Kendini Yenilemenin Dinamikleri

Bir sistem veya kurum inşa edilirken yaratılış kanunları gereği, onun yıkılış ve ölüm tohumları da birlikte sisteme ekilmektedir. Bir benzetme ile bunu akla yaklaştıracak olursak, “canlılarda doğum aynı zamanda ölümün ilk başlangıç noktasıdır” şeklinde bir misal verebiliriz. Dolayısıyla, sistemin oluşmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan bu ölüm tohumlarının erken filizlenmemesi için, sebebler planında, o sistemi kuran veya yaşatanların sahip olması gereken bazı temel vasıflar bulunmaktadır. Bu yazıda, sistemin veya sivil toplum kuruluşlarının canlılığını sağlayıcı veya ölümünü geciktirici insan vasıflarının bazıları kısaca tanımlanacaktır

YENİLİKÇİ KİŞİLERİN GENEL VASIFLARI

Mucit kişiliğe sahip yenilikçi kişiler, Allah’ın yarattığı en üstün varlık olan insanlar içinde ayrı bir ummandır. Böyle kişiler kendilerine verilen icat, keşif ve yenilikçilik hasletini en güzel şekilde kullanır ve faaliyetten kendilerini alamazlar. Sosyal enerjileri oldukça fazladır. Kendilerini toplumun baskılarından kurtarabilirler ve “başkaları ne der?’ sorusuna kafa yorarak vakit kaybetmezler. Olan ile olması gereken arasındaki farkı çok iyi anlamışlardır. Kendilerini riske kolayca atabilir ve arkadaşlarından gelebilecek tenkitlere açık olabilecek gücü kendilerinde hissederler. Mucit ve yenilikçi kişiler çoğumuzdan farklı olarak, belirli bir yaklaşım üzerinde inatla durup, boşuna zaman harcamazlar. Hedefe ulaşmada kullandıkları stratejilerini ve metodlarını gerektiğinde kolayca değiştirebilirler. Bir problemi, ilk kavradıkları şeklinden vazgeçerek yeniden tanımlayabilirler. İşlerinden başka bir şey düşünmez; uzun saatler yorulmadan çalışabilirler. Çalışırken tükenmez bir enerjiye sahiptirler. Çünkü yeniliklerin, yorucu ve uzun süren çalışmaların sonucunda ortaya çıktığını hiç unutmazlar.

Kendini yenileyebilen böyle insanlar, kabiliyetlerinin ortaya çıkmasını şansa bırakmaz. Hayatı süresince sistematik olarak kabiliyetlerini (duyma becerisi, merak etme, öğrenme, sevme ve ümit etme ve diğer yetenekleri) ortaya çıkarmaya gayret eder. Çünkü böyle kimseler için dünya, eşsiz bir dershane ve hayatın zorlukları da değerli bir öğretmendir.

KENDİNİ BİLME

İnsanın kendini geliştirmesi ve yenileyebilmesi belli ölçüde kendini bilmeye, tanımaya bağlıdır. Hayatta en zor şey, insanı rahatsız edici bir faaliyet olan kişinin kendini bilmesidir. Bundan dolayı kendimizi sürekli meşgul edip, hayatımızı o denli değişik şeylerle, kafamızı o denli bilgiyle doldurup, çok sayıda insanla ilgilenip, öyle geniş bir alana yayılırız ki, kendi içimizdeki muazzam ve harika dünyayı araştırmak için hiç vaktimiz kalmaz. Kendini yenileyebilen kişi için sahip olduğu kabiliyetleri, geliştirme ve kendini arama bitmeyen bir faaliyettir.

