Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Düne kadar taş kesildim loş bir odada ve sıcak döşekte. Melceinden akan SIZINTI'yı görünceye kadar bir kere dahi sızlamadı kalbim.

Düne kadar hayallerime sığmaz hep taşardı odamdan. Sonra balonlaşır sönerdi birden. Toz pembe görünürdü bütün haşmetiyle bahar. Şimdi kalbimden... sızıntıların mesajları ümit veriyor hayatıma; müjdeliyor gibi nehir nehir çağlayıp gelen baharı.

Odamın müezzini Sen! Seninle hayat buluyor; asker gibi günlerini sayıyorum.

Yolun açık olsun SIZINTI'm.


Dilek Gökçin


Senin vesilenle daha nice çekidekler filizlenip ağaç olacak ve meyve verecektir.

S. Kalaç


Yıllardır eşsiz düşüncelerinle; iyiyi - kötüden en güzel bir şekilde ayırt edişinle; ruhu kaplayan o ulvi gayenle ve çizdiğin ışık saçan bilginle dolu olan dergini sunuyorsun.

Yusuf Kızılkaya


Herkesin teveccüh ettiği şu hengâmede ben de seni iki satır bir yazı ile tebrik etmek isterim. Geç kaldığıma bakma, inanki her gittiğim yerde senin için çalışıyor yeni hayranlarını bulup çıkarıyor ve çoklarına senin o tatlı aşkını anlatıyorum; gönlümü kaldırım taşları gibi yoluna seriyorum.

A. Hikmet Yılmaz


Sayın ilgililer; Derginizin manevi değeri ve bilimselliği yanında, maddi değerinin az oluşunu da taktire şayan buldum. Pırıl, pırıl kâğıda renkli kaliteli bir baskı her halde bu fiata zor çıkar. Sizlere sonsuz şükranlarımı sunarım.

Birçok hayranlarınızın da belirttiği gibi, bende sabırsızlıkla derginiz pırıltılarının diğer basın - yayın ve TV ekranlarını aydınlatacağı günleri beklemekteyim.

Ahmet Yemen


Geç tanıdığım için inan ki çok üzülüyorum. İman ile ilmin bir hamur gibi yoğrulduğu ve yıllarca soğuk bir şekilde öğretilen ilmi mevzuları bana sevdirdiğin (sevdirmeye başladığın) için, sana ne yapsam azdır.

Nasûh Lokman



NESLİM ADINA SEVGİLİ SIZINTIYA

1979 yılının Şubat ayında idik. Havalar son derece soğuktu. Maddî bedenimiz soğuğun acımasızlığına teslim olmuştu.

İşte, bu dondurucu soğuk günlerinde sevgi ve müsamaha iklimiyle bizi iliklerimize kadar ısıtan, ruhumuza sımsıcak samimiyet havası üfleyen ve onu kanatlandıran, gönlümüzü mutluluklarla dolduran SIZINTI yayın hayatına atıldı. İddiasız, reklamsız ve şamatasızca ortaya atılıştı bu.

Kuruyan gönüllerimize neşvünemâ, pörsüyen ruhumuza yeni bir hayat sunmak için. "Senin için bu yola atıldık. Acılarına ortak olmak, ızdıraplarını dindirmek, gönlünü âbâd etmek için" cümleleriyle başlıyordu. Üç asır evvel canına kıyılan insanlığın, beyni söndürülen, kalbi midesine yedirilen insanlığın feryatlarına kulak vermek ve acılarına manevi bir tabib edâsıyla yaklaşmaktı gayesi.

Evet, günümüz insanı, bir keyif uğruna varlığına sebebiyet verilen, sadece eti, kemiği gözetilen gönlü unutulan bir varlık haline gelmişti Ruhuna hoyratlık aşılanıp, sefalet âlemine yuvarlanması için elden gelen herşey yapılıyordu. Ve insanımız bunun farkında değildi. O halâ etrafını saran yangın içinde kalay çekiyordu.

