Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !

Aman, dikkat! Hemen elini uzatma! Elin bana zarar vermez; ama bana dokunursan canın yanabilir! Sevgili insanoğlu! Diğer hayvanların birçoğunu tanımadığın halde dikenli elbisemden dolayı beni kısmen tanıyorsun. Bahçelerde, tarlalarda, koruluklarda, çalılar arasında bilhassa geceleri beni görebilirsiniz. Günümüzde ise herhalde en çok karayollarında ezilmiş halde görüyorsunuz. Bilhassa Avrupa'da o kadar çok yol açıldı ki, bize yaşama sahası kalmadı. Yaşadığımız yerler yollarla bölündükçe eş bulmak ve yuva yapmak için bir tarladan diğerine geçme gayretlerimiz maalesef bir arabanın altında ezilmekle neticeleniyor. Bu yüzden gelişmiş ülkelerde yaşayanlarımızın nesli sıkıntıya girmiş durumdadır.

Rabbimiz; gıdamızı, yaşama tarzımızı, yaşayacağımız ortamları, düşmanlarımızı ve bütün davranışlarımızı bildiği için, bize en uygun davranış modelini hususî bir ilhamla vermiştir. Cihazlarımız, "indirgenemez komplekslik" denen kavramda özetlendiği gibi birbirine uyumlu yaratılmıştır. Bunu şöyle açıklayabiliriz; aslanın pençesi aslana, geyiğin boynuzu geyiğe, kartalın kanadı kartala en uygundur. Aynen öyle de alâmet-i farikam, aynı zamanda en önemli silâhım olan elbisem de, vücudumun diğer özellikleri ile bütünleşmiş olarak yaratılmıştır.

Dikenlerim, vücudunuzdaki kıllar gibidir. Derinizdeki kılları yumuşak ve ince olarak yaratan İlmi Sonsuz Rabbim, bizde derimizin aynı bölgesinden kıl yerine diken meydana gelmesi için genlerle şifrelenmiş özel biyokimyevî mekanizmalar yerleştirmiştir. Böylece benim derimde kıl yerine gövdesi kalın, uçları sivri, dikenler yaratmıştır. Her biri 2-3 cm uzunluğundaki bu iğnelerin sayısı 5.000 civarındadır. Krem-beyaz renkli dikenlerimin alt kısımları siyah-kahverengi bantlıdır. Her bir dikenimin içi çepeçevre çemberlerle kuvvetlendirilmiş ve hava ile doldurulmuştur. Ayrıca ince levhalarla dilimlenmiş dikenlerimin kök kısımları ise kolay kıvrılabilmesi için, hafifçe boğumlu olarak incelmiştir, bu harika mimari sayesinde üzerine gelen basıncı zayıflatır. Dolayısıyla tutulmak istenip hafifçe sıkıştırıldığımda dikenlerimin ucunda büyük basınç oluşur ve tutanın eline batar. Dikenimin dip kısmında ise, basınç çok düştüğü için vücudumda bir sıkışma olmaz.

Dikenlerimin dibine yerleştirilmiş küçük kas demetleri, dikenlerimin hareketini temin ederek çok farklı yönlere çevirir, böylece birbirine geçerek dikenli engel meydana getirilir. Sakin haldeyken kaslarım gevşek olduğu için, dikenlerim yatıktır. Herhangi bir tehlike anında bu kaslar, irademin dışında kasılarak bağlandıkları dikenleri çeşitli yönlerde dikleştirir.

