|
Mecburi İstikamet veya Mutluluk Çıkmazı
Süleyman AYDIN |
|
Dünya misafirhanesine gelen insanoğlunun en çok sevdiği ve korumak için üzerinde tir tir titrediği şey hayatıdır. Hayatını muhafaza edebilmek ve biraz daha çok yasayabilmek arzusu ile meşbû insanoğlu yaptığı çalışmalarda insan ömrünü uzatmayı hedef almaktadır. İlim mahfillerinde; bütün canlılar niçin yaşlanıp ölüme mahkum olur, canlıların ömrünü tayin eden faktör nedir, gibi suallere cevap aranmaktadır. Belki de birgün bütün bu mevzudaki çalışmalar, insanoğlunun ebedi yaşama arzusunu tatmin edecek sonsuzluğa giden yolları da araştırmasına vesile olacakdır. 500 yaşındaki ulu ağaçların muazzam kökleri arasında, ömürleri birkaç günü geçmeyen binlerce küçük böceğin kalıntılarına rastlanabilir. Buna göre ağacın bir nesli, binlerce böcek nesline tekabül etmektedir. İşte bu iki hudut arasında çok çeşitli hayat müddetleri mevcuttur. Ömür uzunluğunu hangi faktörlerin tayin ettiği ve bu faktörlerin nasıl kontrol edilebildiği, ilim çevrelerini ciddi olarak alakadar eden mevzulardandır. Bu arada akla gelen bazı mühim sorulara bu yazıda ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Bütün canlılar niçin yaşlanıp ölürler? Yaşlanmayı başlatan gizli bir irsiyet kanunu mu vardır? Bütün insanların zihnini en çok meşgul eden "ölüm"ü öldürme imkânı var mıdır? Elastin ve Kollagen adı verilen iki çeşit proteinin yaşlanma hâdisesi ile yakından alâkası olduğu anlaşılmıştır. Bütün vücudun proteinlerinin üçte birini teşkil eden Kollagen, vücudumuzun dik durmasına ve esnekliğini korumasına yardım eder. Ancak, zamanla ve yaşlanmayla birlikte bu hususiyetini kaybeder. Bu hâdisenin vücuda alınan kalori miktarını azaltmak suretiyle geciktirilebileceği, farelerde yapılan tecrübelerle gösterilmiştir. Düşük kalorili besinle beslenen farelerin, yüksek kalorili besinle beslenenlerden daha genç ve kuvvetli olduğu müşahede edilmiştir. ![]() Daha teferruatlı bir şekilde yapılan çalışmalar, yaşlanmanın mecburi olduğunu ve kesinlikle durdurulamıyacağını, sadece kısa bir zaman için geciktirilebileceğini göstermiştir. Hayatın sınırlarını genişletme, hücrelerin bölünme kabiliyetlerini artırma ile mümkün olabilir. Mesela kanser hücrelerinin vücut dışında 30 yıl kadar canlılıklarını muhafaza ettikleri tesbit edilmiştir. Tecrübeler, kollagen maddesini imal eden hücreler olan Fibroblastların 50 defa bölünebildiğini, daha sonra ise bölünme kabiliyetini kaybettiğini göstermektedir. Araştırmalar, büyümeyi sınırlayan faktörü yok etme hususunda yoğunlaştırılmakla beraber yaşlanmayı meydana getiren faktörlerin çok çeşitli ve birbirleriyle irtibatlı olmaları yüzünden yaşlanmayı yok etmek mümkün görülmemektedir. Yaşlanma hâdisesinde rol oynıyan sebeblerden biri de E vitaminidir. E vitamini buğday tohumundaki fıtrî yapısında kullanıldığı zaman yaşlanmaya karşı bir ilaç olarak iş görebilmektedir. Az rastlanan ve korkunç bir çocuk hastalığı olan progeria'nın tedavisinde E vitamini kullanma çalışmaları hızla sürdürülmektedir. Progeria, çocukların büluğ çağı öncesi yaşlılık emârelerine yakalanmalarıdır. Takriben üç yaşına kadar çocuğun bütün büyümesi durur. Progeria'ya maruz kalan çocuklarda yapılan araştırmalar onların kalb, karaciğer, böbrek ve beyinlerinin bol miktarda Lipofucsin adlı pigmenti ihtiva ettiğini göstermiştir. Lipofucsin yaşlı kimselerin dokularında da bol miktarda bulunmaktadır. Neticede yaşlanma hadisesinde Lipofucsin adlı pigmentin büyük rolü olduğu anlaşılmıştır. Meclofenaxate adlı bir ilacın vücud hücrelerinden Lipofucsini uzaklaştırmada yardımcı olduğu bilinmekle beraber, bu ilacın yaşlanmayı kesin olarak azaltıp azaltmadığı halâ ispatlanamamıştır. Mcclofenoxate'nin yaşlanmakta