Osmanlı devleti'nde devşirme sistemi

İLK BİRKAÇ SÖZ
Osmanlı Devleti, Asya, Avrupa ve Afrika'nın kesişme noktasında uzun yıllar hüküm sürmüş bir devlet olarak içtimaî, iktisadî ve siyasî pek çok sahada dünya kültür ve medeniyet tarihinde önemli izler bırakmıştır.
Osmanlı Devleti'nin uzun yıllar dünya gündeminde tesirli olmasında şüphesiz kendi içinde kurduğu ve geliştirdiği müesseselerin önemi büyüktür. İşte bunlardan biri de, temeli itibariyle Türk-İslam devletlerinden devralıp geliştirdiği ve kendine has bir vasıf kazandırdığı "devşirme müessesesi"dir.
DEVŞİRME MÜESSESESİ NEDİR?
Abbasiler, Gazneliler ve Samanoğulları gibi Türk-İslâm devletlerinde görülen "savaş esirlerinden asker yetiştirme ve ordu kurma" işini, Osmanlı Devleti'nde de görmekteyiz. Bu usul, Osmanlı Devleti'nde "Pencik" adını almıştır. Ancak Osmanlı'daki sistem diğer devletlerdekinden farklılıklar arzetmektedir. Zira Osmanlı pencik sisteminde esirler, Türk ailelerin yanında uzun zaman eğitime tâbi tutuluyordu.2 Bu sistem bir süre yaşadıktan sonra yerini, daha teşkilatlı ve köklü bir ordu kurma imkanı veren "devşirme sistemi"ne bırakmıştır.
Devşirme: Saray hizmetleriyle Yeniçeri Ocağı'nda istihdam edilmek üzere toplanan Hristiyan çocuklar hakkında kullanılan bir tâbirdir. Bu hizmetler, daha evvel savaş esirlerine gördürülüyordu. Esirler, I. Murad zamanında kurulan "Yeniçeri Ocağı" denilen ocakta yetiştirildikleri gibi, sayıları fazla olduğu zamanlarda Türkçeyi ve Türk-İslam geleneklerini öğrenmek üzere Anadolu'daki ailelerin yanına da verilir, sonra alınarak muhtelif İşlerde istihdam edilirdi.
Osmanlı sınırlarının Balkanlar'a ulaşmasıyla birlikte, devletin artan asker ihtiyacını karşılamak için yeni imkânlar aranmıştır. Böylece, "zımmîler"in yani "Osmanlı topraklarında yaşayan gayr-i müslimlerin" küçük yaşta olanlarının beşte biri alınmaya ve Acemi Ocağı'na kaydedilmeye başlanmasıyla, "Acemi Oğlanı" toplamak suretiyle "Devşirme" sistemi oluşmuştur.
Devşirme Sistemi, Yeniçeri Ocağı'nın 1. Murad zamanında kurulmasından başlayarak I. Çelebi Mehmed zamanında gelmiş, II. Murad zamanından itibaren de bir sistem olarak yürütülmüştür. Bu sistem, 17. asra kadar fonksiyonunu eda etmiştir.

DEVŞİRME'NİN YAPILDIĞI YERLER
Devşirme; Arnavut. Bulgar, Ermeni, Macar, Yunan, Sırp ve Bosnalılardan alınmıştır. Fakat Bosna-Hersekliler Müslüman olduktan sonra da kendilerinden devşirme alınması için defalarca padişaha başvurmuşlar ve Müslüman olanlardan alınması yasak olduğu halde, kendilerine özel olarak müsaade edilmiştir. Bu konuda Şamdanîzâde "Müslüman evlâdından devşirme alınmaz idi. Bosnalı Müslüman oldu, onların da evlâdı alınmaz oldu. Anın için evlatlarının devşirilmesini rica ettiler. Padişah dahi Müslüman Bosnalıdan devşirme alınsın deyu icazet verdi". Bosnalıların imtiyazından faydalanmak isteyen yerler çıkmışsa da, devlet bunlara izin vermemiştir. Bazı bölgeler de, yaptıkları iş veya hizmet karşılığında devşirme sisteminden muaf tutulmuşlardır.

