Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Maceracı Gezginler Göçmen Kuşlar
Salih Yücel  

Yüzyıllardır insanlar, göç­men kuşlara hayret ve şaşÂ­kınlıkla bakmaktadır. En çok da, bu narin varlıkların 23.000 km kadar uzunluğa va­ran çok yorucu ve yıpratıcı yol­culuklara nasıl dayanabildiklerini ve yollarını nasıl bulabildiklerini anlayamamaktadırlar?

Şu anda kuşla­rın hareketlerine getir­diğimiz izahlar, yalnız­ca kuvvetli tahminlere dayanmaktadır; fakat yapılagelen deneyler, insanı hayrette bıra­kan kabiliyetlere, ola­ğanüstü duyulara ve yüksek derecede da­yanıklılığa sahip olan bu yaratıklara ait bilgi­lerimizi büyük ölçüde genişletmektedir.

Her sonbahar Tennessee bülbülü, Kanada ve Birleşik Devletlerin kuzey eyaletlerindeki yuva kur­duğu bölgelerden, Or­ta ve Güney Ameri­ka’da kışı geçirdiği ye­re kadar 5.500 km civarında ülke aşırı me­safelere göç etmektedir. Yalnız­ca 11.5 cm uzunluğunda ve 14 gramdan daha az ağırlıktadır. Göç eden birçok tür gibi önceki yıl kışı geçirdiği aynı yeri arayıp bulur ve sonbaharda tam tamına aynı noktaya geri döner. Genel­likle aynı ağaca, önceki yıl kuluçkaya yattığı yere gelir.

Amerika bülbülü de kuzey bölgelerin ormanlarına yumurta bırakır ve sonbaharda Atlantik kıyısına göç eder. Bülbüllerin ço­ğu, Güney Amerika’ya doğru su üstünde durmaksızın 4.300 km ve 86 saatlik inanılması zor bir uçuşu gerçekleştirir. Kendilerine uygun, uçmaya elverişli rüzgâr­ları bulmak için seyahatlerinin bir kısmını, soğuk ve oksijenin az olduğu 7 km yükseklikte yapar­lar. Hem mesafe hem de zaman olarak bu göç, en uzunudur. Bu, aynı zamanda küçük kuşların durmaksızın gerçekleştirdikleri bilinen en yüksek uçuş hattıdır.

Daha büyük kuşlar daha dikkate değer göçlere girişirler. Şu anda şampiyonluğu Kuzey Kutbu kırlangıcı elinde tutmakta­dır. Bazı türleri, Kuzey Kutbu’ndan başlayarak uçuşun tamamı Antarktika’ya olacak şekilde 23.000 km mesafe katederler. Yavrulama sezonu boyunca Birleşik Devletler, değişik türlerden altı-yedi milyar kuş ba­rındırmaktadır. Bunla­rın 660 türü Kuzey Amerika’da yuva yapar ve muazzam sayılarda bir araya gelerek göç eder.

Kuşların niçin göç ettiği hâlâ cevaplanamamış bir soru olarak ilim adamlarının gündeminde durmaktadır. Soğuktan kaçmak ve yiyecek bul­mak için mi? Fakat çoğu zaman, yiyecek ve iyi iklim şartlarına ka­vuşmak için bu kadar uzaklara seyahat et­meleri gerekmemekte­dir.

Açıkça görülmektedir ki, fotoperiyodizm (gün uzunluğunun etkisi) hem sonbaharda hem de ilkbaharda kuş göçünün başla­masına sebep olmaktadır. Gün­lerin kısalması veya uzaması epifiz bezlerinin çalışmasını etkile­mekte, kuşlar giderek yorgun düşmektedirler. Ve artık gitme zamanı gelmiştir; göç telaşı ile dolup taşan kuşlar bir arada top­lanırlar ve hedef bölgeye yolcu­luk başlar.

Bir kuşun kanatlarına güç veren göğüs kasları, bir memeli­de bulunan herhangi bir benzer kastan toplam ağırlığa oranla daha büyüktür ve daha fonksiyo­neldir. Bunlar, göğüs kemiği üze­rinde gemi omurgasına (karina) benzeyen çıkıntılı bir sırt ile ke­netlenmiş durumdadır. Karina şeklindeki yapı, al gerdanlı kolibri kuşlarının hareketlerinde en çok yardımcı olan kısımdır. Bir kolibri kuşu bir saniyede 50 defa kanat çırpabilir ve Meksika Körfezi boyunca 925 km uçabilir. 3.5 gram ağırlığında bir kuş için bu, 25 saat süren çok büyük bir maraton uçuşudur.

Kuşun solunum sistemi herhangi bir omurgalınınkinden çok farklı bir özelliğe sahiptir. Ak­ciğerdeki kılcal borucuklarda ters yönde akan hava ve kan do­laşımı, oksijenin çok büyük bir performansla kullanılmasını sağ­lar.

