Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Rumendeki Esrarlı Faaliyet
Abdülkadir SEVİMLİ  


Rumen mikroorganizmaları ile üzerinde yaşadığı canlı arasında karşılıklı yardımlaşma vardır. Bu halleriyle hayatın, mücadele değil de daha çok yardımlaşmaya dayandığını gösterirler.

Mikroorganizmalar tek hücreli canlılardır, hastalıklara sebep oldukları gibi bazıları da biyolojik hâdiselerde maddelerin parçalanma ve sentezinde mühim vazifelerde bulunmaktadırlar. Rumendeki mikroorganizmalar da bu gruptandır.

Rumen mikroorganizmaları diğer canlılarda değerlendirilemeyen bazı maddeleri bünyelerinde bulunan fermentler vasıtasıyla parçalayarak vücut için lüzumlu "terkiblere" çevirirler. Ayrıca canlının dışardan alması lüzumlu olan maddeleri kendi bünyelerinde "sentez"lemekte ve bu halleriyle de ekonomi prensiplerine uymaktadırlar.

Acaba rumen mikroorganizmaları ekonomi prensiplerini nereden bilmektedir? Kimden öğrenmiştir?

Geviş getiren canlılarda mide dört kısımdan müteşekkildir. İlk üç bölümü Rumen (işkembe), Reticulum
(böğürtenek) ve Omasumdur (kırkbayır). Bu üç bölüm ön mide adını alır. Son bölüm ise esas mide vazifesini yapmaktadır, bu bölüme de abomasum (şirden) denir. Yeni doğan yavrularda ön mideler arasındaki nisbet, erişkin canlılarınkinden farklıdır. Yeni doğan yavrularda ön mideler tam teşekkül etmemiştir. Olgunlaşmayan rumende mikroorganizmalar ve mikrobial faaliyetler de henüz yoktur. Canlının beslenmesi anne tarafından doğumun ilk günlerinde memelerden salgılanan kolostrum (ağız sütü) vasıtasıyla olmaktadır. Kolostrum normal sütde bulunan proteinden daha fazla protein, bilhassa albumin ve globulinleri ihtiva eder. Kolostrum'u içen canlılar bakterilerin sebep oldukları hastalıklara karşı muâfiyet kesbederler. Globulinler yavrunun ince barsağında parçalanmadan emilirler çünkü plansenta (eş) yolu ile yavruya antikor geçmemiştir. Barsakların permeablitesi (geçirgenliği) de globulin'in geçmesine göre tanzim edilmiş ve bağırsak kapalı olan kapılarını açmış yavrunun âcizliğine binâen globulin parçalanmadan ve şaşırmadan hedefine ulaşmıştır. Doğumu izleyen ikinci haftadan itibaren yavrunun sütle birlikte kaba yem tüketimine başlaması, rumende oksijende üreyen mikroorganizmaların sayısını azaltmakta, CO2'de üreyen bakterilerin ise sayılarının artmasına vesile olmaktadır.

Rumenin tam teşekkülü ile birlikte sindirim fizyolojisi de tamamlanır, mikroorganizmaların sayıları da buna bağlı olarak artar. Rumende bulunan mikroorganizmalar;

1- Bakteriler (Rumen florası) 2 - Mikrofauna (tek hücreli protozoonlar ve infuzorialar) 3 - Maya ve Mantarlar olmak üzere üç grupta mütalâa edilebilir.

Rumen mikroorganizmaları ile üzerinde yaşadığı canlı arasında karşılıklı yardımlaşma vardır. Bu halleriyle hayatın mücadele değil de yardımlaşmaya dayandığını gösterirler.

Bu yardımlaşmaya misâl olarak rumendeki protozoonları gösterebiliriz. Protozoonlar hızla çoğalırlar ve çok kısa sürede ölerek parçalanırlar. Bu protozoonlan, üzerinde yaşayan canlı sindirerek ihtiyacı olan toplam azotun beşte birini karşılamaktadır. Protoozonlar ise canlının sindiremediği sellülozu bünyelerinde bulunan enzimler vasıtasıyla parçalayıp kendilerine faydalı hale getirirler.

Geviş getirenlerin ön midelerinde husule gelen kimyevî hâdiseler, ağız hazmının devamından ibaretdir. Tükrük de; rumen muhteviyatını mikroorganizmaların yaşamaları ve üremeleri için lüzumlu olan canlılıkta tutmakladır.

Rumen'de sellülozun sindirilmesi, vitaminlerin ve proteinlerin sentezi; buradaki mikroorganizmaların yaşamaları ve üremeleri için uygun vasatların varlığı ile mümkün olmaktadır. Bu sebepten rumen'e fermantasyon (mayalanma) odası nazarı ile bakılabilir.

Bu odada mikroorganizmaların üreme ve gelişmeleri için aşağıdaki hususiyetlerin bulunması gerekir.

1 - Rumen sıvısının ısısı fizyolojik bir mekanizma tarafından 38 - 42 °C arasında sâbit tutulur. Yani mikroorganizmalara hükmeden irade'nin bu organizmaların üzerlerinde yaşadıkları canlılara da hükmederek hararet mekanizmalarını en uygun derecede muhafaza etmesi gerekir. 2 - Yüksek seviyede nemliliğin temini, 3 - Fermantasyon kabiliyetine sahip besinlerin rumene devamlı verilmesi sonucu enzimatik sebeblerin devamlılığı 4 - Anaerobik (oksijensiz) vasatın mevcudiyeti 5 - Fermantasyon neticesinde husûle gelen ürünlerin devamlı olarak rumenden uzaklaştırılması şarttır. Bu şartların bulunduğu hallerde rumen'deki mikroorganizmalar sellülozu değerlendirerek vitaminleri ve proteinleri sentezlerler.