DEVŞİRMENİN TATBİKAT ŞEKLİ
Devşirme sistemi, sadece belli bölgelerde ihtiyaca binaen değişmekle birlikte belli zamanlarda ve hassasiyetle tatbik edilmiştir. Devlet bu sisteme büyük ehemmiyet vermiştir. Devşirmeler, padişah tarafından tayin edilen memurlar ve sancak beyi, sadrazam, kadı, beylerbeyi gibi önemli devlet erkanı ile Yeniçeri Ocağı'ndan ilgili kişilerden oluşan heyet tarafından toplanmıştır. Devşirmelerde devletin istifade edebileceği bir takım husûsiyetler aranmıştır. Vazifeli devlet erkânı tarafından genellikle 8, 10 ve 20 yaş arasında bulunan Hristiyan erkekler seçilmiştir. Bu iş gelişigüzel yapılmamış, tam aksine belirli nizamlar dahilînde yürütülmüştür. Bu sistemde "Her kırk evden bir Hristiyan erkek evlâdı alınırdı. Her kazada dellâllar vasıtasıyla köylere kadar yapılan ilanlar mucibince Hristiyan çocuklar, başta papazları olmak üzere aileleriyle birlikte toplanma yerine getirilirdi. Devşirme memurları bu oğlanları alırken, kadılar, sipahiler ve köy kethüdaları da hazır bulunurdu. Suistimal olmamasına dikkat ederlerdi. Devşirme memuru, vaftiz kâğıtlarını tetkik ederek yaşları müsait olanları ayırırdı. Seçilenler içinde evli olan varsa, bunlar devşirilmezdi. Tek çocuğu olanların evlatları alınmadığı gibi, anası-babası ölen çocuklar ile halk arasında herhangi bir imtiyaz anlayışı doğurabilir düşüncesiyle köy kethüdalarının da çocukları alınmazdı".
Devşirilen bu çocuklar, büyük güvenlik tedbirleri içinde İstanbul'a getirilirdi. Çünkü bazı aileler, kendi çocuklarının da devlet merkezine giderek iyi bir eğitim görmesi ve devlet kademelerinde yer almasını sağlamak gayesiyle, devşirme kervanına sokmak için evrakları veya çocukları değiştirmek gibi yolsuzluklara başvurabiliyorlardı. Bu sebeple, devşirmelere büyük hassasiyet gösterilmiştir. Burada şu nokta ortaya çıkıyor: Şayet bu çocuklar zorla alınıyor ve sistemli bir asimilasyon politikasına tabi tutuluyor olsaydı, bu kadar itina ile seçilmezler ve özel güvenlik tedbirleriyle korumaya alınmazlardı. Nitekim çeşitli tedbirlerin alınması, bazı ailelerin bir takım uygunsuz işlere başvurduklarını da göstermektedir.

ASİMİLASYON-ERİTME POLİTİKASI VAR MIYDI?
Devşirme sistemini incelediğimizde böyle bir politikanın mevcudiyetini göremeyiz. Çünkü yukarıda söylediğimiz gibi, büyük itina ile köyler dahil, her yerde yapılan İlanlarla, çocukların soy kütüğüne, vaftiz kağıtlarına varıncaya kadar herşeyin kaydedilmesi böyle bir düşünceyi ortadan kaldırmaktadır. Şayet böyle bir maksat olmasaydı, hâdise gizli olarak yapılırdı ve en ince teferruatına varıncaya kadar bütün bilgiler yazılmazdı. Bosna-Hersek bölgesinde olduğu gibi aileler, yasak olduğu halde bizzat kendileri padişaha başvurup kendilerinden devşirme alınmasını istemezlerdi. Kaldı ki devşirmeler İstanbul'a getirildikten sonra mükemmel bir eğitim-öğretime tâbi tutularak yetiştiriliyor ve devlet mekanizmasında istihdam ediliyordu. Böylesine büyük bir imkândan şikayet etmek ve memnun olmamak söz konusu olamaz. Ayrıca devşirmelerin ailelerinin vergiden muaf tutulma gibi bir ayrıcalıkları da bulunuyordu. Bununla ilgili bir misalde, "Hasan adında bir yeniçeri, devşirilmeden önce ailesinden alınan verginin, devşirildikten sonra da alındığını belirterek, padişahtan bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir." Burada da görüyoruz ki, devşirme yeniçeri, ailesini unutmayarak bağını devam ettirmiştir.