İnsan ayrıca birbirine zıt hislerin etkisi altındadır. İnsan bencil ama benini unutabilecek kadar cömert olabilen bir varlıktır. Kafası sürekli kendi ihtiyaçlarıyla meşgul olan insan, kendini daha kapsamlı şeylerle ilişkilendirmediği sürece, hayatında bir mana bulamaz. insanda kendini bir şeylere adama isteği de vardır. Pek çok insan anlamlı bir gaye uğruna, ıztırap çekmeye ve sıkıntıya katlanmaya hazırdır. Bu isteğin değeri olan hedeflere yöneltilmesi gerekir. Montaigne bunu şöyle ifade eder: “Faziletin kolay hiçbir işi yoktur, o pürüzlü, cefalı işleri arar.” Ancak kendimizi bir şeylere adama tutkumuz, bencillik ve tembellikle kirletilme tehlikesine maruzdur. Başkalarına iyilik yapmak katıksız bir fedakarlık örneği olabileceği gibi, üstünlük taslamanın bir göstergesi de olabilir.

Benlik arayışında başarılı olmuş bir kişi, “ben kimim, beklentilerim neler olmalıdır, bana verilen kabiliyetleri yerinde kullanabiliyor muyum? Yaratıcı’ya karşı sorumluluklarım neler? Kendimi nelere adamalıyım?’ türünden pek çok soruya cevap vermiş olur. Özetle kendini yenileyen insan asla başarmış olduğunu düşünmez. Gerçekten önemli görevlerin belki kesintiye uğradığını ama asla tamamlanmadığını ve hedeflerin yaklaştıkça daha uzağa gittiğinin farkındadır. Kendisini tanımayan ve iç dünyasına yabancılaşmış fert ise, kendini yenileme kapasitesini ve canlılığını kaybeder. Adeta iki ayaklı yürüyen mezarlar gibi hayatını sürdürür.

SEVGİ

Sevgi ve arkadaşlık, çevresinden tecrid olmuş benliğin katılıklarını eritir. İnsan hayatına yeni boyutlar getirir, değer hükümlerini değiştirir ve insan ilişkilerinin dayandığı hissi temeli dengede tutar. Kendini yenileyen insan, diğer insanlarla karşılıklı olarak verimli şekilde ilişkiye girme becerisi kazanmıştır. Böyle bir insan sevgiyi almaya da vermeye de hazırdır. Kendisini yenileyen insan, diğer insanlara güvenebildiği gibi, diğerlerinin de kendisine güvenmesine imkan verir. Hayatı diğerlerinin gözleriyle görüp, diğerlerinin kalbiyle hissedebilme becerisi kazanmıştır. Sevgiye dayalı ilişkiler kuramayan insanlar, kendi dünyalarına hapsedilmiş ve aynı zamanda deneyimler dünyasının büyük bir bölümünden soyutlanmıştır.

ŞEVK

Kişinin entelektüel veya manevi hedefleri ne olursa olsun, öğrenme, büyüme, yenilgiden sonra tekrar eski haline dönme, engellerin üstesinden gelme, canlı, esnek bir hayat sürmede önemli unsurlardır. Bunların devamı için sürekli enerjiye ihtiyaç vardır. Kendini yenileyen insan bu noktadan üst seviyede şevke sahiptir. Yaratılışı gereği mananın peşinde koşan insan, günlük olaylardan düzenli sonuçlar ve anlamlar üretmeye çalışır. Yapmakta oldukları işten zevk duyan veya yaptıkları işte anlam bulan kimseler de inanılmaz seviyede enerjiye sahiptirler. Kendini yenileme becerisi kazanmış bir insan, yapmakta olduğu bir işe karşı ciddi bir inancı olmadığında, büyük bir inanç besleyeceği iş aramaya başlar. Herkes mutlaka hayatının bir kesitinde derinden inanç beslediği ve derin anlam bulduğu şeyler yapmalıdır. Çünkü hayattaki alışkanlıklar ve yapaylıklar, bir anlam ifade etmeyen rutin işler yapma, insanı ilgi duyduğu ve inandığı şeylerden uzaklaştırarak sosyal enerjisini atıl halde bırakır.

