|
Maceracı Gezginler Göçmen Kuşlar
Salih Yücel |
|
Yüzyıllardır insanlar, göçÂmen kuşlara hayret ve şaşÂkınlıkla bakmaktadır. En çok da, bu narin varlıkların 23.000 km kadar uzunluğa vaÂran çok yorucu ve yıpratıcı yolÂculuklara nasıl dayanabildiklerini ve yollarını nasıl bulabildiklerini anlayamamaktadırlar? Şu anda kuşlaÂrın hareketlerine getirÂdiğimiz izahlar, yalnızÂca kuvvetli tahminlere dayanmaktadır; fakat yapılagelen deneyler, insanı hayrette bıraÂkan kabiliyetlere, olaÂğanüstü duyulara ve yüksek derecede daÂyanıklılığa sahip olan bu yaratıklara ait bilgiÂlerimizi büyük ölçüde genişletmektedir. Her sonbahar Tennessee bülbülü, Kanada ve Birleşik Devletlerin kuzey eyaletlerindeki yuva kurÂduğu bölgelerden, OrÂta ve Güney AmeriÂka’da kışı geçirdiği yeÂre kadar 5.500 km civarında ülke aşırı meÂsafelere göç etmektedir. YalnızÂca 11.5 cm uzunluğunda ve 14 gramdan daha az ağırlıktadır. Göç eden birçok tür gibi önceki yıl kışı geçirdiği aynı yeri arayıp bulur ve sonbaharda tam tamına aynı noktaya geri döner. GenelÂlikle aynı ağaca, önceki yıl kuluçkaya yattığı yere gelir. Amerika bülbülü de kuzey bölgelerin ormanlarına yumurta bırakır ve sonbaharda Atlantik kıyısına göç eder. Bülbüllerin çoÂğu, Güney Amerika’ya doğru su üstünde durmaksızın 4.300 km ve 86 saatlik inanılması zor bir uçuşu gerçekleştirir. Kendilerine uygun, uçmaya elverişli rüzgârÂları bulmak için seyahatlerinin bir kısmını, soğuk ve oksijenin az olduğu 7 km yükseklikte yaparÂlar. Hem mesafe hem de zaman olarak bu göç, en uzunudur. Bu, aynı zamanda küçük kuşların durmaksızın gerçekleştirdikleri bilinen en yüksek uçuş hattıdır. Daha büyük kuşlar daha dikkate değer göçlere girişirler. Şu anda şampiyonluğu Kuzey Kutbu kırlangıcı elinde tutmaktaÂdır. Bazı türleri, Kuzey Kutbu’ndan başlayarak uçuşun tamamı Antarktika’ya olacak şekilde 23.000 km mesafe katederler. Yavrulama sezonu boyunca Birleşik Devletler, değişik türlerden altı-yedi milyar kuş baÂrındırmaktadır. BunlaÂrın 660 türü Kuzey Amerika’da yuva yapar ve muazzam sayılarda bir araya gelerek göç eder. Kuşların niçin göç ettiği hâlâ cevaplanamamış bir soru olarak ilim adamlarının gündeminde durmaktadır. Soğuktan kaçmak ve yiyecek bulÂmak için mi? Fakat çoğu zaman, yiyecek ve iyi iklim şartlarına kaÂvuşmak için bu kadar uzaklara seyahat etÂmeleri gerekmemekteÂdir. Açıkça görülmektedir ki, fotoperiyodizm (gün uzunluğunun etkisi) hem sonbaharda hem de ilkbaharda kuş göçünün başlaÂmasına sebep olmaktadır. GünÂlerin kısalması veya uzaması epifiz bezlerinin çalışmasını etkileÂmekte, kuşlar giderek yorgun düşmektedirler. Ve artık gitme zamanı gelmiştir; göç telaşı ile dolup taşan kuşlar bir arada topÂlanırlar ve hedef bölgeye yolcuÂluk başlar. Bir kuşun kanatlarına güç veren göğüs kasları, bir memeliÂde bulunan herhangi bir benzer kastan toplam ağırlığa oranla daha büyüktür ve daha fonksiyoÂneldir. Bunlar, göğüs kemiği üzeÂrinde gemi omurgasına (karina) benzeyen çıkıntılı bir sırt ile keÂnetlenmiş durumdadır. Karina şeklindeki yapı, al gerdanlı kolibri kuşlarının hareketlerinde en çok yardımcı olan kısımdır. Bir kolibri kuşu bir saniyede 50 defa kanat çırpabilir ve Meksika Körfezi boyunca 925 km uçabilir. 