Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !

Merhaba sevgili insanoğlu;
Birbirinize "Örümcek Kafalı" diyerek bana ve karşınızdakine haksızlık ediyorsunuz. Bu tabirle, muhatabınızın kafasının benimkine benzer ve kötü olduğunu söylüyorsanız yanılıyorsunuz. Zira kafam hem çok mükemmel şekilde yapılmıştır, hem de çok iyi çalışır. Muhatabın kafasının içinin karanlık, ufunetli ve terkedilmiş fikirlerle dolu olup, orada örümceklerin ağ ördüğünü ima ediyorsanız, muhataba iftira atıyorsunuz demektir ve yine buna gönlüm razı olmaz. Çünkü düşüncelerinin nasıl mamur ve aydınlık olduğunu dıştan bilemezsiniz. Tıpkı bizi de dıştan görmekle tanıyamayacağınız ve üzerimizdeki mükemmel sanatları çok kolay değerlendiremeyeceğiniz gibi. Halbuki sizin Örümcek Kafalı diye suçladığınız insan, bizlerin tabiattaki yaratılış hikmetini ve bütün varlıkları yaratan Rabbimizi, sizden çok daha iyi tanıyor olabilir. Bu şekilde söze başlamak istemezdim, ama birbirinize hakaret etmede ismimi kullandığınız için temas etmeden duramadım.

Birçoğunuz bizden korkuyorsunuz, hattâ Arachnofobi (örümcekten korkma hastalığı) diye hastalık adı bile ihdas etmişsiniz. Aksine size hiç zararı dokunmayan, birçok zararlı böcekleri de tuzağıma düşürerek tabiatı temizleyen bir yaratığım. Hele atalarımdan birinin vesile olduğu o şerefli işi hatırladıkça gözlerim yaşarıyor. Kâinatın ve insanlığın iftihar tablosu Hz. Peygamber (sas)'i düşmanlarının şerrinden korumak için Rabbimiz, atalarımızdan birisine emir vererek, Hz. Peygamber (sas)'in gizlendiği mağaranın önüne çok kısa zamanda bir ağ ördürmüş ve kâfirleri onunla durdurmuştu. Bu şeref kıyamete kadar bize yeter. Siz de hiç olmazsa bu tarihî vak'ayı hatırlayarak, gördüğünüz yerde bizleri öldürmekten vazgeçin.

Pek çoğunuz, beni böceklerden sanarak yanılıyor. Biz örümcekler, böceklerden farklı bir grubuz. En kolay ayrım, bacak sayılarımızdan ve vücut kısımlarımızdan yapılabilir. Böcekler altı bacaklı, bizler ise sekiz bacaklıyız. Onların vücudu üç ana kısımdan yapıldığı halde, bizim vücudumuz baş ve gövde olarak iki kısımdır. Ayrıca gözlerimizin tipi ve sayısı bakımından da farklıyız. Böceklerin ekseriyetle petek şeklinde iki büyük gözü, bizim ise sekiz adet küçük basit gözümüz vardır. (Buradaki basitlik tabiri âdi ve sanatsız mânâsına değil, karışık olmayan ve sâde mânâsınadır!)

Rabbimizi reddetmek için evrim teorisinin çıkmazlarında kendilerine çıkış arayanlar, vücudumdaki organların hassas nakışlarla süslü yapısını ve muhteşem ağlarımla kurduğum tuzaklardaki sanat ve stratejiyi gördüklerinde, şaşırıp kalıyorlar; zekâmızın ve şuurumuzun olmadığını da bildiklerinden, çaresizlik içinde içgüdü diye bir kavrama sığınıyorlar. Bu halleriyle onları, ağıma düşüp çırpınan sineklere benzetebilirsiniz; kurtulmak için tabiat, sebep ve tesadüf deyip çırpındıkça daha fazla batmaktadırlar. Allah'ı kabul etmemek için, üzerimdeki sanatları muhal alternatiflere vererek kendilerini aldatıyorlar.

Antarktika dışında bütün kıtalarda, çok çeşitli iklim şartlarında ve çöllerden, yağmur ormanlarına kadar olan vasatlarda yaşayabiliriz. Kıtalardan çok uzak okyanus adalarına yayılmamızdaki en önemli sebep, ağ yapımında kullandığımız iplikçiklerimizdir. Bu iplikçikleri paraşüt gibi kullanarak rüzgârla çok uzak yerlere gidebiliriz.

