Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Sesli Dinle


‘Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu’ isimli hikâyede, ‘Kalender’ isimli bir atın sebep olduğu kaza ve bunun İstanbul, Brezilya ve Almanya’daki neticeleri alaycı ve esprili bir üslûpla aktarılır. Çalışma hayatının sonlarına doğru Kalender, mûtad olduğu üzere Şişhane’deki çöpleri toplamak için sahibi ile yola koyulmuşken bir aynada kendi aksini görmüş, bu görüntüden ürkerek önce bir dükkâna girmiş; sonra da tramvayın önüne fırlamıştır. Kazayı önlemek için anî fren yapan tramvay sürücüsü (vatman) arkadaki vâsıtanın tramvaya çarpmasına sebebiyet vermiştir. Tramvaya çarpan kişi, Brezilya’daki kahve üreticisinin son dakikada fiyat kırdığı haberini ihalede bulunan ortağına yetiştirmek isteyen Artin Margusyan’dan başkası değildir. Bu kaza neticesi baygınlık geçiren Artin Margusyan ihaleye yetişememiş, bu sebeple Brezilya’daki kahve üreticisine cevap mahiyetinde bir telgraf çekememiştir. Brezilya’daki kahve üreticisi ise, telgrafın gelmemesi sebebiyle elinde kalan malı Hamburg’taki bir tüccara satmıştır. İşleri kötü giden Alman tüccar Brezilya’dan gelen bu beklenmedik haber ile işlerini yoluna koymuş ve çocuklarına istedikleri oyuncakları almaya başlamıştır...

Bu hikâye, basit faktörlerin büyük neticelerle olan münasebetini biraz mübalağalı anlatıyor gibi görünse de, kâinatın işleyişi de bu hikâyedeki hâdiselerin birbirini takip etmesinden pek farklı değildir. Basit gibi görünen faktörler, sayısız değişkenin işin içine girdiği kompleks hâdiselerin gidişatı hakkında kader denk ehemmiyete sahip olabilmektedir. Kaos Teorisi bu tip hâdiseleri çözmeye, anlamaya yönelik olarak geliştirilmiştir. Tatmin edici olduğu söylenemese de Kaos Teorisi, dikkatleri kâinatın çok değişkenli kompleks işleyişine çekmektedir.

Tarihçe
Bilim dünyasında yüzyıllar boyunca geliştirilen teori ve kanunlar, sanayi inkılâbıyla birlikte mühendislik alanında da tatbik imkânı buldu. Ancak mühendisler, bilim dünyasının önlerine koyduğu teori ve kanunların belli bir noktadan sonra tıkandığını ve reel (beş duyuyla algıladığımız) dünyayla tam mânâsıyla örtüşmediğini fark ettiler. Örtüşmemenin temel sebebi ise, dinamik sistemlerin birçok değişkenle yönetildiği gerçeğidir. Meselâ, otomobil üreten bir firmanın, dünyanın her bölgesinde aynı tip süspansiyon sistemi veya aynı tip motor kullanması düşünülemez. Çünkü sıcaklık değişkeni, aracın farklı bölgelere göre farklı plânlanmasını gerektirir. Dinamik bir sisteme tesir eden bu gibi milyonlarca değişkeni anlama yönünde atılan ilk adım, diferansiyel denklemler olarak kabul edilebilir.

18. yüzyılın başlarında Leibniz ve Bernouilli kardeşler tarafından temeli
Kaos Teorisi’nde bahsi geçen ‘kelebek tesiri’ne göre, Brezilya’da kanat çırpan bir kelebek, atmosferde çok küçük bir değişikliğe vesile olur. Fakat belli bir süre geçtikten sonra, atmosfer bulunması gereken mecradan saptırılır ve bir süre sonra Endonezya Körfezi’nde tsunamiler ortaya çıkar.
atılan diferansiyel denklemlerde, mekanizmaya tesir eden değişkenler, belli kurallar çerçevesinde gözönünde bulundurulmaya çalışılmış ve denklemlere çözümler aranmıştır. Bununla meselenin ancak çok küçük bir kısmı halledilebilmiştir. Çünkü bütün değişkenleri göz önünde bulundurabilmenin imkânsızlığı yanında, hususî şartlar dışında diferansiyel denklemlerin çözümü yoktur. Problemin çözülmezliği karşısında mühendislik dünyası, değişkenleri kabullerle (assumptions) tarif ve kontrol etmeye çalışmıştır. Dinamik bir mekanizmaya tesir eden bazı değişkenler sabit kabul edilirken, bazıları da tesirlerinin ihmâl edilebilir oluşu sebebiyle yok sayılmıştır. Aslında kabuller, içinden çıkılması zor görünen bütün mühendislik problemlerinin kolaylaştırılarak çözümlenmesi işleminden başka bir şey değildir. Bu şekildeki bir çözüm, gerçek neticeden uzak olsa bile, neticeye ulaşma ve yorumlama adına bir fikir verebiliyorsa, büyük bir adım olarak değerlendirilebilir. Meselâ, bütün malzemeler sıcaklığın artırılmasıyla belli miktarda uzar ve genleşir. Bu uzama miktarı düşük sıcaklıklarda çok küçük bir değer olduğu için buradaki kabul (assumption) uzamanın olmadığı şeklindedir.