Rumen'deki bakteri kesafeti çok yüksektir. 1 gram rumen muhteviyatında bulunan bakterilerin sayısı 15-20 milyar kadardır. Bunlar yan yana dizilselerdi 15 - 20 km uzunluğunda bir zincir teşkil ederlerdi. Bu bakteriler içinde belirtilen türler Streptokoklar, Lactobasiller, Sellulozu parçalayan bakteriler, Selenomonadlar, Proteolitik bakterilerle süt şekerini fermente eden bakterilerdir . Rumen bakterileri kendilerinde eksik olan ferment sistemlerini diğer bakteri türlerinden ikmâl ederek vazife görürler.

1 gram rumen muhteviyatında 1 milyon kadar protozoon'un mevcudiyeti bildirilmiştir. Protozoonlar, yemden istifade kabiliyetini artırarak besin maddelerinin biyolojik kıymetini yükseltmektedir. Mantarlar ise toksik vasıflardaki azotlu maddeleri asitlere çevirerek, zararlı maddelerin rumende birikmesine engel oluriar. Ayrıca meydana gelmesini temin ederler. Sellülozu parçalayan bakterilerin yaşama ve üremeleri üzerine mantarların da tesirleri vardır; bunlar bakteriler gibi (B) grubu vitaminleri sentezleyebilirler.

Geviş getirenlerde karbonhidratlar, rumen'de parçalanarak kısa zincirli yağ asitlerine çevrilir ve rumen duvarından emilirler. Enerji ihtiyaçlarının yarısını karşılayan yağ asitlerinin bir bölümü de, karaciğer ve memede kullanılır. Diğer tek mideli hayvanlarda enerji ihtiyacı polisakkarit ve disakkaritlerin en küçük birimleri olan glikoza ayrılarak ince bağırsaklardan emilmesiyle olmaktadır. Sellülozun parçalanması da rumen bakterilerinin bünyesinde bulunan sellüloz ve sellobiyaz fermentlerinin tesiriyle olmaktadır.

Rumende nitrogenli maddelerin parçalanması neticesinde meydana gelen amonyağın bir kısmı tekrar asitlere sentezlendiği gibi bir kısmı da rumen duvarından emilerek karaciğerde üre'ye çevrilir. Rumen bakterilerin protein vasfında olmayan nitrogenli bileşikleri kendi hücre proteinlerine sentezledikleri ispatlanmıştır. Son zamanlarda üre'nin hayvan beslemede bilhassa geviş getirenlerde kullanılması aktüel bir mevzu olmuştur. Çünkü proteinlerde % 16 azot bulunur, bu değer 6,25 olarak ifade edilir. Üre İse bünyesinde % 46 oranında azot bulundurur. Bunun protein değeri ise 287'dir. Bu çok büyük bir rakamdır. Hayvan beslemede proteince düşük yemlere katılarak yemdeki protein dengesizliği ortadan kaldırılır. Geviş getirenlerin kendileri üreyi değerlendirecek olsalar elbette bu riskli işi yapamazlardı, fakat bu hayvanlar dünyaya gelmeden bu hususiyetler kendilerine bahşedilmekte, insan da bu sırları keşfederek pratikte faydalanmaktadır. Rumende cereyan eden faaliyetlerde en mühim rol mikroorganizmalara verilmiştir. Bu bakteriler de kimya ve biyoloji kanunlarını bilmedikleri halde rollerini binlerce yıldır hiç aksatmadan ifa etmektedirler.

İnsan olarak bizler bu muntazam çalışmaya bakarak bize verilen nimetler karşısında saygıyla eğilmemiz gerekmez mi?

Rumen'de muntazam olarak cereyan eden faaliyetlerden bir diğeri de rumen'den emilen amonyakın karaciğerde günde 150-200 gr kadar ürenin sentezlenmesinde tesirli olması bunun yarısının da böbreklerden atıldıktan sonra, kalanının kılcal damarlar ve tükrük vasıtasıyla rumen'e geçme hâdisesidir. Rumino-hepatic-nitrogen dolaşımı denen bu hâdise de sadece gevişgetirenlerde görülür. Rumende bakteri proteinlerinin sentezlenmesi yem proteinlerinden ve protein vasfında olmayan azotlu bileşiklerden olmaktadır. Yem proteinlerinden proteolitik fermentlerin tesiriyle peptid ve aminoasitler ayrılmakta ve bu son ürünler yakılarak amonyak meydana getirmektedir. Amonyak'ın bir kısmı bakteriler tarafından bakteri proteinlerinin sentezi İçin kullanılmaktadır. Halbuki ürede bulunan amonyak vücutta belli miktarları aştığı zaman kısa sürede ölüm meydana getirmektedir, fakat bu durum ruminantlarda mikroorganizmaların amonyak'ı kullanmalarından dolayı görülmemektedir. Rumen'de cereyan eden bir diğer faaliyet de vitaminlerin sentezidir. Sentezi edilen vitaminler K, B1, B2, nikotiamid, B6, pantotenik asit, folik asit ve vitamin B12 dir. Hakikaten bu vitaminlerin eksikliği geviş-getiren hayvanlarda görülmemektedir.

Acaba mikroorganizmalarla, bu hayvanlar arasındaki harika dengeyi kuran Zat'ın bütün hayvanların sindirim cihazlarını, bünyelerinde cereyan eden kimyevi reaksiyonları, ayrıca bitkilerin ve bakterilerin yapılarını en ince teferruatına kadar bilmesi gerekmez mi? Yoksa bütün bu hadiseler kendi kendine bozulmadan devam edebilir mi?

podcast itunes youtube rss twitter facebook