Toplum ağacının bahar filizidir gençlik. Tohumu içinde gizleyen çiçek, çekirdeği özünde tutan meyve gibidir. Nurlu ve ışıklı bir dünya o tohum, o çekirdeklerden doğacaktır. Gençlik gelecek demektir. Onlarsız bir milletin yarını yokluktan ibarettir.

Milli değerler çağlar ötesine taşınması gereken bir yük gibi düşünülürse, o yükün mukaddes hamalı gençliktir. Öyleyse her yönden kuvvetli olmalı bir milletin gençliği. Ahlakı temiz, yüreği cesaret dolu, aklı bilgi ile pırıl pırıl ve aydınlık olmalı. Bakın ne diyor bu hususta George Mc Donald: “Gençliği anlamadığımız an dünyadaki işimiz bitmiş demektir.” Demek ki gençlik anlaşılması gereken bir meçhul, çözülmesi gereken istikbal kapısının şifresidir.

Zamanı bir ağaca benzetirsek geçmiş onun kökü, gelecekse meyveleri olur. Gençleri millet ağacının nurlu ve ışıklı meyveleri görmek istiyorsak onların yüzünü hak ve hakikatin aydınlık çehresine çevirmeliyiz. İşte bu hususta Snelman’ın sözü: “Gençliğin ruhunu işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bıraksanız, orada ısırganlar, dikenler yetişir.” Demek ki; onların ruh dünyasına bir bahçıvan gibi eğilmek gerek. His ve düşüncelerini bir fidan gibi kollayıp gözetmek gerek.

Kumar, içki, fuhuş gibi onları perişan ve derbeder eden hastalıklar aslında milli benliğin zayıflamasıyla ortaya çıkar. Gençlik, yüreğine koyacağı milli değerleri kaybettiği takdirde içindeki boşluğu onu bütün yüksek gaye ve ideallerden alıkoyan fani sevdalarla doldurur. Özündeki susuzluğu gidermek için ona sunulan zevk ve eğlenceler, çölde kalmış bir yolcuya deniz suyu sunmak kadar abestir. Bu onun öz susuzluğunu gidermekten ziyade daha da şiddetini artıracaktır. Köküne kurt düşmüş bir ağaç gibi kurumaya yüz tutmuştur gençliği kötü yollara düşmüş bir millet. “Barutu ateşten, gençleri kumardan uzak tutun” diyor Benjamin Franklin. Demek ki ahlak sapması ve yanlış yola girmek gençliği yok ettiği gibi bir milletin geleceğini de zevale sürükler.

İdeal gençliğin yetişmesi için, en önemli unsur ise eğitimdir. Eğitim milli değerler ile ahlaki unsurları topyekün kucaklamıyorsa onun kucağında yetişen gençlik de eksiktir, güdüktür. Cemiyet hayatının elektrik şarteline dokunan kişi önce gençliğin gönül lambalarını, beyin ampüllerini aydınlatmalı. Zira bu nur ve ışık zamanla bütün müesseselere o güçlü, dinamik beyinler tarafından taşınacaktır.

Cemiyet gençliğin dölyatağıdır. Güçlü bir gençliği, idealist kişileri ancak güçlü toplumlar yetiştirebilir. “Gençlik bulunduğu kabın rengini alan bir mai gibidir” diyor bu hususta M. Abdülfettah Şahin. Onlara ışığı, nuru verecek olan bizim gönüllerimizdeki ideal ateşidir.

Gençliğe şefkatle eğilmek gerektiğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Onlara bir anne merhametiyle kanat açmak ve diriltici soluklarla,
gençliği ümit ve azim dünyasına filizlendirmek her eğitimcinin en başta gelen vazifesidir. Zira bilinmelidir ki; gençliğin ruhunda iz bırakan şefkatli bir elin saçları okşaması,
yumuşak, tatlı bir sesin onun gönlüne hitap etmesidir. İşte Peygamberimiz bu hususa dikkat çekerek şöyle buyuruyor: “Size gençler için hayırhah olmanızı tavsiye ederim. Çünkü gençlerin kalbi yufkadır. Allah beni bir şahit, mübeşşir ve nezir olarak gönderdi. Gençler bana uydular, ihtiyarlarsa muhalefet etti.”

Demek ki; gelecekle ilgili ümitlerimiz, gençlere davranış şekline ve onları nasıl yetiştirdiğimize bağlıdır. Onların aşk ve vecd adamı olmasına özenle dikkat etmeliyiz. Eğer onlar ümit, azim ve gayretlerini yitirirlerse bu milletin geleceğinde hiç güneş doğmayacak, ufukları daima sisli ve dumanlı, yarınları karanlık üstüne karanlık olacak demektir. Kalbi din duygusu ile kanatlı, aklı fen bilimleriyle nurlu ve ışıklı bir gençlik gelecek adına bizim en büyük teminatımızdır. Yoksa bu millet meyveden yoksun öksüz ağaçlar gibi istikbal dallarından yokluk ve hiçlik devşirecektir.

Arkadaş! Eğer biz dünyaya adalet ve hürriyetin ebedi sancağını dikecek bir nesil yetiştirmek istiyorsak, gençliği sarsık düşüncelerden, karanlık ideallerden, ümitsizliğe çeken pespaye fikirlerden korumalıyız. Onlara nurlu ve ışıklı dünyaya giden yolda bir ışık rehberi, bir nur mürşidi olarak kendimize düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeliyiz. Ta ki, idealimizdeki nesil yetişsin ve cihan onların elinden bir defa daha kurtuluş bengisuyunu içsin.


comments powered by Disqus