Mekanik Yönetimden Organik Yönetime


İdarecilik, çağlar boyu çoğu insanın peşinde koştuğu bir meslek olmuştur. İdareciliği mutlak güç ve otorite olarak algılayan bazı lider adayları, hedeflerine ulaşabilmek için, cinayet ve entrika da dahil, her türlü metodu denemişlerdir. Bazen, milyonlarca insan bir kişinin iktidar hırsının kurbanı olmuş, belki de kendi cehâletlerinin ve körü körüne itaatlerinin cezasını çekmişlerdir.

Gücün yerine bilginin hâkim unsur haline geldiği, iletişim ağlarının ülkeler arasındaki sınırları neredeyse hükümsüz hale getirdiği günümüz dünyasında, idarecilik de mantık ve sistem olarak değişim geçirmektedir. Mekanik idareden, organik idareye geçiş olarak özetleyebileceğimiz bu değişim, devlet idaresinden siyasi partilere, iş dünyasından gönüllü hizmet teşekküllerine kadar birçok alanda idareci-eleman ilişkilerini etkilemektedir. Bu gelişime ayak uydurabilen organizasyonlar, geleceğin dünyasında söz sahibi olacak; verimlilik, sıhhatli insani ilişkiler, yeniliklere adapte olabilme ve hatta yönlendirebilme gibi hususlarda rakiplerini geride bırakacaklardır. Yeni sisteme (organik sistem) geçişi iki ana başlık altında izah etmek mümkündür:

1. İdarecinin Bakış Açısında Değişim

Mantıki bir değişim olmadan sistem değişikliği bir mana ifade etmez. Bu yüzden, idarecinin bakış açısında bir değişiklik olması gerekmektedir. Bu değişimde sadece sistem değil, sistem içindeki mefhumların da yeni mânâlar kazanması gerekmektedir. İdareci çalıştırdığı veya beraber çalıştıkları personeli elinin altında bir âlet veya makine olarak görmeyecek, bir hedefi gerçekleştirmek için beraber yola çıkmış ekip arkadaşı olarak kabullenecektir.

Mekanik ve eski anlayışta idareci, yapabildiği işlerin hepsini yapmaya, verebileceği kararların bütününü vermeye azmetmiştir. Elemanın ise, idarecinin vaktinin yetmediği bazı teferruat üzerinde söz hakkı vardır. Eleman (özellikle iş piyasasında) para ile motive olan, mesuliyet almaktan kaçan, rutin işleri ve tatilleri seven biri olarak görülür. İşten her an kaytarabileceği için, devamlı takip edilmesi gerekmektedir.

Organik anlayışta ise, idareci-personel ilişkileri karşılıklı güvene dayanır. Eleman, işi bir hayat tarzı olarak zevkle yapan birisi olarak kabul edilir. İşte daha fazla profesyonelleşmek için çaba harcar. Fikirlerine saygı gösterilir ve organizasyonda idarecisinin yanında fikir üreticisi olarak yerini alır. Kendisine imkân verildikçe iştiyak ve üretkenliği artar.

İdareci ve eleman arası ilişkilerde mekanik sistem bir kısır döngüye, organik sistem ise üretken daireye sebebiyet verir. İdareci, elemanına güvenmeyip makine nazarıyla baktıkça, onun kendine olan güvenini azaltır. Eleman da idarecisine tenkitle karışık mecburi bir itaat duygusu besler. Yeni sistemde ise, kendisine söz hakkı verilen eleman, işin bir parçası olarak görülür ve idarecisinin güvenine layık olmaya çalışır. Elde edilen tüm neticelerde kendisinin de bir payı olduğunu hisseder ki, böylelikle paradan çok daha büyük bir motivasyon kaynağına ulaşmış olur. Sistemin bir diğer faydası da kararlara fikirleriyle ortak olan elemanın olumsuz netice çıkması üzerine, tenkit etme ve suçlama ihtimallerinin azalmasıdır.

2. Organizasyon Sisteminde Değişim

Başlangıçta, idarecinin personeline tanıdığı haklar gibi görülebilecek bu değişim zaman içinde sistemleşecek ve normal algılanır hale gelecektir. Bu değişimde öncelikle planlama tek adamdan kurtarılacak ve grup çalışmasına dönüşecektir. İtaatin yerini katılımın, dış kontrolün yerini iç kontrolün aldığı bu sistemde, grup içinde elemanlar birbirini kontrol edecektir. İnsani ilişkiler çok daha önem kazanacak, idareciler emir vermek yerine ikna yolunu tercih edeceklerdir. İlişkilerde yukarıdan aşağı yerine çift yönlü iletişim kullanılacak, bu da idarecinin tepki ölçmesini sağlayacaktır.

