|
Mânevî Girdaplar
Nurettin Veren |
|
İnsan, dünyaya ilk adım attığı günden itibaren bütün bedenî kabiliyetleri ve ruhî melekeleri ile hayır cereyanları ve şer anaforlarının meydana getirdiği manyetik atmosferin tesiri altına girer. Doğruluk, yapıcılık, güzellik vakumlu hayır odakları ile, yalan, tahrip, çirkinlik vakumlu şer merkezlerinden oluşan iki kutuplu baskı güçlerinin tesirini hemen her ferdin ve her hadisenin üzerinde görmek mümkündür. İnsanları, bu çerçevede maruz kaldıkları çekim kutbuna göre şu iki grupta mütalaa edebiliriz. a. İnanç kutbunun cazibesinde Allah’ı tanıyıp seven insanlar, b. “Buhranlar anaforunda” inkâra ve redde çarpılmış inanç yoksulu insanlar. İnanç kutbunun cazibesindeki insanlar, Allah’a inanır; O’nun takdim ve ta’lim buyurduğu hayat tarzını benimser ve kâinata bütünüyle O’nun san’at harikalarının meşheri, bütün varlık ve eşyaya da menşe’i bir kardeşler nazarı ile bakar. Bu insanlar, hemcinslerinin maddi ve manevi kurtuluşlarına medar olacak kanalları her tarafa ulaştırmayı hayatlarının gayesi sayar ve tahrip ve şer odaklarına karşı usulüne uygun mücadele yollarını araştırır; bir yandan da, şer güçlerin manyetik alanına çarpılmamaya azami dikkat ederler. Bu kutlu mücadelelerinde, mütecaviz güçlerin, görünüşte ne kadar büyük ve saldırgan olurlarsa olsunlar, ışık saçan bir yıldızdan kopmuş iri bir kütle gibi, kısa bir zaman sonra ısı ve ışıklarını kaybedip, dağılacaklarına inanır ve asla ümitsizliğe düşmezler. İnançlı insan, yakın çevresinden başlayarak her şeye, kendisiyle uyum içinde çalışan dost, yardımcı ve mesai arkadaşı nazarı ile bakar; dağ, taş, hava, su ve güneşi.. kıymetli malzemeler; nebatat ve hayvanatı da kendisine sunulan itaatkâr yardımcıları olarak görür ve onları daha yakından tanıyarak, kendilerinden azami istifadeye çalışır. Eğer bu dost ve yardımcılarından kendisine bir zarar gelecek olursa, bunu onları yeterince tanıyamamış olmasına verir ve metoduna uygun tanıma cehdi içinde, kendilerinden her yönüyle istifade yollarını araştırır. Karşı kutupta şer güçlerin girdabına kapılmış inançtan mahrum insanlar ise, her şeyi kendilerine karşı hücum vaziyetini almış düşmanlar ve pusu kurmuş canavarlar şeklinde telakki ederler. Bu tür insanlar, her taraftan kuşatmaya maruz kalmış hissiyle huzursuzluk ve perişanlığın verdiği hırçınlık sebebiyle çaresizlik içinde çırpınır dururlar. Zaman zaman elde ettikleri ufak-tefek, ama kendi gözlerinde çok büyük başarıları “tabiatı yenme ve dize getirme” gibi cüretkâr ifadelerle değerlendirmeğe kalkar ve Allah’ın sunduğu bu güzel dünya ve içindeki sevimli dostları yanlış tanımadan gelen kopkoyu bir cehaletin içinde kıvranıp durduklarının farkına varmazlar. Nazarları bu istikametteki insanlar için hayat, kanlı bir arena ve büyüğün küçüğü, kuvvetlinin zayıfı yuttuğu karanlık bir deniz, sevdikleri ise, giyotin önünde gözleri bağlı sıra bekleyen zavallılardır... Hayata ve eşyaya bu adeseden bakan insanın saadeti ve insanca yaşaması düşünülemez. Böyle bir insan, kendine ve içinde yaşadığı topluma savaş ilan etmiş ve kavgayı hayatının mücadelesi yapmıştır. Oysa, inanç kutbunun cazibesinde seyreden insan, etrafındaki her şey ile sıkı bir irtibat halindedir. O kadarki, bir yaprağın düşüşü, bir kuşun dala konuşu bile, onun için büyüleyici bir armoninin mana dolu bir unsuru gibidir. Kâinatta başıboşluğa ve tesadüflere yer yoktur; her şey muhteşem bir ahengin büyüleyici bir unsuru olarak, her an Sahibi tarafından kontrol edilmektedir. Bu bakımdan, inanan insan, şu dünya hayatında kendisini dostlar arasında tatlı bir yolculuk neş’esi içinde görür ve etrafı ile “yenme, dize getirme” gibi ifadelerin asla yer almadığı dostane bir münasebet halindedir. Kendisini de, çevresindeki her şeyi de yaratan Allah olduğu için, bütün eşyanın, bütün sistem ve hadiselerin İlahi ufka sevkolunmuş mükemmel bir kış içinde olduğuna inanır. Sırlarına vukûfiyetle istifadesine çalıştığı İlahi kanunları daha bir tanıdıkça, yolculuğunun her merhalesinde Sahibi’ne ayrı bir hayranlık ve şükür ufkuna ulaşır ve yeni yeni ufuklara iştiyakla kanat çırpar. Bütün insanlığı, Hz. Adem’den dünyaya en son gelecek ferdine kadar, İlahi Kudret’in yarattığı büyük ailenin ferdleri olarak kabul eder. Bu inanç ve bu bakış açısının kitlelere çok iyi sunulması ile, güçsüzler, dertliler ve darda olanlar belli bir huzur ve güvene kavuşurken, zalimler ve gaddarlar ise yumuşayabilir ve insaf ve merhamete gelebilirler. Hayat yolcuları da, yollarına tırnaklar, pençeler ve azı dişleri arasında değil; gülen yüzler, merhametli kalpler ve hassas vicdanlar arasında devam edebilecekleri şuuruna ererler. |
|


