram, yani gramın trilyonda biri) kadar hemoglobin paketlenerek yerleştirilmiştir. Bu kadar hassas bir miktarı kim tartabilir ve böyle nazikçe bir hücrenin içine yerleştirebilir? Hemoglobinin de kendi içinde tipleri vardır. Buna gerek var mıydı denebilir. İnsanı Yaratan onun farklı zaman ve durumlardaki ihtiyacını da bildiği için, embriyonik hâlde iken ona hemoglobinin daha hızlı ve verimli oksijen bağlayan bir çeşidini (Hg-F) vermiş; daha sonra da bu ilk hemoglobinin, yerini asıl hemoglobine (Hg-A) bırakmasını temin etmiştir. Embriyon hâlindeyken hemoglobin % 100 Hg-F olduğu hâlde, yeni doğanlarda % 80 Hg-F, % 20 Hg-A olur. Beşinci ayda Hg-F % 10’a düşerken, Hg-A % 90’a yükselir. Erişkinlikte ise % 100 Hg-A görülür; ancak bu da kendi içinde küçük bir farklılık gösterir: % 97,5 Hg-A1, % 2,5 Hg-A2 olarak iki tipe ayrılır. Görüldüğü gibi hiçbir yön ihmal edilmeden, insanın bütün ihtiyaçları karşılanacak şekilde hikmetli bir tasarruf yapılmış. Ne israf edilmiş, ne de eksik bırakılmış! Kan hücrelerinin yaratıldığı ana kaynak durumundaki kemik iliği güvenli bir yere -kemiklerin içine- depolanmıştır. Her gün eksilen alyuvarların miktarı kadar yeni alyuvar yapılmakta ve dolaşıma verilmektedir. Bu yapım ve yıkım dengesi sağlığımızın da bir nevi göstergesidir. Bütün bu hassas faaliyetlerin aksamadan icrası, insandaki her hücrenin her ânına nigehbân, sonsuz ilim sahibi bir Yaratıcı’nın esmasının tecellisiyle mümkün olabilir! |
|


