Ploceidae dokumacı kuşları familyasına mensub Passerinae serçeleri, yuva yapma sanatları birbirinden farklı 9 alt familyanın yanısıra, kendilerine has bir alt familya teşkil ederler, Yuva yapma sanatında en mahir olanlar ise gerçek dokumacı kuşlar alt familyasına (ploceinae) ait 70 kadar cinsdir. Bunların çoğu Afrika’da Büyük Sahra’nın güneyinde, birkaçı da güney Asya’da Yaşar. Büyüklükleri serçe ve karatavuklar kadar olan bu kuşların yuvaları tamamlanışı açısından hayrete şayan, yapısı itibariyle ise kalın ve dayanıklıdır. İskete kuşlarında olduğu gibi yuvanın üst kısmı kapalı, yuva ağzı yan veya alt tarafda, uçuş deliği bazen uzunca bir boru ucunda olabilir. Yuvanın kapalı üst kısmı yağmurdan ve tropikal güneş Işınlarından korurken, uçuş borusu da ağaç yılanlarına karşı muhafaza vazifesi görür (şekil 1). Bilhassa Cassini dokumacı kuşunun yuvası diğer cinsler arasında en düzgün olanıdır.

Yuva yapma işi daha çok erkek kuşa aitdir; dişi kuş, yuva tamamlanınca iç kısmını tanzim eder. Malzeme olarak civarda ne varsa, bilhassa ince, bükülebilen ve kopmayan ot sapı, palmiye yaprağı ve benzeri kullanılır. Bir yaprağın veya sapın ucundan gayasıyla sıkıca tutan kuş, uçarak uzunca bir şerit koparır. Bunu ve diğerlerini bir dalın ucuna düğümledikten sonra getirdiği her şeridi öncekilerle örer. İskete kuşlarında olduğu gibi yuva bir çatal üzerinde kurulur, Çatal, ağız kısmının alt tarafından şeritler uzatılarak halka teşkil edilir. Halka, he iki yana genişletilerek bir yana kuluçka odası diğer yana da, ağzı aşağıya uçuş borusuna doğru uzatılan bir ön oda hazırlanır. Dokumacı kuşu, sepetçiler, bazan da tüm dokumacılar gibi çalışır, Dokumacı kuşunun kullandığı şeritler ise, dokuma tezgâhlarında olduğu gibi uzun değildir. Bu durumda şeritlerin ucunu daha Önceki şerit boşluğuna geçirerek veya öncekine düğümleyerek tesbit etmek zorunda kalır. Ayaklarıyla şeridin diğer ucunu sıkıca tutarak gagasıyla yapdığı örgü şekilleri çok çeşitlidir ve duruma göre değişir. En basit şekliyle bir dala veya bir şeride başka bir şeridi ilmik şeklinde atar, bir şeridi başka bir ilmikten geçirir veya şeridi bir dala düğümler veya sadece spiral şeklinde sarar ve neticede yine ilmikler, örgüler arasında şeritleri geçirmeyi ve çekmeyi iyi becerir. Böylece yapılacak yuva için kalıp zemin hazırlanmışsa arış ve atkı sistemiyle asıl dokuma işine geçer, yuvayı sağlamlaştırır ve sıklaştırır. Şeritlerin birbirine dikey dizilişi yuva ağzı istikametine ise diyagonal (çapraz) oluşu gayet muntazamdır. Bu sayede yuva, sağlamlığını ve elastikiyetini kazanır.

Örgü işi sürdüğü müddetçe düğümleri iyice sıkıştırmaması tedbir yönünden dikkate değer. Renelopenin Odyssee’de elindeki işiyle yapdığı gibi yapmak istememektedir. Çünkü: Yuva tamamlanmadığı fakat barizleştiği andan itibaren erkek kuş, yuva ağız kısmında kanat çırparak ve öterek kendisine eş atar. Dişi kuşlar bunu fark eder, fakat yuva beğenme hususunda çok titizlik gösterirler ve hemen bir yuvayı beğenmeyebilirler. Bir hafta geçdiği halde yuva bit dişi kuş tarafından işgal edilmemişse, erkek kuş başdan beri anlatdığımız şekilde ihtimam ve gayretle kurduğu yuvasını bozarken düğümlerin iyice sıkıştırılmış olmaması, işini kolaylaştırır ve çabuklaşdırır. Daha sonra daha güzel bir yuva yapmaya çalışır ve başarılı olursa, dişi kuş çimen ve diğer yumuşak malzeme ile yuvanın içini tanzim eder.

Çalıkuşunun başdan birkaç yuva yapıp dişi kuşlara takdimine karşılık dokumacı kuşları sadece bir yuva yapmalarıyla onlardan ayrılır. Her defasında yuva kalitesi değişik olabilir. Genç olanlarla yaşlı olanların yapdığı yuvalar da değişikdir. Üreme kabiliyeti kazanmadan önce daha bir yaşında iken de yuva yapabilirler. Fakat bunlar pek o kadar mükemmel olmaz.