Buraya kadar sadece dikenimden bahsettim. Halbuki vücudumun her tarafı ayrı bir sanat eseri... Derimin altında bulunan panniculus carnosus isimli çok güçlü ve büyük deri kası, vücudumu çepeçevre bir kaftan gibi kenarlarından daire şeklinde sarar. Böylece başım ve kuyruğum bir araya gelerek tostoparlak kıvrılırım. Karnımın alt kısmında ise bu kasın her taraftan gelen uçları, orbicularis isimli başka bir kırmızı kasa bağlanır. Böylece bir iple ağzı büzülen torba gibi, karın tarafımdaki dikensiz ve zayıf kısım da torbanın içine alınmış olur. Bu dikenli topa artık kimse dokunamaz. Bu kadar mükemmel bir koruma mekanizmasını, hâlâ tabiata, sebeplere ve atomların tesadüfî dizimine verecek birisi varsa, ona diyecek bir şey bulamıyorum.
Bu kadar güçlü bir dikenli elbisenin tabii ki birkaç dezavantajı da olacak. En önemlisi bu dikenlerimin arasını kaşıyıp temizleyemediğim için; kene, bit ve pire gibi parazitler dikenlerim arasında çok kolay barınır. Hayvanlar arasında belki de en fazla parazit barındıran benim. Her ferdimizde bin civarında bit bulunabilir. İç parazit olarak en çok bilinen Leptospirosis'i idrar yoluyla size de bulaştırabiliriz.
Ağzımızdan salgıladığımız köpüklü tükürük, tesirli bir böcek öldürücü ve temizleyicidir. Bunu mümkün olduğunca vücuduma bulaştırırım. Bu salgı ayrıca arkadaşlarımızla haberleşmeyi ve yerimizin belirlenmesini temin eder, bilhassa üreme zamanında eşlerimizi bulmada çok işe yarar.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Mükemmellik kusur kabul etmez, halbuki elbisenizin bu kadar parazite yuva olması bir kusur değil mi (haşa)? Sevgili insanoğlu, bir kere aklından şunu çıkarma! Buna kusur değil, ekolojik denge gözetilerek hikmetli yaratılış demek daha doğrudur. Sadece benim hayatımı düşünürseniz, bu durum bir eksiklik gibi görülebilir. Ama parazitlerin de yaşama hakları var, ayrıca o parazitlerin tarafımdan taşınarak başka canlılara bulaştırılmaları, onların hastalandırılarak ölmelerine vesile olmak da ekolojik açıdan önemlidir. Allah (cc) dünyayı hiç kimsenin mutlak hâkimiyetine bırakmamış. Herkesin, vazifesini ifa ettikten sonra, yerini arkadan gelenlere bırakması gerekir. Her canlının ölümüne bir şey vesile olacaktır. Her mahlukun bir başkasına yenik düşeceği noktalar yaratılıştan vücuduna yerleştirilmiştir. Bu, umumî sistemin mükemmelliği içinde çok daha mânâlıdır. Misal olarak kendinize bakınız! Bizden daha mükemmelsiniz, ama bir virüse veya bakteriye yenik düşüp ölüyorsunuz.
Geceleri aktif olduğumdan gözlerim iyi görür. Fakat siyah-beyaz görürüm. Koklama ve işitme duyularım da çok iyidir. Zaten bu durumu beynimin koklama ile ilgili bölgesi olan olfaktör lobun büyüklüğünden de anlarsınız. Damağımda bulunan ve esas olarak koklama işi yapan Jacobson organı birkaç omurgalı hayvanda daha vardır. Diğer hayvanlarda avın yerini belirleme ve eşini bulmada kullanılan bu organın, bende daha başka fonksiyonları olma ihtimali vardır.

Derimin içinde farklı bölgelerde çeşitli salgılar üretilir. Erkeklerimizde koku bezi onların farklılığını belirler. Dişilerimizin üreme organından salınan salgının kokusu da üreme zamanlarının geldiğini gösterir. Ağzımın köşelerinden salgılanan salgılar yağlı tabiattadır.
Bizim de kendi içimizde türlerimiz vardır. Uzun kulaklı türlerimizin (Hemiechinus auritus) işitme duyuları, diğer türlerimizinkinden daha güçlüdür. Bunların üst işitme sınırı 45.000 hertz, yani yüksek frekanslar için sizinkinin iki mislinden fazladır (siz en fazla 18.000-20.000 hertzlik sesleri işitirsiniz). Bu hassasiyetimiz sayesinde yer altındaki solucan, kırkayak vs omurgasız canlıların hareketlerinden yerlerini belirler ve hemen çıkarıp yeriz. İşitme alt sınırı yani düşük frekanslı sesler için size göre zayıfız.
Kromozom sayımız 48'dir, yani sizin kromozom sayınınızdan iki fazla... Tabii ki bunun hiçbir önemi yok. Çünkü kromozom sayısı ile mükemmellik veya basitlik gibi bir karşılaştırma yapma devri geçti. Önemli olan kromozomlara özel kodlarla dercedilmiş genlerin mahiyetidir. Kromozom sayılarına ve melezleme çalışmalarına göre Avrupa'nın doğusu ve batısındaki kardeşlerimizin tek türe (Erinaceus europaeus) ait olduğu anlaşılmıştır. Mitokondrial DNA analizlerine göre, iki ayrı türe ait olduğumuz iddia ediliyor. İngiltere ve Girit'teki cinsimiz, Avrupa'daki cinsimizden daha küçüktür. Ayrıca batıdakiler, doğudakilere göre daha soluk renkli ve küçüktür. Genetik araştırmalara göre bizi iki ayrı türe dahil etmek isteyenler de vardır. Bunlar çok da önemli değil; çünkü bildiğiniz gibi tür kavramı henüz oturmamış. Belki de ayrı ırklardan oluşuyoruz.
Başta hamam böcekleri, çekirge, carabidler ve tırtıllar olmak üzere, solucan, salyangoz ve her türlü böcek temel gıdamızdır. Bununla beraber küçük fare, kertenkele, küçük yılan hattâ civciv bile yediğimiz olur. Yaşlı ve iri fertlerimiz büyük böcekleri yerken, daha küçüklerimiz ufak böcekleri yeriz. Böylece fertler arasındaki rekabet asgariye inmiş ve herkes nasibini yemiş olur.