Devşirmeler hiçbir zaman "köle" gibi kabul edilmemiştir. Devşirmelere yeniçeri olduktan sonra verilen "Kapıkulu" adı, padişahın büyük sıfatından kaynaklanmaktadır. Devşirmelerin köle olarak görülmesi, zaten İslam hukukuna göre de aykırıdır. Çünkü İslam hukukunda bir kişinin "köle" olabilmesi için "ehl-i zimmet" olmaması, yani "Osmanlı hakimiyetinde yaşamamaları" gerekmektedir. Oysa devşirme işinin yapıldığı yerler, Osmanlı topraklarıdır.
Bu konuda en güzel misallerden biri Sokullu Mehmed Paşa'dır. Sırp Patrikhanesi 1459'da Fatih Sultan Mehmed tarafından kapatılmış, Patrikhane'nin kiliseleri ve cemaati Ohri'deki Bulgar Kilisesi'ne bağlanmıştı. Yaklaşık yüzyıl sonra 1557'de Sokullu Mehmed Paşa, Sırp Patrikhanesi'ni yeniden kurdurmuş ve başına da kardeşi Marakios'u tayin etmiştir. Görüldüğü gibi, iki kardeşten biri devşirilerek devletin en yüksek kademesine kadar gelip Osmanlı'ya çok büyük hizmetlerde bulunmuş; diğeri de eski dininde hayatını sürdürmüş ve aralarındaki ilişki devam etmiştir. Köprülü Mehmed Paşa, Kırım fatihi Gedik Ahmed Paşa, Yemen fatihi Sinan Paşa, Şehid Ali Paşa, devşirme olarak alınıp, "Saray okulu" olan "Enderun"da yetiştirilerek devlet mekanizmasında istihdam edilen büyük devlet adamlarındandır.
Sistemli bir "yozlaştırma" veya "asimilasyon" politikası izlenmiş olsaydı, devşirmelerin kendi milletlerini ve asıllarını kesinlikle hatırlamamaları gerekirdi. Oysa bu durum tam tersidir. Bununla birlikte asıllarını ve ailelerini unutmayan bu kişilerin geç bile olsa eski din ve hayatlarına dönmeleri de mümkündür. Müslüman olan devşirmelerin, Osmanlı sınırları dışına çıktıkları takdirde; savaş sırasında, özellikle mağlubiyetle biten savaşlarda, düşman tarafına geçmeleri, hattâ bu işi bütün yeniçerilerin topyekün yapmaları mümkün ve kolaydır. Oysa böyle bir hadiseye uzun Osmanlı tarihî içinde rastlanmamaktadır. Sınırlarda her an komşu devletlerle ilişkide bulunan kalelerde genellikle yeniçeriler bulunmakta idi. Oysa buralarda da durum aynıdır. Burada bir neticeye daha varmamız mümkündür: Şayet Osmanlılar devşirme sistemini bir "baskı" veya "yozlaştırma" unsuru olarak kullanmış olsalardı, yukarıda belirttiğimiz hadiselerin vuku bulması gerekirdi. Bununla birlikte Osmanlılar, Türk-İslâm gelenek ve güzelliklerini, yine İslâm'ın sevgi ve hoşgörü denizi içinde, devşirme usulü ile alınan gayr-i müslimlere öğreterek, onlara yepyeni bir dünya kazandırmışlardır.

