Sarı İkaz: Bilirubin
Aile fertlerimizden, yakınlarımızdan birinin sarılık olduğunu biliriz; medyadan, bazı kimselerin bu rahatsızlığa yakalandığını öğreniriz. Bilhassa yeni çocuğu olan anne ve babalar, yavrularının sarılık olmasından endişe ederler. Toplumda ekseriyetle sarılık denilince nedense hepatitler (karaciğer iltihabı) akla gelir ve hep kötü şeyler çağrıştırır. Hâlbuki "Sarılık nedir, hangi şartlarda meydana gelir, tedavisi nasıl yapılır?" gibi soruların cevabını bulduğumuzda durumun hiç de öyle olmadığı görülür.

Son model bir arabamız olduğunu düşünelim. Gösterge ekranında, aracın durumu ile ilgili çok sayıda ikaz sistemi vardır. Motor hasarını, elektrik sistemi arızasını gösteren veya yakıtın azaldığını ikaz eden sinyaller bulunmaktadır. Bu sinyaller aracımızın daha büyük arızalardan korunmasına vesile olur. İnsan vücudu da canlı organizmaların en muhteşemidir. Bundan dolayı insan vücudunda da sistemdeki problemleri bildiren ve böylece daha büyük hastalıklardan korunmamızı sağlayan ikaz mekanizmaları bulunmaktadır. Ağrı, sarılık, siyanoz (morarma) gibi bulgulara bu zaviyeden bakmak gerekir.

Sarılık (ikter), kandaki bilirubin seviyesinin artması neticesinde deri, göz ve mukozaların (ıslak zarların) sarı renk alması durumudur. Bu durum bir belirti olup, muhtelif sebeplerden kaynaklanabilir; tek hastalığa işaret etmez, birçok hastalığın belirtisidir. Meselâ, ana safra kanallarında taş olması sarılığa sebep olabilir. Ancak safra taşları sebebiyle oluşan veya yeni doğanlarda rastlanan sarılıkla 'viral hepatit' arasında alâka yoktur ve bu iki durumdaki sarılık da bulaşıcı değildir. Hepatit ise bir çeşit karaciğer iltihabıdır. Hepatitlerin çoğu virüs kaynaklı (viral) olmakla birlikte; ilâçlar, toksik maddeler, radyasyon, bağışıklık sistemindeki bozukluklar gibi farklı sebeplere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Halk arasında viral hepatitle, sarılık karıştırılır ve her sarılık vakası "viral hepatit" zannedilir.

Sarılığın mekanizması
Alyuvarlara kırmızı rengini veren ve oksijen taşınmasını sağlayan hemoglobinin parçalanması neticesinde yan ürün olarak günde 300 mg bilirubin meydana gelir. Kanda dolaşım ömrünü dolduran yaşlı alyuvarlar ölünce, parçalanan hücre içindeki hemoglobin açığa çıkar ve bir seri biyokimyevî hâdiseden sonra bilirubin maddesine dönüştürülerek karaciğere gelir. İşlenmeyen (indirekt) bilirubin denen bu madde suda çözünmez, idrara geçmez ve safra ile atılmaz. Bu sebeple karaciğerde birtakım enzimatik reaksiyonlardan (glukuroniltransferaz enzimi yardımıyla glukoronik asit ile birleştirilir) geçerek, yani işlendikten sonra suda kolay eriyebilen ve vücuttan kolay atılan (direkt) bilirubin hâline dönüştürülür. İşte bu işlemden geçen veya geçmeyen bilirubinin kandaki seviyesinin artması sarılık belirtisini meydana getirir. Bilirubin eğer renksiz olsaydı ve biriktiği organlara renk vermeseydi acaba ne olurdu? Sarılığı ortaya çıkaran arıza sebeplerini bilemeyeceğimiz için hastalık ilerler ve karaciğer başta birçok organı tahrip edebilirdi. İlmi ve kudreti sonsuz Rabb'imiz sağlığımızın korunmasına vesile olacak ikaz lâmbası gibi bir mekanizma ile, kullarına şefkatini göstermektedir.

Ortaya çıkışlarına göre; 1-Hemolitik Sarılıkta (karaciğer öncesi sebepler), 2-Hepatoselüler Sarılık (karaciğere ait sebepler), 3-Tıkanma Sarılığı (karaciğer sonrası sebepler), 4-Yenidoğan Sarılığı olmak üzere dört çeşit sarılık vardır.