olan hücrelerde enerji merkezlerini ve hayatî-kimyevî reaksiyonları uyarabileceği tahmin edilmektedir. PROGRAMLANMIŞ YAŞLANMA Yaşlanma hakkında diğer bir görüş de, hücrelerde yaşlanmayla alâkalı bilginin kodlanmış olmasıdır. Bu görüş, yaşlanma belirtilerine sebeb olan ve şahsın ömrünün herhangi bir zamanında faaliyete geçebilen (açılıp-kapanabilen) genlerin varlığını kabul eder. Hususî seçilmiş farelerle yapılan çaprazlamalarda meydana gelen melez farenin, ebeveyninden daha uzun ömürlü olduğu görülmüştür. Hastalıklara karşı koyabilme gücü de ortalama ömre tesir etmekte ve canlı nevilerinin ekserisinin ortalama ömürlerinin, onların çoğalmaları ile alâkalı olduğu tahmin edilmektedir. Hayatlarında bir defa çoğalan canlıların- ki bu canlılar hayatının sonunda veya sonuna doğru çoğalırlar-hayat sınırları enzimatik hâdiselerle kontrol edilir. Seçici çaprazlama metodlarıyla bu enzimatik faaliyetlere tesir ederek hayat sınırlarının uzatılabileceği düşünülüyor. Ömürlerinde birkaç defa çoğalan canlıların vasati ömürleri sadece biyokimyevî olarak programlanmaz. Bu canlıların vasatî ömürlerine tesir eden vücut ağırlığı, beyin ağırlığı ve metabolik hız gibi çeşitli faktörler de vardır. Bu faktörler, vasatî ömür hesap edilirken formül olarak kullanılabildiği için çok mühimdirler. Bu faktörlerden beyin ağırlığının hayatın sınırını tayin etmede çok önemli rol oynadığı iddia edilmektedir. Memelilerden, beyin ağırlığı vücut ağırlığına göre nisbeten fazla olan canlıların daha uzun ömürlü oldukları yapılan tecrübelerle ortaya çıkartılmıştır. MUAMMA Yaşama hızı arttıkça, hayat kısalır. Büyük hayvanların metobolizma faaliyetleri diğerlerine nisbeten yavaş olduğu için daha uzun ömürlü olmaya müsâittirler. Halbuki tam tersine, bir kuş daha yüksek sıcaklığa ve daha hızlı metobolik faaliyete sahip olmasına rağmen kendisiyle aynı ağırlıkta olan bir memeliden daha fazla yaşayabilir. İşte bu tenakuzdur ki, hayatın sınırını tayin edenin; "kaideler" olmayıp tamamen küllî bir iradeye sahip olduğunu göstermektedir. Memelilere nazaran daha uzun ömürlü olan ve aynı vücut ağırlığına sahip sürüngenler (reptiller) daha hareketsiz olmaları yüzünden, daha az enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bundan dolayı ömürlerinin nisbeten daha uzun olduğu zannedilmektedir. Hayvanın beyin ağırlığı ne kadar büyükse harcadığı enerji de o kadar büyüktür. Mesela kedi veya köpek ömrü boyunca bir gram doku için 400.000 kalori harcarken, insan beher gram doku başına 1.200.000 kalori harcamaktadır. Halbuki bilindiği gibi insanoğlu çok fazla enerji harcamasına rağmen; kendisine, evcil hayvanlardan çok daha fazla yaşama imkânı bahşedilmiştir. Bir önceki nesle nazaran insanın daha fazla yaşadığı da öne sürülmektedir. Mesela, 1960 yıllarında A.B.D.'de erkeklerin ortalama ömrü 48, kadınların ki 76'ya yükseldiği hesaplanmıştı. Ancak bu fikrin tarih boyunca doğruluğunu koruduğu pek söylenemez. Bu mevzuda yapılan bütün çalışmalar göstermektedir ki; yaşlanma ve ölüm yok edilemez. Ancak insanoğlunun sa'y ve gayretine bağlı olarak belki de ölüme geçici hayat rengi verilebilmesi mümkün olabilir, her nev'in muayyen bir ömrü olduğu gibi, nevilerin içindeki fertlerin de takdir edilmiş ömürleri vardır. Doğumdan itibaren süratli ve programlı bir şekilde ölüme doğru sevk edilen bütün canlılar, Yüce Kelam'ın "Her nefis ölümü tadacaktır" değişmez fermanını her gün binlerce defa ilan edip doğrulamaktadır. Ama acaba ölümün bizden istediği nedir? Hayatın en alt mertebesindeki bir çekirdek çürüyüp ölmekle koskocaman bir ağaç olurken, insanın ölümle yokluğa gittiği düşünülebilir mi?.. Acaba bu dünyaya geliş ve gidişteki hikmet ve sırrı hiç kurcaladık mı?.. |
|