SIZINTI, hep meçhûller arkasında koşan, görünmedik bilinmedik şeylere bel bağlayan insana sesleniyor, vahşi ve ürpertici iklimlerde yalnız ve kimsesizleri kurtarmak için bu yola atılıyordu. Ama, mütevâzı ve sessizce.. İnsanı yeniden keşfetme ve ona gerçek insanlığı gösterme, oraya yükseltme, dünyanın en ağır ve zor meselesiydi. SIZINTI bütün bu zor olanları başarmak için atılmıştı bu yola.

Bir zamanlar emin bir ülke olan yurdumuz o yıllarda âdeta bir vahşetzâra dönmüştü. SIZINTI, bu vahşetzâr içinde feryad eden, çaresizlik içinde yuvarlanan insanları, yeniden huzura, rahata kavuşturan, medeniyetlerin kurucusu olan, topyekün mukaddeslerin koruyucusu olan yüce ordumuzu ASKER, SON KARAKOL başyazılarıyla selâmlıyor ve iniltimizi dindirdiği, ateşimize su serptiği için Mehmetçiğe şükrân ve minnetlerimizi sunuyordu. Avını kıskıvrak yakalayan ve onun sesini soluğunu kesen mehmetçiğe ülkemizin huzuru için o erâcifi bir daha hortlatmamak üzere yerin dibine gömme yolunda muvaffakiyetler diliyordu.

SIZINTI, anarşinin temel rüknünü ve kaynağını "inançsızlık, asıldan uzaklaşma, mâziye küfretme" olarak tesbit etmişti. Ve geleceğin mimarlarını, huzur topluluğunu teşekkül ettirecek fikir işçilerini yetiştirme yoluna koyulmuştu. Topyekün kurtuluşumuz ve yeniden dünya hâkimiyetine kavuşmamız için en alt tabakadan en üste kadar insanımızda olması gereken vasıfları bir seri halinde ASKER, NERDESİN,SEN, KAHRAMAN, GELECEĞİN MİMARLARI, ÇİLE, VAROLMA gibi başyazılarıyla tesbit ediyor ve susamış gönüllerimize sunuyordu.

Bu çok çetin yolda "Ayağına dikenler saplanacak, karşına kandan irinden deryalar çıkacak, binlerce kâbus üzerine çullanacak. Sen yine derin bir şevk, fevkalâde bir metânetle gözünü diktiğin kalb-i umuminin tamiri ufkunda durmadan ilerleyeceksin. "

Neslimizin yani bizlerin inançsızlık bataklığında boğulurken kopardığımız feryadımıza uzattığın eli neslim adına binlerce şükranla öpüp başıma koyuyorum. Binlerce vasfı olan seni birkaç satırda anlatmak ne kadar zor. Televizyonda seni tanıyan milyonların ellerinde seni okunurken görmek dileğiyle sana binlerce selam.

Ruhi Eriş



SEVGİLİ SIZINTI'YA

Seni okuyuncaya kadar çok çeşitli dergiler okuduğum halde bir türlü aradığımı bulamadım. Ama... televizyona çıkıp tüm Türkiye'ye seslendiğin an sana sahip olabilmek için içimde şiddetli bir istek duydum. Ve inan, seni okuduktan sonra ruhum huzura kavuştu. Şuna bütün kalbinle inanmanı isterim ki senin kadar mükemmel bir dergi okumadım.

Ben, lise birinci sınıfı okumaktayım, geceleri rüyamdan, gündüz hayalimden çıkmadığın gibi, seni okul çantamdan da eksik etmiyorum. Sayende, seni okuduktan sonra kaynak arama ihtiyacını hiç duymadım.

Türk halkına ve biz öğrencilere hizmet verdiğin için sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Başarı dileklerimle.

Ufuk Şenel
podcast itunes youtube rss twitter facebook