|
Modern İnsanın Kirlenen Dünyası
Prof.Dr. Mustafa Karlıdağ |
|
İÇİN DIŞA YANSIMASI Varlığın özü olan hayata ait hassas dengeler üzerine bina edilmiş dünyamız, özellikle sanayi inkılabından itibaren çok hızlı bir kirlenmeye maruz bırakılmıştır. Sanayide ileride olan ülkeler, bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına sebep olan ve nihayet insan sağlığını ciddi şekilde tehdit etmeye başlayan kirlenmenin sorumsuz mimarlarıdırlar. Bu tür bir kirlenmenin kaynağını araştıran bilim adamları neşteri ittifakla aynı noktaya vurmuşlar ve önce zihinlerin ve ruhların kirlendiğini ve sonra insanî değerleri küsufa uğramış bu insan ve toplulukların, beşeri vicdanları sızlatmakla kalmayıp hayatın can damarlarını barındıran biyolojik çevreyi de alt üst ettiklerini ifade etmişlerdir. Aralarında kirlilikten bahis açıldığı zaman bir iç hastalıkları mütehassısının hastasına aktardığı "gerçekte bu günün kirlenmiş dünyası, modern insanın kirlenmiş kalbinin bir yansımasıdır" şeklindeki tespiti hakkı teslim etmenin veciz bir ifadesi değil mi? Dünyamız, levazımatı ve sistemleri ile ve bu sistemler arasında azami tasarruf kâidesince kurulan hassas dengeleri ile belli bir kapasiteye sahiptir. Bu sabit kapasitenin sınırları ise, sorumsuzluk başta olmak üzere, günden güne gelişen nüfus ve artan sanayi ile zorlanmaktadır. Üzerinde yaşadığımız yerküresi bugünkü nüfusun katlarını barındıracak ve besleyecek tarzda yaratılmasına rağmen, tabiî dengeleri alt üst edecek yaşayış tarzı, dünyayı yaşanmaz hale getirmeye yetecektir. KİRLENMENİN İNSANÎ BOYUTU 1992 yılında 100 tanesi Nobel ödüllü 1500 bilim adamı ve en üst derecedeki liderlerle temsil edilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişme Konferansı'nda belki de yaraya merhem olabilecek çareyi eski Sovyet Lideri Gorbaçov şu şekilde ifade etmiştir: "Bugün uygarlığımızın yaşadığı çevre krizinin tek nedeni insanı putlaştırmamızdır. İnsanı tanrılaştırmaktan vazgeçmeliyiz; zira o tabiatın yaratıcısı değildir, sadece bir parçasıdır." Çevre krizini aşmak için de, aynı Gorbaçov "davranışlarımızı ve tüketim tarzımızı değiştirmek mecburiyetindeyiz" tavsiyesinde bulunmaktadır. Daha genlere doğru gidildiğinde ise, "Ben ki İstanbul fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmet" diye başlayan ve bizzat Rahmet Peygamberi (sav) ve gök ehlinin medhine mazhar olan büyük dehanın vasiyetinde kendi malını vakfederken şart koştuğu husus, en ufak bir kirlenmeye dahi müsaade edilmemesi gerektiğinin açık bir ifadesidir. Koca sultanın şartlarından birisi, vakfettiği malın nemalarıyla İstanbul'un her sokağına ikişer kişinin vazifelendirilmesi ve bu kişilerin ellerindeki kaplardan tükürülmüş yerlere kireç ve kömür serpilmesi ile alakalıdır. Çevre konusunda, kurulu İlâhî dengeleri de bozacak şekilde gelinen bugünkü içler acısı manzarayı tekrar sağlıklı yapısına kavuşturmada en önemli şart "yaradılanı severim Yaradan'dan (cc) ötürü" sevgi ve ahlak anlayışıyla hareket eden düşünce ve ruh planında temiz, iktisat ve kanaat gibi iki bereket kaynağına sahip nesiller yetiştirmektir. Çünkü bugünkü duruma önce bu değerlerin kaybedilmesi ile gelinmiştir, tekrar kazanılması da yine bu değerleri yakalamakla mümkün olacaktır. KİRLENME HANGİ SEVİYEDE? 3,7 litre benzinin üç bin ton içme suyunu kirletebildiği, aynı miktar benzinin otomobilde kullanılması ile 4-5 m3 karbon dioksit ortaya çıktığı, 1 gram civanın ise bin ton suyu zehirleyebildiği gözönünde tutularak, başta sanayi atıkları olmak üzere en yakın çevreye bırakılan atıklara kısaca bir göz atmak yerinde olacaktır. 