Bizleri Kur'ân'da bahsedilecek kadar önemli kılan hususiyetlerimizin başında; küçücük vücudumuza yerleştirilmiş, farklı kalitede iplikler üretebilen fabrikalar gibi çalışan ipek bezlerimiz gelir. Karın bölgemizin alt kısmında meme şeklindeki konik çıkıntılardan salgılanan ipeğimsi maddeyi çok çeşitli maksatlar için kullanırız. Çoğumuza salgısı ve yapısı farklı en az iki çeşit ipek bezi hediye edilmiştir. Bize bu bezlerin ürettiği ipliği kimyevî hususiyetlerine göre farklı işlerde kullanma bilgisi de ilham edilmiştir. Her ipliğin esnekliği, dayanıklılığı, kalınlığı ve yapışkanlığı farklı olduğundan, hangi iplik, hangi işe daha uygunsa orada kullanırız. Bazı ipleri av yakalamak için tuzak ağları kurmada, bazı ipleri yuvamızın içini döşemede, bazı ipleri de yumurtalarımızı veya sperm topaklarını korumada kullanırız.

İpliğimiz herkes tarafından bilinse de, bu ipliğin üretim kademelerindeki biyokimyevî süreçler henüz tam olarak bilinmemektedir. Milimetrenin binde birinden daha ince olan ipliğimiz, aynı kalınlıktaki çelik telden beş kat daha sağlamdır. Kendi uzunluğunun dört katı kadar esneyebilir. Ayrıca çok da hafiftir; dünyanın çevresine sarılacak ipliğimin ağırlığı sadece 320 gramdır. Bu kadar mükemmel bir malzeme olmasına rağmen, Kur'ân'da ismimle anılan surede, "Allah'tan başka hâmi, sığınacak tanrı edinenlerin durumu, tıpkı kendine yuva edinen örümceğin haline benzer. Halbuki en çürük yuva örümcek ağıdır." (Ankebut, 41) şeklinde buyruluyor. Bu âyetin hikmetini hiç merak ettiniz mi? Dikkat ettiyseniz yuvamın zayıf ve dayanıksız olduğundan bahsediliyor, ipliğimin zayıflığından değil. Yani elinizdeki malzeme ne kadar mükemmel olursa olsun, eğer uygun işte ve yerde kullanmazsanız hiçbir işe yaramaz. İpliğim ve kurduğum yuva benim için çok uygundur, fakat aynı yuva avlarım için ise tuzaktır. En kaliteli malzemeyi, en ç

ürük işlerde kullanarak israf edersiniz; insan gibi çok mükemmel lâtifelerle teçhiz edilmiş bir varlık, kendisine hakikati olmayan çürük bir ilâh seçerse, sahip olduğu akıl, idrak ve vicdan gibi teçhizatını boşa harcamış olur. Ayrıca çok mükemmel ilmî hakikatler, keşifler ve icatlar da yapsalar, Allah'tan başka birini mabud olarak seçtiklerinde, bütün eserleri ve gayretleri heba olmuş demektir. Ağım büyüklüğüme göre çok geniş bir sahayı işgal eder, ama bu görüntü aldatıcıdır. Asıl yuvam ortada küçük bir yerdir, gerisi ise, sinekler için tuzaktır. Allah'ı inkâr edenlerin de iddiaları güçlü gibi görünse de, aslında esassız olup, ancak insanî kabiliyetlerini kullanamayan bazılarını tuzağa düşürebilir. Bu âyeti yukarıdaki şekilde anlıyorum. Muhakkak ki Kur'an gibi mucizevî bir kitabın, başka ilimlerin zaviyesinden, çok daha farklı tefsirleri yapılabilir. Benimki de sadece bunlardan birisi...

Sentetik ve tabiî liflerden daha güçlü olan ipeğimin üretimi, sentetik iplik üreten fabrikalarınızdakine kısmen benziyor. İpek yapımında kullandığım keratin isimli protein; tırnak ve saçlarınızda, kuşların tüylerinde, memelilerin boynuzlarında, yılanların pullarında kullanılan çok yaygın bir malzemedir. Birçok canlı grubunda aynı aminoasitler kullandığı halde, bir şeyden her şeyi yaratan Rabbimiz, sizde tırnak olacak proteini, benim bezlerimde ipeğe dönüştürecek ilme ve kudrete sahiptir.