Dokumacı kuşları kuluçka döneminde toplu olarak bulunurlar. Cassini dokumacı kuşlarınınki kadar uzunca uçuş delikli yuvaları olmasa da Afrika savanalarında tek tek her ağaçda çok sayıda yuvalarına raslanabilir. Erkek kuşlar renkli, dişilerse kırlangıç dişileri rengindedir,

BAMBAŞKA BIR YAPI

Furnarius adlı çömlekçi kuşları tropikal güney Amerika’da yaşar. Cins sayısı çok olan bu grubun üyelerine ormanlık bölgelerde, dağlarda ve deniz sahillerinde de raslanır. Bir kısmı kaya, ağaç ve toprak oyuklarında yuva yapdığı halde, iki yüz cinsden altı kadara yuvalarını balçıkdan çömlek şeklinde kendileri yapdıklarından bunlara çömlekçi kuşları denmişdir. Gerçekden mimarı kıymet arzeden yuvaları pişirme ocakları gibi dallarda, telgraf direkleri üzerinde, evlerin damlarında veya kazıklar üzerinde yer alır. Yaşadıkları bölgeyi tarassud için yuva üzerine otururlar; civarda herhangi bir rakip istemezler.

Yuva yaparken dişi ve erkek beraber çalışırlar. Kuru balçıklar ancak yağmurla ıslandıktan sonra müsait şartlarda takriben İki hafta içinde yuva yapabilirler, Çünkü bu iş pek de o kadar zahmetsiz olmaz. Erkek ve dişi kuş, her biri en az yüz defa, yuvarlanmış balçık parçası taşımak zorundadır, Gaga ve ayaklarıyla yuva yaparken yuva duvarlarının sağlam olması için balçığın arasına bitki parçaları, sap, inek pisliği veya baka ifrazat karıştırmayı ihmal etmezler. Yapı tarzı, yumurta ve yavruların korunmasına gayet müsaitdir (Şekil 2).

Balçık bir kaide üzerine yan duvarları yükseltip, yukarıda kubbe şeklinde birleştirerek çatıyı teşkil ederler. Yuvanın yatay kesidi tamamen uzamamış bir elipse benzer. Uzunca olan iki yan duvarın birine öncelikle 10cm çapında bır delik bırakılır. Bu giriş deliğinin bir yanından içe doğru kuluçka hanesini ön bölmeden ayıran bir duyar yapılır. Bu duvar, üzerinden ancak kuşun geçebileceği kadar yükseltilir. Yuva içine çimen sapları yerleştirilir Yumurtlamadan sonra 5–6 hafta içinde yavrular uçarak yuvayı terk eder ve bir daha yuvaya dönmezler. Çünkü yuva ne kadar emniyetli olsa da yaz başladığında tropikal güneş ışınları kuru, balçık küreyi, gerçekten bir pişirme ocağına döndürecek, tahammül edilmez hal alacakdır.

DAHA BASIT, FAKAT YİNE DÜŞÜNDÜRÜCÜ

Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yaygın terzi kuşları, bahçelerde meyve ocaklarında, çit ve çalılıklarda, bazan büyük tek bir yaprağı gaga ve bacaklarıyla kese haline getirerek, bazan da iki veya daha çok yaprağı biraraya getirip kenarlarını dikerek yuva yaparlar, iğne olarak uzun sivri gagalarını, ip olarak da bizzat kalın bir ip haline getirebildikleri örgü ipeği, keten elyafı ve pamuk ipliği kullanır veya yakın yerleşme merkezlerinden atılmış ipleri toplarlar. Üst üste getirdikleri yaprak kenarlarına gagalarıyla açdıkları deliklerden aynı zamanda ip de geçirirler. Düğüm atarak ipin geriye kaymasına mani olurlar. Yuva tamamlanınca içine yün ve pamuk gibi şeyler doldurulur. Böylece dıştan pek fark edilmeyen içi yumuşak döşeli ve emniyetli bu “yemyeşil” yuvada kuluçka devri geçer, yavrular büyür (Şekil 3).

Terzi kuşlarının yakın ve uzak akrabalarında da benzer yuva yapma şekillerine rastlanır. Güney Avrupa’da yaygın Ötleğen kuşu familyasından cisticola da önce sap ve liflerden ördüğü yuvasını kavileşdirmek için yuva sathına birkaç yaprağı dikerek tutturmayı da ihmal etmez. Güneydoğu Afrika’da yaşayan başka bir cins ise yuvasını yaparak altına gizler. Fakat bu işlerde en usta, olan terzi kuşudur.

Dokumacı kuşlarının sanatkarane örgülerini icabında sıkılmadan bozup yapmaları; çömlekçi kuşlarının balçığı mahirane işlemeleri; terzi kuşlarının diğerleri gibi hep aynı işle uğraşarak yaprakları dikmeleri ve her birinin tesadüfen başka cins yuva yapmamaları; aksine kendilerine has ve hayatlarına uygun işi zamanında, yerinde, israfsız ve en kolay yapmaları, bütün bu işlerde yüce bir “kasıt’ın, vücud verdikten sonra elçekmeyip, görüp gözetdiğini, ilham ve âlimle terbiye ve idare ettiğini göstermez mi?


comments powered by Disqus