Teşvik fertlerin gelişip büyüdüğü toplumun özellikleri ile yakından ilgilidir. Yani çocuk yetiştirme şekilleri, öğretim sisteminin niteliği, fırsat yokluğu veya varlığı, teşebbüsü motive edici veya engelleyici durumlar, toplumun mevcut sosyal enerjiyi ortaya çıkarma veya baskı altına alma yolundaki eğilimi, toplumdaki ortak değerlerin canlı kalması ve bunlara kendini adama ve bağlama yolundaki sosyal tutumlar, teşviki etkileyen sosyal faktörlerdir. Ayrıca kişinin hedefleri, toplumun beklentileri ve eğitim sisteminin beklentileri de teşvik unsurunu etkileyen diğer faktörlerdir. Mesela sosyal bir kurum, insanoğlunun şevki ve inancı sonunda ortaya çıkar. Kurumun elde ettiği servet arttıkça bunu yaşatan şevk azalmaya başlar. Binalar büyüdükçe içindeki manevi güçler zayıflamaya yüz tutar. Bir başka deyişle büyük ve muhteşem eserler inşa edilirken, o eserleri inşa ettiren iman ve ruhu zayıflatmanın tohumları da birlikte ekilir.

Şevk eksikliğinin sebebi, açıklanırken gereğinden fazla refah (rahatlık faktörü) ilk sıralarda yer alır. Ancak bu, her zaman doğru değildir. Hayati önem taşıyan hedefleri, gerçekleştirmek için kendilerini adayan insanların belirli bir sıkıntı içinde olduğu gerçektir. Ancak fakirlik, her zaman yüksek bir teşvik gücü sağlamaz. Refah da her zaman şevki azaltmaz. Refah içindeki bir toplum, gizli kalmış enerjilerini ortaya çıkarabilme imkanına sahiptir. Bazı mucitlik çeşitlerinin ortaya çıkabilmesi için belirli ölçüde refaha ihtiyaç vardır. Asgari hayat sınırında ücret alan insanlardaki pek çok mucitlik gücü, ortaya çıkarılamaz. Yoksulluk içinde bulunan insanlar, yeni deneyimler edinmede ve yeni şeyleri denemede çok fazla hür değillerdir.

ÇOK YÖNLÜLÜK

İnsan, hayal edemeyecek kadar çeşitlilik gösteren davranışlarda bulunma kapasitesine sahiptir. Bu geniş saha içinde insan fert olarak, bütünün yalnızca küçük bir bölümünü çalışabilir. Uzmanlık, biyolojik, sosyal ve entelektüel yönleri olan bir mecburiyettir. En üst seviyede öğrenim görmek, sınırlı bir konuyu derinlemesine öğrenmek demektir. Bilim adamının en yüksek bir başarı seviyesine ulaşması çok defa kabiliyetleri arasında yer alan dar bir alan içinde yoğun bir şekilde çalışmasından doğmaktadır. Uzmanlaşmak, gerekli ve doğru olmasına rağmen beraberinde bazı riskleri de taşır. 0 da ileri seviyede uzmanlaşmış bir ferdin değişen bir dünyada son derece gerekli olan uyum sağlama yeteneğini kaybetme tehlikesidir. Örneğin teknolojik değişimler, bir kimsenin uzmanlık alanını geçersiz kıldığında o kişi, kendini yeni duruma alıştırmada zorluk çekebilir. Burada kritik olan şey, şartlar gerektiğinde yeni uzmanlık dallarına geçebilme becerisinin sürdürülebilmesidir. Kademeleşme sonucu ortaya çıkan uzmanlaşmanın yol açtığı garip bir olay da, üst amirlerin kendi altında olanlara kıyasla fonksiyonel kapasitesini daha fazla kaybedebilme riski taşımalarıdır. İşi bilen yardımcılarını kaybeden bir yönetici, gözünü ve ayağını kaybetmiş pozisyonuna düşebilir. Uzmanın genel kültür birikimini kaybetmemesi, kısmen teşvik edilmesine, gördüğü öğrenim tarzına, kısmen de yeteneklerinin olgunlaştığı kurum veya toplumun özelliğine bağlı olmaktadır. Uzmanlaşma, ferdin çok yönlülüğünü öldürme riskini taşıdığı gibi, kurumun kendini yenileme kapasitesini de azaltır. Fertler katı bir şekilde uzmanlaşmış ve değişime karşı hazırlıksız iseler, değişimin maliyeti yüksek olur ve toplum değişime karşı inatla direnir. Diğer yandan fertler, yeni şeyler öğrenmeye hazır ve yetenekli iseler, yeniden uyum sağlamanın beşeri maliyeti düşük olacak ve değişim karşısında çok az bir direnme meydana gelecektir. Kısacası hızlı değişen bir dünyada, çok yönlü, modüler fonksiyonları olan fertler, paha biçilmez bir kıymete sahiptir.