3.5 gram ağırlığında bir kuş için bu, 25 saat süren çok büyük bir maraton uçuşudur. Kuşun solunum sistemi herhangi bir omurgalınınkinden çok farklı bir özelliğe sahiptir. AkÂciğerdeki kılcal borucuklarda ters yönde akan hava ve kan doÂlaşımı, oksijenin çok büyük bir performansla kullanılmasını sağÂlar. Birçok kuş türünün metaÂbolizması, uzun süre enerjilerini koruyabilmeleri için, bünyelerinde yağ tabakalarının birikmesine müsaittir. Birçok araştırmacı uzun bir süre, göç eden kuşların yönlerini bulmak için temel olarak belirli işaretlere güvendikleri görüşünÂdeydi. Gündüz göç eden kuşlar genellikle kıyılar, nehirler veya dağ sıraları gibi belirli yer şekilleÂrini takip ederler. Kıyıların ana hatları, büyük nehirlerin yönü, ve dağ zincirlerinin sıralanma eğiliÂmi, kuzeye ve güneye doğru yaÂpılan göçe yardımcı olur. Fakat araştırmacıların çıÂkardığı bir sonuç olarak kuşlar, yalnızca yeryüzü şekillerine göre hareket etseydi, yönlerini şaşırÂmış olmaları ve yuvalarını bilmeÂdikleri bölgelere kuruyorlarsa kaybolmaları gerekirdi. Gidiş ve dönüş yollarını da bazen farklı seçtikleri göz önüne alınırsa, kuşların yön bulmada yalnızca belirli işaretleri kullandığı düşünÂcesi geçersiz olur. 1957’de sonuçlanan on yılÂlık bir çalışmada 11.000 sığırcık kuşu, Hollanda’da bir araya getiÂrildi ve İsviçre’ye götürülerek saÂlındı. Birçok yetişkin kuş yer deÂğişimine adapte oldu ve İngiliz adaları ve Kuzeybatı Fransa’daki kışlıklara yöneldi. Fakat henüz yeni büyümekte olanları daÂha önce kullandıkları kuzeybatı-batı göç yönlerini tuttular. Bu kuşlar, Güney Fransa ve İber yarımadasında kışlayabilecekleri yeni bir saha kurdu. Bu deneyin sonucunda açıkça görülmektedir ki: Genç kuşlar, yetişkinlerin kenÂdilerine öğrettikleri yönleri takip ederlerken; yetişkinler, yerleri değiştirildiğinde bunun telafisi için mükemmel bir pusula kullanÂma kabiliyetine sahiptirler. 1950’li yılların başlarında bir Alman kuş bilimci bu pusulaÂnın ne olabileceğini araştırdı. Bunun için Avrupa sığırcıkları yuÂvarlak kafeslere kondu. Bahar yorgunluğundan etkilenen kuşlar belirli bir göç yönüne yüzlerini çevirdiler. Yani kuzeydoğuya. Sonbaharda tekrar doğru yöne, güneybatıya döndüler. Buradan hareketle gün ışığı dışında göÂrüş alanlarında kapanan her şey ile kuşların hâlâ doğru bir şekilde yerleştikleri ortaya çıktı. Aynalar kullanılarak gökyüzünden gelen gün ışığı 90 derece çevrildi. BuÂnun üzerine kuşlar 90 derece pozisyon değiştirdi. Yönlerini güÂneşten alıyorlardı; işte bu sürpriz bir buluştu. Kafeslenmiş kuşlar ve güÂneşe benzer bir sunî ışık kullanıÂlarak yapılan diğer deneylerde sığırcık kuşlarının hayret uyandıÂracak bir şekilde zamana karşı dakik bir duyarlığa sahip olduklaÂrı ortaya çıktı. Sunî güneş hareÂket ettirilmese bile kuşlar yine de yönlerini değiştiriyorlardı. Onların iç saatleri tahmin edilen fakat mevcut olmayan güneş hareketlerini takip ediyordu. Bilim adamÂları, ışık kaynağını gayelerine göre yönlendirerek bu biyolojik saati derece derece sıfırlamayı başardı. Kendi güneşinin pozisÂyonuna göre hatalı bir zamana alıştırılan bir kuş, güneşli bir günde salındığında yanlış yönde uçuyordu (iç saatinin kaydırıldığı her saat için 15 derece). Buradan anlaşıldığına göre kuşlar, güneşi kullanarak pusula yönünü tesbit edebiliyorlardı ve güneşin hareketlerine göre kenÂdilerini ayarlayabiliyorlardı. AcaÂba yıldızları da kullanarak yön bulabiliyorlar mıydı? Yine Almanya’da yapılan bir çalışmada Avrupa bülbülleri, gece yalnızca gökyüzünü görebilecekleri bir kafese kondular. Kuşlar, yıldızların bazılarını göÂrebildikleri orantıda doğru göç yönünde yerleştiler. Bir sonraki safha olarak kuşlar, gökyüzünün manzarasını veya yıldızların yerÂleşim planının yılın herhangi bir zamanında olması gerekenin dıÂşında sunî olarak değiştirilebildiÂği bir plânetaryuma kondu. Tıpkı göç etmek için yaptıkları gibi, baÂhar zamanındaki gökyüzü