1988 yılında Avusturya'da 1800 ton pil atığı vasıtasıyla çevreye atılan 6 ton civa, 35 ton kadmiyum, 78 ton nikel ve 430 ton kurşun gibi son derece zehirli ağır metaller bitkiler için önemli ölçüde zehirli bir ortam oluşturmuştur. Dünyanın gittikçe ısınmasında ve asit yağmurlarının oluşmasında rolü büyük olan karbondioksidin, bir yılda atmosfere bırakılan miktarı ise 23 milyar tondur. Çeşitli zehirli maddelerin mutlaka başka canlıların hayatiyetlerine vasıta yapıldığı bu kainat sarayında, bu gazın bir taraftan hiç bir tedbir alınmadan atmosfere salıverilmesi, diğer taraftan bunu fotosentez olayında kullanarak nimetler haline dönüştürmeye vasıta kılınan bitki örtüsünün sorumsuzca ortadan kaldırılması, kurulan İlâhî dengeleri alt üst etmeye yetecek seviyelere ulaşmıştır. Yine, Akdeniz'e bir yılda boşaltılan 650 bin ton petrol türevleri, 120 bin ton mineral yağ, 60 bin ton deterjan, 100 bin ton civa, 38 bin ton kurşun, 21 bin ton çinko, 320 bin ton fosfor ve 800 bin ton azot muhtevalı atıklarla nice bitki ve hayvan türlerinin yok olduğunu veya yok olma tehlikesiyle karşılaştığını tasavvur etmek zor değildir. Zira, çevre kirliliği sebebiyle dünyada son 100 yılda 30 bin bitki türünün, hergün üç canlı türünün, saatte ise üç bin dönüm tarım arazisinin yok olduğu bilinen bir husustur. Aynı sorumsuzluğun bu seviyede devam etmesi durumunda ise tropikal ormanların %80'inin yok olacağı ve buna bağlı olarak 750 çeşit ağacın, 1500 çiçekli bitki, 125 memeli hayvan, 400 kuş, 250 kelebek türünün ve 60 çeşit su hayvanının ortadan kalkacağı hususunda bilim adamları görüş birliği içerisindedir. Plastik türü maddelerle kirlenme, bugün o noktaya ulaşmıştır ki gelişmiş ülkeleri bile bu tür malzemeleri en aza indirme, bu maddelere ait atıkları tekrar kullanma yönünde yoğun araştırmalar yapmaya sevketmiştir. Dünyada 1930 yılında yalnızca 100 bin ton olan sentetik atık miktarı bugün 80 milyon tona ulaşmıştır. Sadece Almanya'da yılda 3 milyon ton sentetik madde ile çevre kirlenmektedir. Plastik türü atıkların tekrar kullanılabilmeleri ise kağıt, metal ve cama benzemez. Bu üç madde defalarca kullanılabildiği halde plastik maddelerin, bugünkü teknoloji ile tekrar kullanılabilmeleri oldukça zordur ve maalesef büyük kısmı atılmaktadır. Bu sebeple, plastik yerine ABD ve Almanya'da kağıt, metal ve cama yöneliş vardır; mesela, azalan atık oranına uygun olan aşağıdaki sıralamaya göz atıldığında; Türkiye'de, kağıt - plastik-metal - cam Almanya'da, kağıt - cam-plastik - metal A.B.D.'de, kağıt - cam-metal - plastik Amerika'nın plastik atık miktarı ile, üç ülkenin gerisinde olduğu hemen anlaşılmaktadır. ATIKLAR İÇİN ÇARE VAR MI? Nasıl ki hatalı dikilen bir elbiseden yeni bir elbise dikmek zor, yanlış eğitim almış birisine hakikati kabul ettirmek ne derece müşkül ise, sorumsuzluk mahsulü kirliliğin ortadan kaldırılması da o derece zor ve pahalıdır. Mesela ABD'de kükürt dioksit kirlenmesini yarıya indirmenin bedeli yılda beş milyar dolardır (azot oksitler de işin içine katılırsa bu masraf 6 milyar dolara yaklaşmaktadır). AET ülkelerinde ise 1980-2000 yılları arasında, yılda 4.6-6.7 milyar dolar harcanarak kükürt emisyonunun ancak yarıya indirilebileceği hesaplanmıştır. Yine aynı ülkelerde azot kirlenmesini %10 oranında temizlemenin bedeli 100-400 bin dolardır. Yalnızca madde ve balık kaybından ileri gelen zarar üç milyar dolar, orman ve sağlığa