Hemolitik sarılıkta, kırmızı kan hücrelerinin normalden fazla yıkılması ile çok fazla miktarda ve hızlı oluşan indirekt bilirubini, direkt bilirubine dönüştürme işinde karaciğerin kapasitesi yetersiz kaldığından, kandaki indirekt bilirubinin seviyesi yükselir. Bu bilirubinin bir kısmı mukozaya yerleşince cilt ve gözde sarı renk ortaya çıkar. Karaciğer hücreleri çeşitli sebeplerle (alkol, toksik maddeler) hasar görmesi neticesinde, hepatoselüler sarılık ortaya çıkar. Karaciğer hücrelerinin yetersizliğinden kaynaklanan bu tür sarılığa hepatik sarılık da denir. Akut viral hepatitler (A, B, C, D, E) ve kronik alkolik siroz, karaciğer kaynaklı sarılığa sebep olan ciddi hastalıklardır. Kanda direkt bilirubin miktarı arttığında idrarda ürobilinojen miktarı da artar. İdrar koyulaşırken dışkı beyaz renge dönüşür. Karaciğer fonksiyonları bozulduğu için kandaki karaciğer enzim (AST, ALT) seviyeleri artar. Hastada bulantı ve iştahsızlık meydana gelir. Safra yollarında tıkanma ile oluşan sarılıkta ise bilirubin miktarı artmaz, sadece bağırsaklara geçişi engellenir. Doğumu takip eden günlerde birçok bebek sarı ile turuncu arası bir renk alır ki, bu yenidoğan sarılığıdır. Yenidoğanın karaciğerindeki bilirubin glukuroniltransferaz enziminin aktivitesi düşüktür ve ancak doğumu takiben ikinci haftada belirli bir seviyeye ulaşır. Ayrıca çocuklarda alyuvarların hem ortalama ömürleri daha kısadır hem de hayatın ilk safhasında alyuvar sayısı fazladır. Bu sebeple bebeklerde bilhassa prematüre doğanlarda kan bilirubin seviyesi yüksektir. Bu sarılık, yenidoğanın fizyolojik sarılığı olarak adlandırılır ve umumiyetle tedaviye ihtiyaç duyulmaz; daha ağır vakalarda ise ultraviyole ışığın kullanıldığı fototerapiyle (mavi ışık) tedavi edilebilir. Tedavi sırasında bedeni çıplak olması gereken bebeklerin gözleri ultraviyole ışıktan zarar görmemesi için kapatılır. Ancak bazen yenidoğanda da patolojik sarılık görülebilir. Fizyolojik sarılıkta bilirubin seviyesi normal bebeklerde 12 mg'ı, prematüre bebeklerde 15 mg'ı geçmez. Patolojik sarılıkta ise bilirubin değeri daha yüksektir. Ancak bu değerlerin üzerinde seyreden durumlarda bilirubin seviyesi düşürülmezse, merkezî sinir sistemindeki sinir hücrelerinde biriken bilirubin, beyin gelişmesine zarar verir. Kernikterus olarak bilinen bu hastalığın oluşmaması için ebeveynlerin dikkatli olması gerekir.

Sonsuz merhamet sahibi Rabb'imizin nihayetsiz ilmiyle, vücudumuza yerleştirdiği çeşitli ikaz sistemlerinden birisi de sarılıktır. Bu ikaz sistemi sayesinde kernikterus gibi hayatı tehdit eden ciddi sinir sistemi hastalıkları ya da siroza ve karaciğer kanserine götüren karaciğer zedelenmesinin erken teşhis ve tedavisi mümkün olabilmektedir. İlk bakışta musibet gibi düşünülen sarılık, baş ağrısı, mide bulantısı gibi belirtilerin, bizi rahatsız etse bile, hakikatte hamd ve şükrü gerektiren birer belirti olduğu ve daha ciddi rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi için büyük bir önem arz ettiği muhakkaktır.

Kaynaklar
- Cecil Essentials of Medicine. Fourth Edition, 1997. Çeviri Editörü: Prof. Dr. Muzaffer Tuzcu.
- Pediatri. Prof. Dr. Olcay Neyzi. 2. baskı, 1993. Nobel Tıp Kitabevi.

comments powered by Disqus