NE YAPILMALI?

Eğitim sistemlerinin yetersizliği dolayısıyla insanlar, sahip oldukları potansiyelin sadece küçük bir bölümünü keşfedebilmektedirler.

Kabiliyetlerin gelişmesi, bir bakıma fert ile çevresi arasındaki diyaloğun kurulabilmesine bağlıdır. Ferdin çevreye vereceği bir şey varsa ve çevre de bunu talep ediyor- sa, kabiliyetler gelişir. Ancak kabiliyetlerin büyük çoğunluğu normal hayatın sıradanlığı altında farkedilemez. Çoğumuzun fırsat çıkmadığı için geliştiremediği gizli kalmış birçok kabiliyeti veya becerileri vardır.

Üzücü olan şey, gençlere kendi çiçeklerini yetiştirmeyi öğretecek yerde, çok defa onlara vazoda hazır çiçekler sunulmaktadır. Onlara sıradışı düşünme ve mucit kişiliğe sahip olmayı öğretecek yerde, kal alan daha önceki buluşlarla tıkabasa dolduruluyor. Kafalarını kullanılması gereken bir vasıta olarak düşünmelerini sağlamak yerine, doldurulması gereken bir depo olarak görmelerine neden oluyoruz. Gençlere kim ve ne olduklarını öğrenmeleri, gerek insan gerekse toplum olarak nereye ulaşmak istediklerini bilmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır. Geçmişe fazla bağlanmak mucit kişiliği belirgin ölçüde azaltır. Gençleri, yarının yeniliklerini kendi başlarına öğrenebilecek tarzda eğitmek gerekir. Her an modası geçebilecek şeyleri öğretmekten ziyade, insanın anlama ve uygulama kapasitesini uzun vadede en fazla etkileyecek şeyler öğretmelidir. Analiz yöntemlerine ve kaynak problemleri tanımlayabilme ve problem çözebilme becerilerinin kazanılmasına daha fazla önem verilmelidir. Bunun için de gençlere, her yeni şartta yararlı olacak düşünce tarzlarını: merak, açık fikirlilik, objektif olma, ispat edilmiş sonuçlara saygı duyma ve eleştirici düşünme kapasitesini öğretmek daha doğru olacaktır. Eğitim, öğrenme, düşünme, problem tanımlayabilme ve çözebilme, sorgulama, araştırma teknikleri gibi kritik becerileni öğrenme merkezli olmalı ve sağlıklı iletişim kurabilen faziletli fertler yetiştirmeyi hedeflemelidir. Eğitim sisteminin yapabileceği şey, öğrenmek isteyeceği sınıra dek, ferdin sahip olduğu kabiliyetleri geliştirmek olmalıdır. Böyle bir eğitim, ferdi, önceden kestirilemeyen saldırıları karşılamada güçlü kılacak ve hızla değişen dünyada onun çok yönlü olarak hayata uyumunu sağlayacaktır. Bu yapılırsa, kendisini sürekli olarak yenileyen canlı ve dinamik bir sosyo-kültürel sistemi ve toplumu inşa etme imkanı doğacaktır.


comments powered by Disqus