verilen zarar ise 10 milyar dolardır. Kirlenen bir m3 toprağı eski haline getirebilme maliyetinin, 15 DM olduğu ve sadece Almanya'da bu işin 7-10 yıl süreceği ve bu iş için toplam 1,5 milyon DM'a ihtiyaç olduğu da ayrıca bilinmektedir. Tabiî ki, ağır metaller, uçucu maddeler, polisilik, aromatik, hidrokarbür, klorlu hidrokarbür, diyoksin gibi maddelerle kirletilmiş topraktan bir şeyler beklemek mümkün değildir. Bu şekilde kirlenmiş toprağın ıslahı için su veya buharla temizleme ve yakma gibi usuller öne sürülmekte ise de bunlar ya masraflıdır veya yakmada olduğu gibi, hem masraflı hem de çevre ve toprağın kendisi için zararlıdır. Bunların dışında, belki de insanoğlunun meded umarak peşini bırakamayacağı tek umut kaynağı mikrobiyolojik temizlemedir. Mikrobiyolojik temizleme, halen çok değişik sahalarda istihdam olunan ve insanoğlunun da artık farkına vardığı canlı mikroorganizmalar vasıtasıyla yapılmaktadır. 1906 yılından itibaren hidrokarbür bileşimini parçaladığının farkına varılan bakterilerin dışında, petrol atıklarını parçalamak suretiyle zararlarını ortadan kaldıran mikrocanlılar da keşfedilmiştir. "Biyoteknoloji" adı verilen bu metottan kirlenme türüne uygun olan mikroorğanizmalar çoğatılarak temizlenecek sahaya bırakılmaktadır.Bu süretle en sağlıklı en ekonemik ve en tesirli bir temizleme metodu uygulanmış olmaktadır." Bu tür mücadelede en iyi neticeler mineral yağlar, benzin ve yan ürünleri ile kerosine ait kirlenmelerde elde edilmekte ise de, ağır metal kirlenmelerini ortadan kaldıracak bakteri türü için araştırmalar henüz devam etmektedir. Uygun bir ayırma işleminden sonra plastik atıkların yakılması suretiyle onlardan enerji elde edilmesi, çöplerin gübre haline dönüştürülmesi, kırık şişe ve camların asfalt ve yol yapımında kullanılması, organik atıklardan ise alkol ve gıda üretilmesi gibi alternatifler üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kağıt, cam, çelik ve alüminyum gibi malzemelere ait atıkların tekrar üretimde kullanılmaları durumunda ise bu iş için kullanılan enerji, su ve kirlenmeler konusunda %20-90 arasında tasarruf sağlanmaktadır. KÖKLÜ TEDBİRLERE DOĞRU "Çevre dostluğu" demek üretimin her kademesinde çevreye uygun teknoloji seçimi, çevreyi kirletmeyen malzeme kullanılması ve atıkların üretimde tekrar kullanılması demektir. Bu aynı zamanda, ekonomik sistemlerle ekolojik sistemler arasında bir denge kurma anlamını da taşımaktadır. Esasen, bu üç başlık altında kısaca ifade edilmeye çalışılan hususlar, ilâhî modeller şeklinde, makro ve mikro seviyede kainatta her an cereyan etmektedir. Yeryüzünde hergün, denizlerde ve karalarda yüzmilyonlarca canlı ölmekte ve yenileri yaratılmaktadır. Bu büyük yapım ve yıkım hadisesine rağmen yeryüzünde felaketlere, hastalıklara sebep olan bir birikmenin veya kirlenmenin meydana gelmediği, en küçük bir hücre sisteminden en geniş daireye kadar, bu işle vazifeli unsurlar (hava, su, mikro ve makro canlılar) vasıtasıyla çok düzenli bir temizleme ve yok etme faaliyetinin cereyan ettiği herkesçe malumdur. Elbetteki bir akbaba, yeryüzü temizlensin diye hareket etmiyor; öyle bir sistem kurulmuş ki "Azami Tasarruf"'prensibi ile birinin rızkını diğerinin artığı veya atığı teşkil etmektedir. İnsanoğlunun alması gereken ibret, bu fıtrî modellerde olduğu gibi, bir sistemin kuruluşu esnasında o sistemin atıklarının hangi sistemin girdi malzemesi olacağını düşünmek ve bu konudaki tabiî modellerin tekrar tekrar gözden geçirilmesi olacaktır. |
|


