Kuşların ötmeleri üzerine yapılan çalışmalar, insanlardaki bazı mekanizmaları
anlamamıza yardım etmiştir. Bunlardan biri zekânın 18 yaştan önce
geliştirilmesi gerektiğidir.

Bazı ilim adamları, öten kuşlar üzerinde, özellikle Afrika’nın tropikal örümcek
kuşu üzerinde araştırma yaptılar. İlk konu, kuşların ötmeyi nasıl öğrendiği
idi. Ötme bir talim işi olup kuşta yaratılıştan mevcuttur ve beyin yapıları
ötme mekanizmasını organize edebilecek kapasiteye sahiptir. Bu mekanizma,
sadece bir potansiyeldir, taklitle ortaya çıkar. Yumurtadan çıkar çıkmaz sağır
edilmiş veya yetişkin kuşlardan uzak tutulmuş olan yavru kuşlar, ötme yaşına
gelince bazı sesler dışında hiçbir ses çıkaramazlar. O halde ötme, sözle geçen
kültüre benzetilebilir. Bu da demektir ki, öten son bülbül kaybolunca, bülbül
ötmesi artık duyulmayacaktır.

Kuş ötüşünün incelenmesi, insandaki davranış biçimlerinin incelenmesinden daha
kolaydır. Zira kuşlarda, temelde aynı olmak üzere nevilere göre küçük
farklılıklar vardır, insanda ise davranış biçimleri adeta neredeyse sonsuz
denecek sayıdadır. Yine de inceleme neticelerini birbirinden tamamen ayrı
düşünmemek gerekir. Bunlar, insandaki mekanizmaların anlaşılmasına yardım
ederler. Çünkü her ikisinin de Yaratıcısı ayni olduğu için bazı temel noktaları
her iki nevide de görebilmekteyiz. Bu son noktadan hareketle diyebiliriz ki,
gerek insan dışındaki canlıların, gerekse dünya ve diğer gezegenlerin
hareketlerinin incelenmesinin odak noktasında insanın istifadesinin esas olarak
bulunması, bizi daima bu yöne çeken hususlardan en önemlisi ve araştırmalarda
unutulmaması gereken bir ipucudur.

Örümcek kuşları tek başlarına ötmezler; üçlü, dörtlü veya ekseriyetle ikili öterler. Kuş türlerinin çoğunda sadece erkek öter. Bu durumda erkek ve dişi arasında gerek tüy, gerekse ağırlık v.s, açısından belirgin farklar vardır. Örümcek kuşunda ise, bunun
zıddına erkek dişiden ayırt edilemez. Dişi de öter ve bütün bir hayat boyunca
çiftler, sanki tek gibi hareket eder. Bu kuşların sesi kaydedildiğinde, ya önce
birisinin başlayıp ötekinin bitirdiği ya da beraberce bitirdikleri görülmüştür.
Ahenksizliğe rastlanmaz.

Her bir kuşun ötüşü tonalite, fasıla, süre ve oarmonikler yönünden düzenli bir müziğe
benzetilebilir. Her bir çiftin kendisine has bir repertuarı vardır. Bu, onun
aile ismi gibidir. 10 seneyi aşkın sürede binlerce çifti inceleyen
araştırıcılar, hiçbir çiftin repertuarının diğerininkine benzemediğini müşahede
etmişlerdir. Üçlü ve dörtlü gruplarda ise yine esas olan çifttir, 3. ve 4. ter
ekseriya o civarda bulunan ve koroya sessizce katılan kuşlar veya yavrulardır.
Kuşlardan birisi çiftten ayrı bırakıldığında önce çılgınca aynı şekilde öter,
birkaç gün sonra bu azalır, sonra da sadece alarm durumlarında bağırma haline
dönüşür.

Bu kuşlar, belli bir bölgede çok fazla olurlarsa, repertuar gittikçe zenginleşir, tersine çok az kuş olursa çok basitleşir. Bu ritim şekli kuşa, sık ormanlarda, görmenin mümkün
olmadığı durumlarda eşini bulmasında yardımcı olur.

Kuşun ses çıkaran organı, insandaki gırtlağa benzer. Solunum yolunun üst ucunda kaslar bulunur. Bunlar değişik şekillerde kasılarak yolun genişliğini değiştirirler ve hava
geçtikçe titreşirler (şekil 1) XII. kafa çifti siniri bu kasları idare eder.
Bir araştırıcı, ispinoz kuşunun sağ XII. sinirini kestiğinde kuş sesinin çok az
değiştiğini, sol tarafı kestiğinde ise çok bozulduğunu görmüştür. Benzer durum
insanda da vardır Beynin sol tarafı sözlü, sağ tarafı sözsüz ilişkilerden
sorumludur. Buna rağmen insanda bu mutlak değildir. Çocuklukta konuşma
merkezlerini harabeden sol beyin yarımı lezyonlarında, sağ beyin yarımı durumu
ele alır ve konuşma meydana gelir. Beyin, gelişmesini tamamlamadığı zaman,
artık bu şekilde bir elastikiyet vardır.

