|
Risale-i Nur'a Giriş (Kitaplık)
Nihat DAĞLI [email protected] |
Sesli Dinle
|
![]() Bediüzzaman'ın kaleme aldığı risalelerden sadece biri hakkında yakın zamanda yayımlanmış bir çalışma, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. Seyit Nurfethi Erkal'ın Nur Derslerine Giriş'inin, Bediüzzaman'ın üç sayfalık "Birinci Söz"ü üzerine bir şerh denemesi niteliğinde olduğunu peşinen belirtelim. Erkal'ın "Birinci Söz" üzerine bu çalışması, Bediüzzaman'ın kendi eserleri üzerine yapılmasını bir bakıma vasiyet ettiği 'şerh, tanzim ve izah'ın bir örneğini göstermesi bakımından dikkat çekici. "Birinci Söz"ün cümle cümle, hattâ kelime kelime açıklandığı Nur Derslerine Giriş, Risale-i Nur'un herhangi bir bahsinin hem kavram hem muhteva itibarıyla anlaşılmasında Risale-i Nur'un diğer bölümlerinin nasıl yardımcı olacağını gösteren zengin atıflar barındırıyor. Keza, Bediüzzaman'ın bu üç sayfalık "Birinci Söz"de dile getirdiği kavramların, tariflerin ve teşbihlerin Kur'ânî ve nebevî dayanaklarına dipnotlarda yer verilerek, risalelerin Kur'ân'a ve hadîslere yönelik derin bir kavrayıştan ne şekilde ve ne derece beslendiği açıkça ortaya konuluyor. Kitabı Risale-i Nur'u anlama noktasında önemli ve değerli kılan bir diğer husus ise Bediüzzaman'ın sembolik dilini ve kullandığı kelime dizgelerinin anlam haritası hakkında bize ipuçları sunması. Bediüzzaman'ın besmeleyi varoluşun özü ve özeti olarak gördüğünü başarıyla tespit eden yazar, yine Bediüzzaman'ın besmele için kullandığı 'tükenmez bir kuvvet/bitmez bir bereket' ifadelerini, "Birinci Söz"deki merkezî isimler olarak ifade ettiği Kadîr-i Rahîm ismi dâhilinde dikkate değer bir surette açıklarken ilerleyen satırlarda karşımıza çıkan "...Daima titrer, daima dilencilik ederdi" gibi bir cümlede bu dizgenin nasıl korunduğunu yine dikkatle tespit ediyor: "Nur Risaleleri'nde kelimelerin diziliş sırası dahi çok mühimdir. Bir yerde ef'âl veya esma bir sıraya göre anlatılıyorsa, anlatılan bahisteki hakikatin tecellisi o şekilde bir tertip izlediği ve o hakikatin semasına yükselmeye vesile olacak tefekkürün de o şekilde yapılması gerektiği içindir. Meselâ Birinci Söz'deki gibi Kadîr-i Rahîm ismi anlatılıyorsa, ikili ifadelerden ilki daima Kadîr ismine, ikincisi Rahîm ismine bakıyor demektir. Mağrur kişi 'daima titrer, ' çünkü gücü mutlak olana dayanmamıştır. 'Daima dilencilik eder, ' çünkü merhameti sonsuz bulunana el açmamıştır. 'Zelil'dir, çünkü Cenab-ı Kadîr'e istinad etmemiştir. 'Rezil'dir, çünkü Cenab-ı Rahîm'e itimat etmemektedir." (s. 72–73) İlerleyen sayfalarda, aynı ikili yapının bu kez 'acz' ve 'fakr' kelimeleri üzerinden nasıl devam ettiğinin izahı çıkıyor karşımıza. Bu tek misâlin gösterdiği üzere, Seyit N. Erkal'ın "Birinci Söz" üzerine söz konusu çalışması, Risale-i Nur'un anlaşılması noktasında dikkate alınmaya değer özgün bir bakış sunduğu gibi, risaleler üzerine bir 'şerh' çalışmasının ne şekilde yapılacağı noktasında bir model oluşturma potansiyeli taşıyor. Kitabın sayfaları arasında ilerlerken, marifet ve ilim arasındaki kavramsal farka dair açıklamayı (s. 41 vd.), keza Bediüzzaman'ın kullandığı 'salâbet ve hararet' kelimelerine dair derinlikli şerhi (s. 118 vd.), Firavun-Karun sembolizmiyle ilgili tespitleri (bilhassa s. 123) özellikle dikkate değer bulduğumu belirtmem gerekiyor. Bu son örnekte de görüldüğü üzere, Erkal'ın "Besmele" üzerine bir 'imanî' bahisten sosyal hayata dair açılımlar geliştirebilmiş olmasını Risale-i Nur'daki derin 'ontolojik' inşanın ortaya çıkardığı 'sosyolojik' imkânlara dair ümit verici bir yaklaşım olarak gördüğümü de belirtmeliyim. *Metin Karabaşoğlu'nun Kitap Zamanı'ndaki (Mart 2010) yazısından derlenmiştir. |
|