Birçok kuş türünün meta­bolizması, uzun süre enerjilerini koruyabilmeleri için, bünyelerinde yağ tabakalarının birikmesine müsaittir.

Birçok araştırmacı uzun bir süre, göç eden kuşların yönlerini bulmak için temel olarak belirli işaretlere güvendikleri görüşün­deydi. Gündüz göç eden kuşlar genellikle kıyılar, nehirler veya dağ sıraları gibi belirli yer şekille­rini takip ederler. Kıyıların ana hatları, büyük nehirlerin yönü, ve dağ zincirlerinin sıralanma eğili­mi, kuzeye ve güneye doğru ya­pılan göçe yardımcı olur.

Fakat araştırmacıların çı­kardığı bir sonuç olarak kuşlar, yalnızca yeryüzü şekillerine göre hareket etseydi, yönlerini şaşır­mış olmaları ve yuvalarını bilme­dikleri bölgelere kuruyorlarsa kaybolmaları gerekirdi. Gidiş ve dönüş yollarını da bazen farklı seçtikleri göz önüne alınırsa, kuşların yön bulmada yalnızca belirli işaretleri kullandığı düşün­cesi geçersiz olur.

1957’de sonuçlanan on yıl­lık bir çalışmada 11.000 sığırcık kuşu, Hollanda’da bir araya geti­rildi ve İsviçre’ye götürülerek sa­lındı. Birçok yetişkin kuş yer de­ğişimine adapte oldu ve İngiliz adaları ve Kuzeybatı Fransa’daki kışlıklara yöneldi. Fakat henüz yeni büyümekte olanları da­ha önce kullandıkları kuzeybatı-batı göç yönlerini tuttular. Bu kuşlar, Güney Fransa ve İber yarımadasında kışlayabilecekleri yeni bir saha kurdu. Bu deneyin sonucunda açıkça görülmektedir ki: Genç kuşlar, yetişkinlerin ken­dilerine öğrettikleri yönleri takip ederlerken; yetişkinler, yerleri değiştirildiğinde bunun telafisi için mükemmel bir pusula kullan­ma kabiliyetine sahiptirler.

1950’li yılların başlarında bir Alman kuş bilimci bu pusula­nın ne olabileceğini araştırdı. Bunun için Avrupa sığırcıkları yu­varlak kafeslere kondu. Bahar yorgunluğundan etkilenen kuşlar belirli bir göç yönüne yüzlerini çevirdiler. Yani kuzeydoğuya. Sonbaharda tekrar doğru yöne, güneybatıya döndüler. Buradan hareketle gün ışığı dışında gö­rüş alanlarında kapanan her şey ile kuşların hâlâ doğru bir şekilde yerleştikleri ortaya çıktı. Aynalar kullanılarak gökyüzünden gelen gün ışığı 90 derece çevrildi. Bu­nun üzerine kuşlar 90 derece pozisyon değiştirdi. Yönlerini gü­neşten alıyorlardı; işte bu sürpriz bir buluştu.

Kafeslenmiş kuşlar ve gü­neşe benzer bir sunî ışık kullanı­larak yapılan diğer deneylerde sığırcık kuşlarının hayret uyandı­racak bir şekilde zamana karşı dakik bir duyarlığa sahip oldukla­rı ortaya çıktı. Sunî güneş hare­ket ettirilmese bile kuşlar yine de yönlerini değiştiriyorlardı. Onların iç saatleri tahmin edilen fakat mevcut olmayan güneş hareketlerini takip ediyordu. Bilim adam­ları, ışık kaynağını gayelerine göre yönlendirerek bu biyolojik saati derece derece sıfırlamayı başardı. Kendi güneşinin pozis­yonuna göre hatalı bir zamana alıştırılan bir kuş, güneşli bir günde salındığında yanlış yönde uçuyordu (iç saatinin kaydırıldığı her saat için 15 derece).

Buradan anlaşıldığına göre kuşlar, güneşi kullanarak pusula yönünü tesbit edebiliyorlardı ve güneşin hareketlerine göre ken­dilerini ayarlayabiliyorlardı. Aca­ba yıldızları da kullanarak yön bulabiliyorlar mıydı?

Yine Almanya’da yapılan bir çalışmada Avrupa bülbülleri, gece yalnızca gökyüzünü görebilecekleri bir kafese kondular. Kuşlar, yıldızların bazılarını gö­rebildikleri orantıda doğru göç yönünde yerleştiler. Bir sonraki safha olarak kuşlar, gökyüzünün manzarasını veya yıldızların yer­leşim planının yılın herhangi bir zamanında olması gerekenin dı­şında sunî olarak değiştirilebildi­ği bir plânetaryuma kondu. Tıpkı göç etmek için yaptıkları gibi, ba­har zamanındaki gökyüzü için kuşlar kuzeydoğuya, sonbahar zamanındaki gökyüzü için güneybatıya yöneldiler.