Kanaryalar kış başlangıcında geçtiği yılın ötüş şeklini unutur.

Biyolojik olarak erkeği dişiden ayıran, kanda bulunan çok az miktardaki testosteron hormonudur. Dişiye testosteron verilince, erkek kuş gibi ötmeye başlar. Testosteron, yeni sinir hücreleri meydana getirmez, hücrelerin metabolizmalarını hızlandırarak
yeni enzimlerin meydana gelmesini sağlar.

Erkek kanaryalar her ilkbaharda yeni bir repertuar öğrenirler. Kışın başlangıcında da bunu unuturlar. Beyindeki bağlantı miktarı, kışın %40 oranında azalır (şekil 2/a-b).
Sinir hücrelerinin bağlantı sayısı (sinapslar) bu açıdan çok önemlidir. Bir
hücrenin sinapsı ne kadar çoksa, o hücre o kadar çok iş yapar. Umumi manada da
zekâ bir bakıma bu zenginlikle paraleldir.

Maymunların beyni genel görünüşte insan beynine çok benzer. Fakat bu sinapslar yönünden mukayese edilemeyecek kadar fakirdir. Sonbaharda kanaryanın beynindeki sinir uzantıları ve sinapslar oldukça azalır ve böylece repertuarını unutur. Bu durum, aynen insanlarda, yaşlılıkta beyindeki bu ilişkilerin azalmasından dolayı meydana
gelen hafıza zayıflığı gibidir. İlkbaharda hormonların artmasıyla bunlar
yeniden gelişir. 18 yaşa gelinceye kadar ne kadar öğrenilirse, sonra da o kadar
çok şey yapılabilir.

18–20 yaşa kadar sinapslar çoğaltılabilir. Bu yaştan sonra da mevcut bağlantılardan istifade edilebilir. İnsanda bu durum kuşlarda olduğu gibi hormonal değişikliklerden
fazla etkilenmez gibi görünmektedir. Zekânın gelişmesinde de daha ziyade
beslenme faktörleri rol oynamaktadır. Yetersiz beslenme durumunda hücreler
arası ilişkiler tam anlamıyla gelişememektedir. Bundan da öte, bunları esas
geliştiren, dışardan gelen uyaranlar, yani zihni devamlı çalıştırma
işlemleridir. Mesela çocuklarla sözlü oyunlar fazla yapılırsa konuşma
merkezleri daha çok çalışır. Beynin bu elastikiyetinden dolayı, 18 yaşa kadar
olan devre şahsın istikbali açısından oldukça önemli bir yer tutar. Bu yaşa dar
ne kadar çok çalışılırsa zekâ o kadar çok gelişir. Dolayısıyla daha sonraki
yaşantıda kişinin hadiseleri karşılayışı ve çözümü o kadar rahat olur (şekil
3). Kanaryanın kışın unutması hali, insanlarda meydana gelmez. Eğer böyle
olsaydı, fen ve cemiyet hayatında tahmin edilemeyecek kadar bozukluklar
oluşurdu. Hâlbuki kanarya için bu bir kayıp değildir. Çünkü onlardaki içtimai
hayatın devamında, aynı şeyin unutulması mahzurlu değildir. Kanaryalar, yeniden
başka anlaşma şekli olan yeni ritimler bulurlar. Demek ki, Yüce Yaratıcı her
nevin özelliklerine göre onlara vücut mekanizmaları vermiştir. Aksi halde
herşey karmakarışık olurdu. Hâlbuki biz kâinatta daima bir düzen ve ahenk
görmekteyiz.

20 yaşından itibaren her gün yüzlerce sinir hücresi kaybolur ve yerlerine yenileri gelmez.

Bu kaybolma, sinaptik bağlantı imkânlarını azaltır. Fakat bu gelişigüzel olmaz.
Öncelikle daha az çalışan hücreler kaybolur. Hayatın sonuna kadar hayat için
lazım olan ve fazla kullanılan hücreler kalır. Bunlar da devamlı çalıştırılırlarsa insan yaşlı bile olsa, hala çok faydalı şeyler yapabilir.

Bundan dolayı emekli olunca işten tamamen el çekme, bir köşeye çekilme yanlış
bir davranıştır. Hayatın sonuna kadar aktivite içinde bulunmaya gayret
edilmelidir.

Demek ki insanın, gerek canlıların anatomik yapıları, gerekse yaşayış biçimlerinden alacağı çok dersler vardır... Böylece inan, kendisini ve çevresini dahi iyi tanıyacak ve kendini Yaratanın, ona vermek istediği makama layık olmaya çalışacaktır.

comments powered by Disqus