İyonizan Işınlar


Işınları fizik hususiyetlerine göre bir tasnife tâbi tuttuğumuz zaman onları iki guruba ayırabiliriz:

1- Absorbe oldukları ortamda "dolaylı" veya "dolaysız" olarak iyonizasyona sebep olan ışınlar (İyonizan ışınlar)

2- İyonizasyona sebep olmayan ışınlar.

Yazımızın konusunu iyonizan ışınlar teşkil etmektedir.

İyonizan ışınlar deyince aklımıza Röntgen ışınları; Alfa, Beta ve Gamma ışınları; Proton, sikloproton ve proton-sinkrotonlar ve nötronlar, vb., gelmektedir.

Bugün hekimlik sahasında tabiî radyoaktif elemanlardan başka, sunî radyoaktif elemanlar (radyoizotoplar) da kullanılmaktadır. Radyoizotopların tıp ilmi dışındaki alanlarda da sık olarak kullanılışı, bol miktarda elde edilebilmeleri birçok insanları ve diğer canlıları İyonizan ışınlarla karşı karşıya getirmektedir.

İyonizan ışınların tıp alanında kullanılması ile hastalıkların teşhislerinde yeni imkânlar ortaya konmuştur. Değişik kimyevî maddelerle birleştirilen bu ışınlar (radyoizotoplar) farklı dokulara gitmekte ve orada oturarak radi oaktivite neşretmekte ve özel cihazlar yardımı ile bunlar tesbit edilerek dokuların özellikleri ve hasta olup olmadıkları anlaşılmaktadır.

İyonizan ışınların ilme katkıları yanında -ehil olmayan ellerde kullanılması ise insanlar ve diğer canlılar üzerinde dönüşü olmayan tehlikeleri de taşımaktadır. Bir taraftan röntgen ışınlan, tabiî ve sunî radyo-aktif elemanlardan çıkan ışınlar, diğer taraftan da atom bombasının keşfi ve bunun evvela 16 Temmuz 1945'te New Mexico'da deneme maksadıyla; 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'da ve 9 Ağustos 1945 te Nagazaki'de harp sırasında patlatılmaları ve bundan sonra da çeşitli gizli ve açık denemelerin yapıla gelmekte olması bunların çeşitli zararlı tesirlerini de beraberinde getirmektedir.

İyonizan ışınların canlılar (tek hücreliler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar) üzerine zararlı tesirleri; bilhassa deney hayvanları üzerine kötü tesirlerine ait pek çok araştırma yapılmıştır.
İyonizan ışınlara maruz kalan insanları 4 grupta toplayabiliriz;

a) Radyoterapi (röntgen tedavisi) gayesi ile iyonizan ışınlara maruz kalan hastalarda husule gelen değişiklikler.

b)-Teşhis ve tedavi amacıyla bu ışınları kullanan hekim, hemşire ve diğer tıp personelinde husule gelen değişiklikler.

c) Atom merkezleri, laboratuarlar ve endüstri kollarında çalışanların maruz kaldıkları değişiklikler

ç) Harplerde patlatılan bombalardan çıkan iyonizan ışınlara maruz kalanlar.

Devamlı olarak İyonizan ışınlara maruz kalan canlıda absorbe edilen enerji ile doğru orantılı" olarak artan ve ölümle neticelenen değişmeler görülür.

Işınlama sırasında:

1- Bir anda fazla miktarda iyonizan enerjinin absorbsıyonu hücrelerin muhtelif kısımlarım harab ederek onların derhal Ölümüne sebep olur.

2- Hücrenin santrozom denilen kısmındaki bir harabiyetin görülmesi halinde hücre bölünmesi olamaz ve hücre çoğalamaz.

3- Hücrenin hareket merkezi harab-olursa hareketi durur.

4- Hücre çekirdek ağı harab olursa kromozomların bölünmesi olmaz.

5- Sitoplâzmanın bir yerinin zedelenmesi durumunda hücre gelişmesi durur.

İyonizan ışınların en çok etkilediği sistemlerden biri kan sistemidir. Bu sistemde ortaya çıkardığı hasara ait yerli ve yabancı kaynaklarda pek çok yayınlar vardır. Kan kanserinin bu ışınlarla temasa gelenlerde fazla olduğu bilinmektedir. 1945 senesinde Japonya'da patlatılan atom bombalarından sonra sağ kalanlarda yapılan çalışmalarda, bombanın patladığı sahanın 4-5 kilometre çevresinde sağ kalanlarda sonradan kanser vakalarına çokça rastlanmıştır. Bombanın patlamasından 9 yıl sonra bile o bölgede kanser vakaları diğer bölgelere göre fazla bulunmuştur.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: İyonizan ışınların canlılar üzerine zararlı tesirleri vardır. İlme yardımı olması bakımından ise büyük faydalar sağlamaktadır. Öyle ise bunu kullanan kişinin karakteri önemlidir. İnsanlığın yararına kullanırsa nükleer santraliar ve atom denizaltıları yapılabilir. Zalimin elindeki bir silah ise ancak insanlığa fenalık getirir.



comments powered by Disqus