Bununla birlikte bu buluşÂ­lar, gemicilik sırlarını çözmedi, daha da karmaşıklaştırdı. Şimdi­ye kadar elde edilen verilere gö­re kuşlar yalnızca pusula yönleri­ni bulmak için güneşi ve yıldız­ları kullanmaktadır. Gerçek de­nizcilik daha fazla yön bilgisi ge­rektirmektedir. Örnek olarak bir denizci, gitmek istediği yer için yönünü tayin etmeden önce ne­rede olduğunu bilmelidir. Kuşla­rın pusulaları hakkında birçok şey bilinmektedir ama bu, git­mek istedikleri yerden nasıl yüz­lerce km yer değiştirdiklerini bil­mekten farklı bir şeydir.

Bilim adamları şu anda üç yönlenme davranışı tipi tanımla­maktadırlar. Birinci tip, kuşun yeryüzü şekillerine güvenmesi; ikinci tip, yabancı bir bölge üze­rinde bir uçuş yönü seçme ve sabitleme kabiliyeti; üçüncü tip, hiç görmediği uzak bir yerde sa­lındığında bile varış yeri için doğ­ru yön seçme ve yeri bulma ka­biliyeti.

Birçok uzman en kompleks olarak görülen üçüncü tipin yer­kürenin manyetik sahasıyla ilgili bir şey olabileceğini tahmin et­mektedir. Bir başka Alman ekip Avrupa nar bülbüllerini dairevî kafeslere koymuş ve bunlara gökyüzünü göstermemiştir. KuşÂ­ların hepsi göç yorgunluğu sergi­ler vaziyette güneşten ve yıldız­lardan herhangi bir belirti alama­dıkları hâlde, o mevsime ait belli bir yöne yönelmişlerdir. Araştır­ma ekibi bunun üzerine Helmholtz bobinleriyle kafesin etrafını sardı. Bu sargı, bir elektrik akımı verildiğinde manyetik bir alan üretmekteydi. Bu sargılar saye­sinde, kafesi saran normal man­yetik alanın yönü değiştirildiğinde, (örnek olarak coğrafî doğu ile çakıştırmak için sunî bir man­yetik kutup oluşturulması netice­sinde) kuşların yönlerini değiştir­diği gözlendi. Açıkça görülmek­tedir ki kuşlar manyetik bir alana tepki gösterebilmekte ve bura­dan yönünü okuyabilmektedir.

Bütün bunlara rağmen kuşÂ­ların yönleri nasıl buldukları hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Tıp­kı bir denizcinin pusula iğnesini kullandığı gibi, kuşların da yer manyetik kutuplarını kullandıkla­rı düşünülebilir. Bununla birlikte deneyler, kuşların gerçekte yeryüzünü saran manyetik doğrultu­lar ve dikey çekim kuvveti yönü arasındaki açıyı ölebildiklerini göstermektedir. Kuzey Yarımküre’de bu kuvvetler arasındaki en küçük açı, manyetik kuzeye kar­şılık gelir ve bu kuşları harekete geçiren sinyal belirtisi olabilir.

Diğer hassasiyet ile ilgili kabiliyetlerin de, yön bulmada kuşlara yardımcı olma ihtimali vardır. Kuşlar kendilerine uygun rüzgârları (sanki öğretilmişçesine!) ustalıkla kullanmaktadırlar. Gerçekten de havadaki değişim­leri mükemmel hissedebilecek cihazlarla donatılmış olarak ya­ratılmışlardır ve herhangi görüle­bilir bir işaret olmadan bile, hava değişimlerine tepki gösterebilmektedirler,

Yapılan çalışmalarda gü­vercinlerin hava basıncındaki çok küçük farklılıkları tesbit ede­bildikleri görülmüştür. Bu arada polarize ve ültraviyole ışınları da gördükleri ortaya çıkarılmıştır.

Bütün bu esrarengiz özel­liklere ek olarak, son çalışmalar­da güvercinlerin atmosfer boyun­ca çok büyük mesafelere kadar giden infrasonik (insan kulağının işitebileceği ses sınırının altında bir titreşimi olan) sesleri de işit­tikleri ortaya çıkmıştır. İnsan kulağı, saniyede 16’dan daha az dalga boyu titreşim yapan ses dalgalarına kapalı iken, kuşlar daha düşük frekansları fark ede­bilmektedir.

Kuşlar, bizim yaşadığımız aynı duyarlıkta bir dünyada ya­şamıyorlar. Onlar, bizim farkında olamadığımız bir dünyayı da işi­tiyorlar, görüyorlar ve algılıyorlar.

podcast itunes youtube rss twitter facebook