için kuşlar kuzeydoğuya, sonbahar zamanındaki gökyüzü için güneybatıya yöneldiler. Bununla birlikte bu buluşÂlar, gemicilik sırlarını çözmedi, daha da karmaşıklaştırdı. ŞimdiÂye kadar elde edilen verilere göÂre kuşlar yalnızca pusula yönleriÂni bulmak için güneşi ve yıldızÂları kullanmaktadır. Gerçek deÂnizcilik daha fazla yön bilgisi geÂrektirmektedir. Örnek olarak bir denizci, gitmek istediği yer için yönünü tayin etmeden önce neÂrede olduğunu bilmelidir. KuşlaÂrın pusulaları hakkında birçok şey bilinmektedir ama bu, gitÂmek istedikleri yerden nasıl yüzÂlerce km yer değiştirdiklerini bilÂmekten farklı bir şeydir. Bilim adamları şu anda üç yönlenme davranışı tipi tanımlaÂmaktadırlar. Birinci tip, kuşun yeryüzü şekillerine güvenmesi; ikinci tip, yabancı bir bölge üzeÂrinde bir uçuş yönü seçme ve sabitleme kabiliyeti; üçüncü tip, hiç görmediği uzak bir yerde saÂlındığında bile varış yeri için doğÂru yön seçme ve yeri bulma kaÂbiliyeti. Birçok uzman en kompleks olarak görülen üçüncü tipin yerÂkürenin manyetik sahasıyla ilgili bir şey olabileceğini tahmin etÂmektedir. Bir başka Alman ekip Avrupa nar bülbüllerini dairevî kafeslere koymuş ve bunlara gökyüzünü göstermemiştir. KuşÂların hepsi göç yorgunluğu sergiÂler vaziyette güneşten ve yıldızÂlardan herhangi bir belirti alamaÂdıkları hâlde, o mevsime ait belli bir yöne yönelmişlerdir. AraştırÂma ekibi bunun üzerine Helmholtz bobinleriyle kafesin etrafını sardı. Bu sargı, bir elektrik akımı verildiğinde manyetik bir alan üretmekteydi. Bu sargılar sayeÂsinde, kafesi saran normal manÂyetik alanın yönü değiştirildiğinde, (örnek olarak coğrafî doğu ile çakıştırmak için sunî bir manÂyetik kutup oluşturulması neticeÂsinde) kuşların yönlerini değiştirÂdiği gözlendi. Açıkça görülmekÂtedir ki kuşlar manyetik bir alana tepki gösterebilmekte ve buraÂdan yönünü okuyabilmektedir. Bütün bunlara rağmen kuşÂların yönleri nasıl buldukları hâlâ tam olarak bilinmemektedir. TıpÂkı bir denizcinin pusula iğnesini kullandığı gibi, kuşların da yer manyetik kutuplarını kullandıklaÂrı düşünülebilir. Bununla birlikte deneyler, kuşların gerçekte yeryüzünü saran manyetik doğrultuÂlar ve dikey çekim kuvveti yönü arasındaki açıyı ölebildiklerini göstermektedir. Kuzey Yarımküre’de bu kuvvetler arasındaki en küçük açı, manyetik kuzeye karÂşılık gelir ve bu kuşları harekete geçiren sinyal belirtisi olabilir. Diğer hassasiyet ile ilgili kabiliyetlerin de, yön bulmada kuşlara yardımcı olma ihtimali vardır. Kuşlar kendilerine uygun rüzgârları (sanki öğretilmişçesine!) ustalıkla kullanmaktadırlar. Gerçekten de havadaki değişimÂleri mükemmel hissedebilecek cihazlarla donatılmış olarak yaÂratılmışlardır ve herhangi görüleÂbilir bir işaret olmadan bile, hava değişimlerine tepki gösterebilmektedirler, Yapılan çalışmalarda güÂvercinlerin hava basıncındaki çok küçük farklılıkları tesbit edeÂbildikleri görülmüştür. Bu arada polarize ve ültraviyole ışınları da gördükleri ortaya çıkarılmıştır. Bütün bu esrarengiz özelÂliklere ek olarak, son çalışmalarÂda güvercinlerin atmosfer boyunÂca çok büyük mesafelere kadar giden infrasonik (insan kulağının işitebileceği ses sınırının altında bir titreşimi olan) sesleri de işitÂtikleri ortaya çıkmıştır. İnsan kulağı, saniyede 16’dan daha az dalga boyu titreşim yapan ses dalgalarına kapalı iken, kuşlar daha düşük frekansları fark edeÂbilmektedir. Kuşlar, bizim yaşadığımız aynı duyarlıkta bir dünyada yaÂşamıyorlar. Onlar, bizim farkında olamadığımız bir dünyayı da işiÂtiyorlar, görüyorlar ve algılıyorlar. |
|