Mühendislik dünyasının meseleye diğer bir yaklaşımı, sisteme tesir eden değişkenlerin en aza indirilmesidir. Günümüzde birçok üretim tesisinde uygulanan 6σ programları, bu hedef doğrultusunda atılmış başka bir adımdır. Bu programlarda, tesis içerisinde akışta tesir payı olan değişkenlerden kaynaklanan üretim hataları ‘bir milyon üretimde üç-beş hata’ seviyesine kadar indirilmiştir. Ancak, insanoğlunun sıfır hata ile üretim ideali, çok sayıda değişkenin tam mânâsıyla yönetilememesinden dolayı ulaşılması imkânsız bir ütopyadır. Bir işletmenin sıfır hata ile üretim yapabilmesinin tek şartı, üretim akışının her bir anında sisteme tesir eden değişkenlerin bilinmesidir. Meselâ, sabahleyin eşiyle tartışan bir işçinin işine konsantre olamaması neticesinde yapacağı hata, önceden bilinmediği takdirde engellenemez. Burada işçinin konsantrasyon seviyesinin hassas bir değişken olması ve bunun kontrol edilememesi, sıfır hata ile üretim idealinin ulaşılamaz bir hedef olduğunu gösteren basit bir örnektir.

Bir DNA’daki küçük bir molekülün ilâhî takdir eseri değiştirilmesiyle kontrolsüz hücre çoğalmasının başlatılması, bunun da kanserle neticelenmesi bu konuda verilebilecek başka bir örnektir. Hz. Peygamber’in (sas) Hicret esnasında saklandığı mağaranın girişine bir örümceğe ağ ördürülüp, müşriklerin dikkatinin oradan çevrilmesi, bununla Hicret’in başarıyla neticelendirilip İslâmiyet’in yayılması bu konunun düşündürdüğü oldukça mühim bir noktadır.

Değişkenleri yönetebilmek, değiştirebilmek ve onlarla dilediği gibi neticeler elde edebilmek, zamana, mekâna, bütün boyutlara ve âlemlere hükmetmekle olur. Daha açık bir ifadeyle, ancak sebepleri ve değişkenleri yönetebilen “yaratabilir.” Çünkü Bediüzzaman Hazretleri’nin de; “Bütün bu âlemin bütün eşyası, birbirine bakar gibi, birbirine yardım eder. Birbirini görür gibi, birbirine el ele verir. Birbirinin işini tekmil için, birbirine omuz omuza veriyor, bel bele verip beraber çalışıyorlar.” (22. Söz, 1. Makam, 7. Bürhan) sözleriyle vurguladığı gibi, kâinattaki her şey, bir diğerine çelikten ama görünmeyen halatlarla sımsıkı bağlıdır.

İşte Kaos Teorisi, kâinattaki bu dinamik münasebetler ağını fark ederek, bunların matematik modelini kurmayı hedeflemektedir. 1960’da meteoroloji uzmanı Edward Lorenz tarafından ortaya atılan Kaos Teorisi, bizlere her bir varlık ve hâdisenin birbiriyle ne kadar iç içe ve irtibatlı olduğunu anlatmaktadır. Kaos Teorisi’nde bahsi geçen ‘kelebek tesiri’ bunun en güzel misâlidir. Teoriye göre, Brezilya’da kanat çırpan bir kelebek, atmosferde çok küçük bir değişikliğe vesile olur. Fakat belli bir süre geçtikten sonra, atmosfer bulunması gereken mecradan saptırılır ve bir süre sonra Endonezya Körfezi’nde tsunamiler ortaya çıkar. Yani başlangıç şartlarında meydana getirilen en ufak ve beklenmeyen bir değişiklik, neticeleri itibariyle kaosa yol açabilir. Biz bu teoriyi, bir çivinin bir nalı, bir nalın bir atı, bir atın bir komutanı ve bir komutanın da bir ülkeyi kurtarmada rol oynayabileceği esprisinde görebiliriz.