Dikenli elbisemden dolayı düşmanımın çok az olduğunu söyleyebilirim. Bize kolay kolay kimse bulaşamaz. Ama baykuş ve porsuğu bundan hariç tutabilirim. Baykuşlar kıvrık ve iri pençeleriyle dikenlerimden tutup beni yere vura vura öldürebilir ve içimi yiyebilir. Çünkü bütün kuşlar gibi bunların pençeleri de cansız ve sert keratinden olduğu için, dikenlerim bunlara bir şey yapamaz. Porsuk da güçlü pençeleriyle dikenli korumamı aşarak içimi yer. Bazen arazide içim yenmiş, sadece dikenli postumun kaldığını görürseniz, bilin ki bir porsuk veya baykuşa yem olmuşumdur. Bu sebeple porsuk kokusunu duyunca hemen kaçarız. Nüfusumuz porsukların olmadığı bölgelerde, porsuk yaşayan bölgelere nazaran iki misli fazladır.

Metabolizma özelliğimizden biri de kış uykusuna yatmamızdır. Kışın dondurucu günlerini ve gıdanın bulunmadığı zamanları uyuyarak geçiririz. Böylece ölmekten korunuruz. Ancak yine de, uykuya yatanlarımızın yaklaşık yarısı kış uykusundayken ölür. Ölenler yazın iyi beslenememiş olanlardır. Kış uykusu tamamen mevsim şartlarına bağlıdır. Meselâ; Kuzey Afrika'da yaşayanlarımız hiç kış uykusuna yatmaz. Hava zaten sıcaksa ve gıda da varsa niçin ömürlerini uykuda geçirsinler ki?

Ama Güney Avrupa'da dört ay kış uykusuna yatarız. Güney Afrika'da şiddetli soğukların yaşandığı haziran-ağustos arasını, Orta Avrupa'da ise ekimden nisana kadarki zamanı uykuda geçiririz. Ancak Orta Avrupa'da soğuk hüküm sürerken, aynı bölgede hayvanat bahçesinde sıcak ve bol gıdanın bulunduğu odalarda beslenenlerimiz kış uykusuna yatmaz. Bu durum kış uykusunun tamamen soğuk ve açlıkla alâkalı olduğunu gösteriyor.

Kış uykusuna girmeden önce, derialtı ve karın bölgemizde beyaz yağ; göğüs, boğaz, koltukaltı ve omurga bölgemizde ise, kahverengi yağ depolanır. Yağ depolama işi yaz sonuna doğru başlar. Bu iki yağın özelliği birbirinden farklıdır. Beyaz yağ, soğukta kalacak bütün memelilerde tecrid maddesi olarak iş görür. Kahverengi yağ ise, sadece kış uykusuna yatacak olanlarda depolanır, aniden uyanmak gerektiğinde acil ısı vermede kullanılır.

Kış uykusu esnasında haftada bir-iki gün uyanıp vücudumda biriken zehirli atıkları atmak için idrar ve dışkı yapmak zorundayım. Uyku esnasında harcadığım yağın, metabolizma artığı olarak ortaya çıkan zehirli kısmını atamazsam ölürüm. Çünkü kış uykusunda iken, diyalize bağlanması gereken böbrek hastası gibiyim. Aslında; siz dahil bütün canlıların hayatı, zehir üretmek ve bu üretilen zehri atmaktan ibarettir, diyebiliriz. Yediklerimizden vücudumuz için faydalı olanları alıp, zehirli kısımları atmak olan metabolik faaliyetler, Kudreti ve İlmi Sonsuz Rabbimiz'i göstermektedir.