YETİŞTİRİLMELERİ VE YAPTIKLARI BAZI İŞLER
Büyük itina ile seçilen devşirmelerin bir kısmı Anadolu'ya çeşitli ailelerin yanına gönderilmiştir. Saraya alınanların bir kısmı ise sarayın kendi iç bünyesinde ihtiyaç hissettiği işlerde çalıştırılmak üzere itinalı bir eğitim-öğretime tabi tutulmuş ve daha sonra muhtelif işlerde istihdam edilmişlerdir. Bu işler saray bahçelerinden, padişahın çeşitli işlerinin görülmesine, fırıncılık, demircilik, gemicilik, marangozluk, bahçıvanlık gibi işlere varıncaya kadar çok geniş bir yelpazeyi teşkil etmektedir.
Devşirmelerin yetiştirilmesini "Saray Okulu" denen "Enderun" yapmıştır. Enderun'a alınanlar daha ziyade, devlet mekanizmasına girebilecek zeki ve kabiliyetli devşirmelerdir. Bununla birlikte sarayda bulunan "Küçük Oda, Büyük Oda" gibi yerler, devşirmelerin ilk etapta eğitim gördükleri yerlerdir.13 Bu yerlerde ve Enderun'da devşirmelere, görgü kurallarından dinî ve müspet ilimlere varıncaya kadar kendilerine lâzım olan her konuda eğitim ve Öğretim verilmiştir. Buralardan yetişen devşirmeler, kaptan-ı derya, vezir, sancak beyi, vezir-i âzam gibi büyük devlet adamları olarak yetişmişlerdir. Bu durum ise, gayr-i müslimler için oldukça büyük bir imkân doğurmuş ve bu şekilde gayr-i müslimler, devlet yönetimine etkili olarak katılabilmişlerdir. Devlet ise, çok önemli ve zengin bir millî potansiyeli teşkil eden bu İnsanlardan istifade etmiştir. Bununla birlikte "müslim-gayr-i müslim halk" ile "'devlet-gayr-i müslim yakınlaşması, kaynaşması ve birlikteliği" sağlanarak; "devlet ve millet olarak içtimaî bütünlük" elde edilmiştir. Bu nokta bize; "çok millet"li bir mozayiğe sahip olan Osmanlı Devleti'nin, bu yapısıyla uzun süre yaşayabilmesinin önemli bir sırrını da vermektedir. Bu sistem vasıtasıyla Osmanlı Devleti, ezmeyerek ve unutmayarak onların dünya siyaset ve medeniyet tarihinde önemli bir rol oynamalarına mühim ve geniş bir kapı açmış ve onlara
köle olarak görülmesi, zaten İslam hukukuna göre de aykırıdır. Çünkü İslam hukukunda bir kişinin "köle" olabilmesi için "ehl-i zimmet" olmaması, yani "Osmanlı hakimiyetinde yaşamamaları" gerekmektedir. Oysa devşirme işinin yapıldığı yerler, Osmanlı topraklarıdır.
Bu konuda en güzel misallerden biri Sokullu Mehmed Paşa'dır. Sırp Patrikhanesi 1459'da Fatih Sultan Mehmed tarafından kapatılmış, Patrikhane'nin kiliseleri ve cemaati Ohri'deki Bulgar Kilisesi'ne bağlanmıştı. Yaklaşık yüzyıl sonra 1557'de Sokullu Mehmed Paşa, Sırp Patrikhanesi'ni yeniden kurdurmuş ve başına da kardeşi Marakios'u tayin etmiştir. Görüldüğü gibi, iki kardeşten biri devşirilerek devletin en yüksek kademesine kadar gelip Osmanlı'ya çok büyük hizmetlerde bulunmuş; diğeri de eski dininde hayatını sürdürmüş ve aralarındaki ilişki devam etmiştir. Köprülü Mehmed Paşa, Kırım fatihi Gedik Ahmed Paşa, Yemen fatihi Sinan Paşa, Şehid Ali Paşa, devşirme olarak alınıp, "Saray okulu" olan "Enderun"da yetiştirilerek devlet mekanizmasında istihdam edilen büyük devlet adamlarındandır.