Bir protein çorbası olarak ifraz edilen sıvı ipek maddesi, iplik haline gelmeden önce fışkırtılmak üzere bez kanalında ilerlerken, bu kanalın duvarını teşkil eden hücreler tarafından çok hızlı bir şekilde suyu çekilir, diğer kanaldaki hücreler de hidrojen atomlarıyla bu suyu asite dönüştürürler. Yoğunlaşmış proteinler asit havuzuna girince, köprülerle birbirine bağlanarak iplik haline dönüşür. Çok kaba hatlarıyla anlattığım bu sürecin alt birimlerinde cereyan eden biyokimyevî reaksiyonlar, farklı iplik çeşitlerine göre farklı keselerde, farklı yollara sokularak daha değişik iplikler meydana getirilir.

Hayatta kalmam için gerekli olan teçhizatı, en ince ayrıntısına göre hazırlayarak veren merhameti sonsuz Rabbim, bana altı farklı imalât odası vermiştir. Her bir odada farklı terkiplerde hazırlanmış kimyevî maddeler, ihtiyacıma göre farklı nisbetlerde karıştırılarak -çıkarılacakları muslukların açıklığı ve pompaların basıncı da en uygun ayarlara getirilerek- farklı hususiyette ip üretilmesine imkân sağlanır. Karnımdaki memeciklerin hassas ayarlarına ne ilmim, ne de kudretim yeter. Böylece avlanmada kullandığım iplikler yapışkan, avımla yuvama dönerken üzerinde yürüdüğüm ipler daha sağlam ve esnektir. Ayrıca avımı sarıp sarmaladığım ipler şerit şeklinde ve hareket ettikçe sertleşen özellikte, yumurta keselerimi koruyan ipler mikroplara karşı antibiyotikli, asansör olarak kullandığım ipler kaygan, yuvamın ilk kuruluşundaki temel ipler ayrı kalınlıkta, aralardaki atkılar ise daha incedir. Bütün bu ipliklerin ayaklarımın estetik hareketleriyle yönlendirir ve yerli yerine yapıştırırım. Bazı iplikleri ayağımdaki tarakla tarayarak düzeltirim. İpliklerim gerilime maruz kaldığında, üzerinde çatlaklar oluşmaması için her tarafı sıvı bir malzeme ile kaplanır.

Benim gibi aciz bir mahlukun bu kadar mükemmel ve çeşitli vasıflarda ipler üretmesi için, kullanılan proteinlerin atomlarının dizilimini, çatlakları engellemek için gerilim kuvvetlerinin özelliğini, kaplama malzemelerinin yapısını ve daha birçok fizik-kimya prensibini bilmesi gerekir. Böyle olmadığına ve evrim, mutasyon ve tabiî seleksiyon gibi şuursuz kavramlarla da yaratılışım izah edilemediğine göre, benim yaratıcım ve fiillerimin yaratıcısı Allah'tır. Estetik cerrahlarınız daha yeni yeni bazı türlerimize ait ipliği, hassas tendon ve eklem ameliyatlarında kullanmaya başlamışlardır.

Ağlarımı kurmada iplerimi yapıştırdığım noktaların, aralarındaki açıların, dengenin ve gerginliğin hesaplanmasında da hiçbir mimarî ve mühendislik tahsilim olmadığı halde, bunları sevk-i İlâhî ile yapıyorum.

Daha çok böcekler ile beslendiğim için, size faydalı hayvanlardan biriyim. Aklınıza gelmeyecek taktiklerle birçok böceği yiyerek ekolojik dengede mühim vazifeler görürüm. Aksi halde böceklerle baş edemez, onların çokluğu ve mahsullerinize verdiği zarar karşısında pes ederdiniz. Bunun yanında, balık hattâ kuşla beslenen bazı enteresan türlerimiz de vardır.