Kış uykusunda iken yağ depolarımın idareli kullanılması için vücut sıcaklığım 35 oC'den 15-20 oC'ye; kalb atım hızım ise, dakikada 250'den 10'a düşürülür. Aynı şekilde solunum hızım da azaltılır ve bazen iki saat kadar nefes alışım durdurulur. Bütün bunlarla metabolik hızım dış şartlara bağlı olarak 100 misline kadar azaltılabilir.

Kış uykumuzun başlaması için, erkeklerimizde anahtar rol hormonlara verilmiştir. Kışın günlerin kısalıp, gecelerin uzaması ile beynimdeki epifizden salgılanan melatonin seviyem yükselir. Bu ise testislerimden testosteron salınmasını dolayısıyla cinsî duygularımı azaltır, kanımda testosteron azalınca da uyuşukluk ve uyku halim başlar. Baharda ise, ışık ve sıcaklık arttığından epifizimden melatonin salgısı azalmakta, bu sefer de testislerimden testosteron salgılanması artmakta ve uykuya son verilmektedir. Dişilerimizin uyku periyodunun ayarlanmasında ise, hormonlardan ziyade çevre şartları daha önemli rol oynar. Kış uykusundan erkeklerimiz dişilerden 3-4 hafta önce uyanır.

Dişilerimiz hamile kaldıktan 35 gün sonra, 7 cm boyunda, 10-25 gram ağırlığında, 4-5 yavru doğurur. Burada da çok enteresan bir şefkat tecellisi görülür. Yavrularımızın dikenleri doğum es- nasında anneye zarar vermesin diye, embriyon ile birlikte gelişirken, derinin altındaki sıvı dolu küçük boşluklar içinde saklanır. Doğumdan 24 saat sonra deri içindeki sıvı emilir ve dikenler dışarı çıkar. Ayrıca bu dikenler henüz yumuşak olduğundan yavru, anneyi emerken zarar vermez. Doğumdan sonraki 2-3 hafta içinde bu beyaz dikenler, yeni, daha sert ve renkli dikenlerle yer değiştirir. Bu süre içinde top haline gelerek kendilerini korumayı sevk-i İlâhî ile öğrenirler. Üçüncü haftadan itibaren yavrularımızın süt dişleri dökülerek asıl dişleri çıkar ve yavrularımız altı haftalık olduklarında sütten kesilir. Yavrumuz artık kendi başına kalmıştır. Kendisine öğretilmiş gibi beslenmeye başlar; bir taraftan yoğun bir şekilde yağ depolarken, diğer taraftan da bir yuva yeri araştırmaya koyulur. Çünkü kış yaklaşmaktadır ve bahara çıkabilmesi için yağa ihtiyacı vardır. Baharda uyandığında, artık, yavru değil bir yetişkindir; kendisi de bir eş bulup yuva kurabilecektir.

Normal olarak herkes kendisine ayrı bir yuva seçer. Başkaları gibi birlikte uyuma huyumuz yoktur. Kışlık ve yazlık yuvalarımız ayrı ayrıdır ve yuvamızı kimseyle paylaşmayız. Diğer memelilerde olduğu gibi bizde arazi sahiplenmesi ve gıda kavgası yoktur. Herkes her yerde serbestçe dolaşır ve bulduğunu yer. Yuvamızın etrafında yaklaşık 100 dönümlük bir arazide dolaşarak besleniriz. Yiyecek bolsa daha az dolaşırız. Gündüzleri yuvamızda istirahat ederiz. Çok lüks yuva aramayız; uygun bir çalı altında ağaçların köklerinde veya kuytu yerlerde uyuruz. Geceleri ise, gıda aramaya başlarız. Besin için kavga etmeyiz. Allah (cc) herkesin rızkını vermiştir, diye düşünüyoruz.

İşte böyle, sevgili insanoğlu! Akşam olmaya başladı, karnım da iyice acıktı. Müsaade ederseniz nasibim olan böcekleri aramaya çıkayım. Hem böcek nüfusunu dengelemek, hem karnımı doyurmak, hem de gelecek kış için yağ depolamak gibi vazifelerim var. Seni de vazifenle baş başa bırakıyorum. Anlattıklarım üzerinde yoğunlaşmanı, Rabbimiz'e dair tefekkürde biraz daha derinleşmeni dilerim. Haydi sana da bana da hayırlı geceler!..
podcast itunes youtube rss twitter facebook