Bilim ve mühendislik dünyası, değişkenlerin tam mânâsıyla yönetilebilirliği noktasında tıkanmıştır. Gelecekteki şartlar bilinmeden, hangi tür değişkenlerin oluşturulan sisteme hangi nispette ve hangi süreyle tesir edeceği anlaşılmadan, kusursuz tasarım bilim dünyası için ancak bir hayaldir. Mükemmel bir dizayn, değişkenlerini bizim belirlediğimiz, dış âlemden tecrit edilmiş bir ortamda mümkün olabilir ancak. Bu ise hiç mümkün görünmemektedir. Kanının akış hızındaki veya saçlarının uzama hızındaki değişkenleri bile kontrol etmekten âciz insanoğlu, milyarlarca canlının yaşadığı bir kâinattaki bütün değişkenleri asla kontrol edemeyecektir.

Bu noktada durup soluklanmamız ve bulunduğumuz odanın camından dışarı bakmamız gerekiyor. İnsanoğlunun bir ütopya olarak kabul ettiği ‘değişkenleri yönetilebilen bir dizayn örneği’ hemen pencerenin dışında bizlere bakıyor. İçinde bulunduğumuz kâinat en ufak bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde mükemmel bir yaratılış örneğidir.

Buraya kadar anlatılanların ışığında kader hakikatinin yorumlanması mümkündür. Hayy ve Kayyum olan Cenab-ı Hakk (cc), ‘kâinat’ denen bu dinamik mekanizmanın işleyişinde tesir rolü oynayacak her bir değişkeni anbean yaratmakta, düzenlemekte ve bunları birbirleriyle çatışmayacak şekilde sıraya koymaktadır. Bu yaratma ve düzenleme sürecinde insanların cüz’î iradeleri, kendi mesûliyet dairelerine taallûk eden işlerde göz önünde bulundurulmaktadır. Yaşamış, yaşayan ve yaşayacak milyarlarca insanın cüz’î iradeleri neticesi yapacakları fiillerine göre değişkenler yaratılmakta, düzenlenmekte ve yaratma (ibda ve inşa) fiili bu şekilde gerçekleştirilmektedir. Meselâ 04.09.1982 tarihinde saat 12.24.33’te 36. paralelin 23 km batısında esecek rüzgârın hızı, sıcaklığı, bileşenlerinin nispeti, nem miktarı ve esme yönü gibi değişkenlerin hepsi İlm-i İlâhî’de bellidir. Aynı şekilde, bilinmeyen bir vadinin bilinmeyen bir noktasında kendisine barınak yapan bir karıncanın hangi anda, ne kadar toprak taşıyacağı da bellidir. Yaratılan ve idare edilen bütün değişkenlere yaratılmışlar cihetinden bakıldığında, kâinatın bize bakan tarafının tam olarak anlaşılması ancak sayısız değişkenden oluşan diferansiyel denklemin çözülmesine bağlı olduğundan, aslında imkânsızdır.

Evet, kainat hârikûlâde bir yaratılış eseridir. Bize bakan tarafıyla mükemmel bir dizayn olarak gözüken bu âlem, en ufak bir sapmaya dahi tahammül edemez. Aksi taktirde, sebepler plânında insan da var olamazdı. Çünkü birbirlerine çelik halatlarla bağlı canlı ve cansız varlıklar, en ufak sapmada domino taşları gibi birbirleri üzerine yıkılacak ve kaos doğacaktı. Kâinatta, deneme yanılma yoluyla da bir düzen kurulamaz. Böyle bir yolla kâinat, henüz birinci salisesinde çökmeye mahkûm olacaktı. En mükemmel düzen, değişkenlerin en hassas ölçülerle kontrol edildiği bir yaratılışın eseri olabilir. Âlemlerin Rabbi, kâinattaki düzeni, isim ve sıfatlarının tecellisi olarak kabza-i tasarrufu altında her an yarattığı hassas değişkenler üzerinden devam ettirmektedir.

Evet, Kaos Teorisi, sayısız değişkenle idare edilen bu kâinat fabrikasının kompleks yapı ve işleyişini anlamaya çalışan, fakat çözemeyen insanın acizliğine tercüman olmaktadır. Çünkü, kaos gibi görünen bu kompleks sistem, aslında her şeyiyle ince ve hassas bir nizamın tâ kendisidir. Bize ise, böyle bir plân ve programla işletilen kâinat karşısında sadece “Ne mükemmel yaratılmış!” demek düşmektedir.


________________

Kaynaklar
- Ian Stewart, Does God Play Dice? The Mathematics of Chaos.
- Bediüzzaman, Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı.
- Haldun Taner, Şişliye Yağmur Yağıyordu.


podcast itunes youtube rss twitter facebook