Organik sistemde çalışan bir insan, bir işi en iyi nasıl yapacağının yanı sıra, en iyi işi yapmayı da hedefler. Mekanik sistemde birinci şıkkın üzerinde durulurken ikinciye imkân verilmemektedir. Yeni sistem, kararların uygulama alanında verilmesini sağlarken, eski sistemde merkezden direktif beklenerek vakit kaybedilmektedir. Yeni sistemde elemanların katılımı ile organizasyonun değişik birimleri(hatta geneli) hakkında yapılacak beyin fırtınaları ile ortaya çıkacak fikir zenginliği “en iyi”nin bulunmasına yardımcı olacaktır. Organik sistemin en önemli faydalarından birisi de, idarecinin, elemanını (gerekli bilgi ve cesaret donanımından sonra) işinde bağımsızlaştırıp; genel koordinasyon, yeniliklerin takibi, stratejik planlama ve kendini geliştirme gibi hayati mevzulara vakit ayırabilmesine fırsat vermesidir.



Sonuç:

İnsanların ve organizasyonların % 100 mekanik veya % 100 organik sistemi uyguladıkları söylenemez. Hatta bu oran, organizasyonun eleman-idareci kaliteleri, yaşları gibi iç faktörler ile beraber, dış faktörlerin tesiri altında değişebilir.

Organik sistem yaygınlaştıkça idarecilik bir güç ve menfaat olmaktan çıkmakta ve idarecilik döne dolaşa Söz Sultanı’nın (s.a.s) buyurduğu noktaya gelmektedir: “Bir milletin efendisi, ona hizmet edendir.” Modern işletme uzmanları ekip anlayışının daha da gelişeceğini ve liderin otoritesinin azalacağını belirtmektedirler.(1) İletişim ağları sınırların ehemmiyetini azaltırken, organik sistem insanlar üzerinde idareci olmanın otoritesini azaltmaktadır. Yeni sistemde, statünün gücünden çok, şahsi güç ön plana çıkacak; insanlar değişik yollarla ele geçirdikleri statülerinden çok, bilgi, tecrübe ve fedakârlıklarıyla değer kazanacak ve idareci olacaklardır. İşimi yaparım, maaşımı alırım anlayışında, rutin iş ve sık tatil peşindeki elemanlar da bu sistemde eleneceklerdir. Yerel yönetimler güç kazanırken, bürokrasi zayıflayacak ve demokratik değerler tüm topluma yayılacaktır.

“Ümmetimin ihtilafı rahmettir” buyurarak müsbet alternatifi teşvik etmiş, en kritik durumlarda hanımının fikrini sormayı ihmal etmemiş, rüya ile gelen işaretlere rağmen ekibinin kararına uymayı tercih etmiş bir Peygamber’in(s.a.s) ümmeti olarak, idarecilik ve istişare zihniyeti bakımından Batının çok gerisinde kalmış bulunmaktayız. İstişare ve ekip çalışmasının en önemli olması gereken siyasi hayatımızda bile, milletvekillerinin ne derece söz sahibi oldukları su götürür bir husustur. Hâlbuki Nasyonal, Panasonik gibi markaların sahibi Matsu Sita Firması’nda çalışan 63. 000 kişi 1975 yılında 663.475; ‘1991 yılında çalışan 95.000 kişi ise tam 4 milyon fikir üretmiştir. (2)

Gerek kendi değerlerimize sahip çıkmak, gerekse dünyaya ayak uyduran bir toplum olabilmek için, çok daha fazla düşünmeli ve tepkisiz yığınlar olmaktan kurtulmalıyız. Bunun için de “idareci” ve “eleman” mefhumlarını yeniden ele almamız gerekmektedir.

Batı dünyasının deneme-yanılma metotlarıyla ulaştığı kendi değerlerimize, elimizin altında yazılı olmasına rağmen asırlardır ulaşamayışımız çok acı bir durumdur, ama, aynı zamanda da bir realitedir.




Kaynaklar;
1-Dr. Fred wooley. Management Skills, 1990
2-Mustafa Özel. Devlet ve Ekonomi, 1995






comments powered by Disqus