Aşağı yukarı otuz beş bin türümüz mevcuttur, bunların beş yüz kadarı sizin için tehlikeli sayılabilir. Hepimizde zehir bezleri bulunduğu halde, çoğumuzun ısırığı sizi sadece kaşındırır. Zaten bilerek de gelip sizi ısırmayız. En zehirli türümüz olan karadul (Latrodectus mactans) bile insan için nadiren öldürücüdür. Ortası huni şeklinde gerilmiş büyük ağlar ören bu tür, 250-750 kadar yumurtayı bir arada ipek kılıfla sararak saklar. Dişiler, üç cm, erkekler ise dişilerin ancak dörtte biri kadardır; dişiler, erkeğini, spermleri aldıktan sonra kaçmasına fırsat vermeden yer. Kurt örümcekleri ailesinden, 2,5 cm kadar boyu olan ve Avrupa'da yaşayan tarantula (Lycosa tarentula), çoğumuzun aksine ağ örmez, avlarını koşarak yakalar. Bunun da zehiri güçlüdür, fakat -mübalâğa edildiği gibi- öldürücü değildir. Güney Amerika'da bulunan iri bir türümüz de, tarantuladır. Fakat bu tür, tamamen farklı bir familyadan olup, Theraphosa cinsine aittir. Bu türün gövde büyüklüğü 9-10 cm, bacak arasındaki mesafe ise ortalama 25-30 cm'dir. İri yapılı ve tüylü olan bu tip geceleri faaldir. Bazısı toprakta açtıkları oyukta, kimisi de ağaçlarda yuva yaparak yaşar. Sizin için zararsız sayılsalar da, ısırıkları acıtır. Bunlar; küçük kurbağaları, kertenkeleleri ve kuşları da yiyebilir.

Çoğumuz yalnız yaşayan hayvanlarız. Ancak az da olsa, bazı türler yan yana yuva yapar ve birlikte avlanır. Avlanma tekniklerimiz çeşitlidir. Bolas örümceği (Cladomelea longipes), müthiş bir kement hazırlama ve atma tekniğine sahiptir. Görme duyusu çok zayıf olmasına rağmen, uçan bir güvenin titreşimlerini hisseden bu tür; avlarını cezbetmek için hususî kokular neşrederek, onların yaklaşmasını temin eder ve ani bir hareketle avını yakalar; ısırarak felç ettiği avını özel bir ipekle sarar. Bu hususî ipeğin özelliği, sarılan avı taze tutmasıdır. Böylece tek öğünde tüketilemeyen yiyecek bozulmadan saklanır.

Çölde yaşayan bir türümüz, o korkunç sıcaklıktan korunmak için toprağın içine bir tünel kazar ve kumları yapıştırmak için hususî bir salgı çıkarır. Ayrıca ipek ipliklerle de tünelin içini iyice izole ederek, dışarının sıcaklığından korunur. Tünelin ağzına ipekten bir kapak yapar, üzerine kamuflaj için kum ve çalı parçaları koyar. Etraftaki bazı taş ve ağaç parçaları arasına ince iplerini gererek, orada rızkını beklemeye başlar. Gündüz sıcak olduğu için geceleyin avlanır, ayaklarını tünelin kapağından çıkarır ve iplerini titreştirecek olan böcekleri bekler.

Suda yaşaması için teçhizatlandırılmış bir türümüz ise, su örümceği (Argyroneta aquatica)'dir.

Yuvasını su içinde bir hava kabarcığı içine yapan bu tür, zaman zaman su üstüne çıkıp karnının altına hava sıkıştırır ve bu havayı su altındaki yuvaya pompalayarak, yuvanın havasını tazeler. Dolomedes fimbriatus isimli tür de suda yürümeye uygun bacaklara sahip olup, balıklarla da beslenir.

Bütün eklem bacaklılarda olduğu gibi, biz de büyümek için derimizi değiştirmek mecburiyetindeyiz. Kitinden yapılmış dış iskelet sertleşince, büyümemizi engeller. Bu sebeple zaman zaman bundan çıkar ve yeni derimiz yumuşak iken, hızlı bir şekilde büyürüz. Bu arada kopmuş olan bacaklarımız da Allah'ın ihsanı olarak yenilenir.

Arkadaşlarım hakkında daha birçok şey anlatabilirdim ama, fazlası sizi sıkar sanıyorum. Bundan böyle sanatlı yapılarımızı ve davranış hususiyetlerimizi evrime ve tesadüfe vermeye kalkan olmaz herhalde! Akıl, şuur ve idrak sahibi insandan bunu beklemiyorum doğrusu!
podcast itunes youtube rss twitter facebook