|
Kültür Gerçeğine Farklı Bir Bakış
Dr. Selim ÇALDIRANLI [email protected] |
|
Sosyal ve tarihî araştırmalar belirli bir kültür içerisinde yapılır ve o kültürün özelliklerini yansıtır. O halde kültür nedir? Basit bir ifadeyle, cemiyet seviyesinde insan hayatını mümkün kılan, neslin devamlılığını sağlayan ve belirli şartlarda grup-toplum seviyesinde koliektif (ortak) bir kimliğin ortaya çıkmasıdır. Ferdin zihni, büyük bir kısmı şuur altında gizli olan kompleks bir kâinattır. Ferdi şekillendiren kültür, bir bakıma aysbergleri andırır. Onun küçük bir kısmı şuurumuzla bilinebilir ve kontrol edilebilir. Büyük bir kısmı ise şuuraltında gizlidir. Kollektif şuuraltı, lisanda, mûsikîde, dinî törenlerde, sanatta, edebiyatta ve toplumu bir arada tutan organizasyon ve müesseselerde yerleşmiş bulunmaktadır. Kollektif şuuraltı aynı zamanda zihni, fonksiyonel olarak tesirli kılan, düşüncenin malzemesi olan kavramları şekillendiren görünmez bir yapıdır. Akılcı düşünme veya akıllı davranış, ferdin kollektif şuuraltında gömülü, gizli kabullenmelerin içerisinde akla uygun hale gelir. Çünkü her fert kendi kültürel ve sosyal değerleri içinde yaptığı davranışları, akılcı kabul eder veya en azından öyle olduğuna İnanır. Mesela, hürriyet kelimesi, psikolojik olarak serbest olma hissi uyandırır. Fakat bu serbest olma hissinin, hangi sınırlar içinde hangi seviyede kullanılacağını dinî ve kültürel sınırlar belirler. Sosyal bir hâdise incelenirken unutulan veya gözardı edilen en önemli bir nokta şudur: İnsanların kendi iç dünyalarıyla (benlikleriyle) dış dünya arasında kurdukları münasebet. Bu hayat, dinle doğrudan alâkalı olup, din tarafından şekillendirilir. Yaratılış itibariyle âciz, fakir olan insanın bu âcizlik ve fakirliğine karşı en temel korunma mekanizması, tarih boyunca olduğu gibi bugün de dindir. Din, her toplumda kültürün ana dinamiklerinden birini oluşturup, sosyal ilişkilerde ve materyal üretiminde önemli rol oynar. Çünkü din, her toplumda insanı faziletli kılmasıyla, ahlakî davranışları teşvik etmesiyle, insanın düşünce ve hislerini İlâhî emirler doğrultusunda kullanmasını emretmesiyle kendini ortaya koymaktadır. Yaratıcı'ya ve O'nun getirdiği İlâhî sisteme inanma, ferdin davranışlarını adâb-ı muaşeret prensipleri ışığında sosyalleştirmiştir. Din, bugün de mikrokâinat hükmünde olan insanın iç dünyasını yapılandırın, organize edici fonksiyonlarını korumaktadır. O, ferdi bencillikten kurtarıp, içtimaî bünyenin düzenini sağlayan en güçlü bir vasıtadır. Maddî ihtiyaçlarını üretemeyip sadece satın alarak ona sahip olan insanlar, onları üreten toplumun kültür değerlerini benimsemeye başlar ve neticede de kendi kültürüne yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Herhangi bir kültürün gözle görülür bir başarısı, gözle görülemez yapısından koparılarak, başka bir kültüre başarılı şekilde aktarılamaz. Mesela, sanayileşmiş bilgi üreten toplum olmayı ele alalım. Bu iki vakayı veya süreci kendi kültürünüze aktarmak istediniz. Yabancı bir kültür dünyasında gelişen bu iki vakayı ağrılı ve sancılı olarak, yer yer kültür şokları ve yaralanmalarına maruz kalarak, kendi kültürünüze aktarabilirsiniz. Kültürün daha gizli yönlerinden olan "Sadece çalışan insan hakkını alır ve mesleğinde ilerler" gibi mefhumlar, uygulanabilir şartlar hazırlanmadıkça, başka bir kültüre aktarılamaz. Aktarılsa bile pratiğe dökülemez, sadece sözü edilir. Kültürler de şiir gibi kendi orijinalliği içinde tercüme edilemez. Bu husus da beşerî münasebetleri incelerken, kültür izafîliğinin dikkate alınmasını gerektirir. Herbir kültürün kendi kendine yeterli bir dünya oluşturduğu düşünülür ve herbirinin kendine has şartlara cevap olarak ortaya çıktığı da hesaba katılırsa, kültürlerin karşılıklı olarak birebir uyuşabileceklerini söylemek çok zordur... Bundan dolayıdır ki, farklı kültürlerin insanları, birbirleriyle tam olarak anlaşamazlar. Zira bütün fertlerin idrak seviyeleri (kognitif cihazları) kültürleri tarafından şekillendirildiği için, fertler kendi kültürlerinin ürünüdür. Başka kültürleri incelerken, dünyadaki herkes pratikte kendine ait idrak seviyesinden kaynaklanan algılama (kognitif) emperyalizmini kullanır. Bizim algılamalarımız kendi kültürümüz içinde şekillendiğinden onun dışına çıktığımızda, farklı kültürlere karşı kör ve sağır hale gelmiş oluruz. Biz insanlar, kaçınılmaz olarak çok geniş seçim veya tercih aralıklarına sahip olamamaktayız. Çünkü başka kültürden biri, kendine yabancı kültürü, o kültürün insanları kadar doğru kavrayamayacaktır. O halde çapraz ve karışık kültürleri incelerken ve elde ettiğimiz sonuçlan yorumlarken dikkatli ol malıyız. Özetle kültür gerçeği, insanî münasebetleri incelerken holistik bakış açısı (heptenci ve sistemci düşünme metodu) kullanmamızı zorunlu kılar. Bir yabancı kültürü anlayıp değerlendirebilmek için coğrafya, iklim, fizikî şartlar, inanç, refah seviyesi, hükümet problemleri, insanların tutum ve davranışları, dış tesirlerin mâhiyeti ve dünyada ülkenin pozisyonu gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Bu faktörler dikkate alınarak yabancı kültürler incelenirse, insanlar farklı kültürden olanlara karşı daha müsamahakâr davranıp, karalama yerine onları anlamaya ve saygı duymaya başlayacaklardır. Belki de insanların çok kültürlü- siyasî sistemleri kurmalarına vesile olacaktır. Kısaca, bütün sosyal hadiseler, kültürel yapı içinde analiz edilip değerlendirilmelidir. Ekonomik faktörler kadar kültürel faktörlerin de toplumları şekillendirmede önemli rol oynadığı ve kültürel faktörlerin içinde de dinin en önde geldiği unutulmamalıdır. Aksi taktirde, bu faktörler gözardı edilerek yapılan sosyal araştırmaların geçerliliği, güvenilirliği ve getirdiği kalıcı çözümler de çok az olacaktır. KAYNAKLAR 1) BROWN, S. et al. (Edit) (1981) Conceptions of lnquiry Opcn Univ. Press. London. 2) BROWN, S.C (edit). (1984) Objectivity and Cultural Divergence . Cambridge Univ. Press. London. |
|