Sistemli bir "yozlaştırma" veya "asimilasyon" politikası izlenmiş olsaydı, devşirmelerin kendi milletlerini ve asıllarını kesinlikle hatırlamamaları gerekirdi. Oysa bu durum tam tersidir. Bununla birlikte asıllarını ve ailelerini unutmayan bu kişilerin geç bile olsa eski din ve hayatlarına dönmeleri de mümkündür. Müslüman olan devşirmelerin, Osmanlı sınırları dışına çıktıkları takdirde; savaş sırasında, özellikle mağlubiyetle biten savaşlarda, düşman tarafına geçmeleri, hattâ bu işi bütün yeniçerilerin topyekün yapmaları mümkün ve kolaydır. Oysa böyle bir hadiseye uzun Osmanlı tarihî içinde rastlanmamaktadır. Sınırlarda her an komşu devletlerle ilişkide bulunan kalelerde genellikle yeniçeriler bulunmakta idi. Oysa buralarda da durum aynıdır. Burada bir neticeye daha varmamız mümkündür: Şayet Osmanlılar devşirme sistemini bir "baskı" veya "yozlaştırma" unsuru olarak kullanmış olsalardı, yukarıda belirttiğimiz hadiselerin vuku bulması gerekirdi. Bununla birlikte Osmanlılar, Türk-İslâm gelenek ve güzelliklerini, yine İslâm'ın sevgi ve hoşgörü denizi içinde, devşirme usulü ile alınan gayr-i müslimlere öğreterek, onlara yepyeni bir dünya kazandırmışlardır.

YETİŞTİRİLMELERİ VE YAPTIKLARI BAZI İŞLER
Büyük itina ile seçilen devşirmelerin bir kısmı Anadolu'ya çeşitli ailelerin yanına gönderilmiştir. Saraya alınanların bir kısmı ise sarayın kendi iç bünyesinde ihtiyaç hissettiği işlerde çalıştırılmak üzere itinalı bir eğitim-öğretime tabi tutulmuş ve daha sonra muhtelif işlerde istihdam edilmişlerdir. Bu işler saray bahçelerinden, padişahın çeşitli işlerinin görülmesine, fırıncılık, demircilik, gemicilik, marangozluk, bahçıvanlık gibi işlere varıncaya kadar çok geniş bir yelpazeyi teşkil etmektedir.
Devşirmelerin yetiştirilmesini "Saray Okulu" denen "Enderun" yapmıştır. Enderun'a alınanlar daha ziyade, devlet mekanizmasına girebilecek zeki ve kabiliyetli devşirmelerdir. Bununla birlikte sarayda bulunan "Küçük Oda, Büyük Oda" gibi yerler, devşirmelerin ilk etapta eğitim gördükleri yerlerdir. Bu yerlerdir ve Enderun'da devşirmelere, görgü kurallarından dinî ve müspet ilimlere varıncaya kadar kendilerine lâzım olan her konuda eğitim ve Öğretim verilmiştir. Buralardan yetişen devşirmeler, kaptan-ı derya, vezir, sancak beyi, vezir-i âzam gibi büyük devlet adamları olarak yetişmişlerdir. Bu durum ise, gayr-i müslimler için oldukça büyük bir imkân doğurmuş ve bu şekilde gayr-i müslimler, devlet yönetimine etkili olarak katılabilmişlerdir. Devlet ise, çok önemli ve zengin bir millî potansiyeli teşkil eden bu İnsanlardan istifade etmiştir. Bununla birlikte "müslim-gayr-i müslim halk" ile ''devlet-gayr-i müslim yakınlaşması, kaynaşması ve birlikteliği" sağlanarak; "devlet ve millet olarak içtimaî bütünlük" elde edilmiştir. Bu nokta bize; "çok millet"li bir mozayiğe sahip olan Osmanlı Devleti'nin, bu yapısıyla uzun süre yaşayabilmesinin önemli bir sırrını da vermektedir. Bu sistem vasıtasıyla Osmanlı Devleti, ezmeyerek ve unutmayarak onların dünya siyaset ve medeniyet tarihinde önemli bir rol oynamalarına mühim ve geniş bir kapı açmış ve onlara "farklı bir dünya" kazandırmıştır.

SON BİRKAÇ SÖZ
Osmanlı Devleti, devşirme sistemini kendine has yorumuyla tatbik etti. Hem kendisi, hem . de gayr-i müslim-müslim halk çok şeyler kazandı. Aslında devşirme sistemi Osmanlı tarihinin itinalı bir yerinde durmakla birlikte, bugünkü bazı metodlara da ilham kaynağı olmuştur. Günümüzde, bilhassa Avrupa ve Amerika'nın diğer ülkelerdeki zeki talebeleri elde etmeyi hedefleyen "burslar" gibi çeşitli imkânlar sunmalarına devşirme sisteminin değişik bir versiyonu olarak bakabiliriz. Yalnız, arada çok önemli bir fark var. Osmanlı'daki sistemin temelinde "ülkeye ve dünyaya adam yetiştirme" veya "insanlığa insan kazandırma" fikrinin yerini, bugün bütün sahalara yayılan ekonomik çıkar almıştır.


DİPNOTLAR

1-Pakalın, M. Zeki; "Pericik" maddesi, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M. E. B. istanbul 1983, C. II, s. 766-767
2-Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, TTK Ankara 1989, s. 13-53-54-100-101 vd.
3-Uzunçarşılı. İ. H.; Osmanlı Devletinde Kapıkulu Ocakları, TTK. Ankara 1989, C. I, s. 16-17; Pakalın, Z.; "Devşirme" maddesi, a.g.e,, C. I, s. 445448; Uzunçarşılı İ. H.; Osmanlı Tarihi, TTK. Ankara 1989, C. I, S. 508
4- Köprülü, Fuat; Osmanlı Devletinin Kuruluşu, TTK Ankara 1987, s. 108 vd.; Yavuz, Ercan; "Devşirme Sorunu", Be//eten XVIII, s. 712-713
5- Tarih-i Selaniki, Selanikli Mustafa Efendi, Haz. Mehmed İpşirli, İstanbul 1989, C. II, s. 263; Ercan, a.g.m., s. 713 Yeniçeriler 16, asrın ortalarından itibaren evlenmeye, mal sahibi olmaya ve ticaretle uğraşmaya başladıktan sonra, bunların çocukları "Kuloğlu" adı altında doğrudan doğruya Yeniçeri ocağına kaydedilmeye başlanmıştır. Ayrıca Yeniçeri Ağalarının himayeleriyle her sınıf halk "Ağaçırağı" adıyla ocağa alınmıştır. Bak. Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 30-34
6- Mür'i'tTevarih; Fındıklılı Şamdanizade Süleyman Efendi, Neşr. Münir Aktepe. İstanbul 1976, s. 58 vd.
7- Mesela: istanbul'daki Kartal ve Kadıköy Hristiyanları devlete ait hizmetlerde çalıştıkları için devşirme sisteminden muaf tutulmuşlardır. Bak. Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 19-21
8- Bununla ilgili padişah fermanı için Bak. Pakalın, a.g.e., C. II, s. 446
9- Pakalın, a.g.e., s. 446-447; Uçunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 16-22
10-Uzunçarşılı, a.g.e., s. 26-28, Ercan, a.g.m., s. 717
11-Bozkurt, Gülnihal; Gayri Müslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki Durumu, TTK. Ankara 1989. s. 7-29 Ercan, a.g.m., s. 716
12-Ergin, Osman; Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, C. 1, s. 11-12
13- Pakalın, a.g.e., C. I, s. 31 Ergin, a.g.e., s. 12-14 Akkutay, Ülker; Enderun Mektebi, İstanbul 1986, s. 25-127 Parry, V. J.; "Enderun" maddesi, Encylopedia of İslam, New Edition, C. II, s. 697-698


comments powered by Disqus