|
Sizden Gelenler (Kasım 85)
Sızıntı [email protected] |
|
Sana, herkesin gıpta ettiği muazzez adınla hitab ediyorum. Çünkü adının anıldığı yerde meraklı nazarlar seni aramakta... Ümit dolu gönüller, satırlarının arasında, rengarenk resimlerinde, yıllardır düşüncesine, ruhuna vurulan kemendin paramparça olduğunu görmektedir. Çıktığın günden beri, şanlı adını, susamış gönüllere duyurmayı, duyduğum, tattığım zevki onlara da tattırmayı mukaddes bir vazife bildim. 7 seneden beri de bu ulvi gayemden inhiraf etmedim. Hele sana kem nazarlarla bakanları gördükçe, beyinleri, düşünce dünyaları batan Batı'ya monte edilmiş gulyabanilerin, sana hazırladıkları tuzakları hatırladıkça yapmaya gayret ettiğim, adını, namını duyurma vazifesinin ne denli ciddi, ne kadar mühim olduğunu idrak ettim. Çünkü sana söylenen söz, seni bayraklaştıran okuyucularına söylenen söz gibidir. Sana gelecek zarar, biz okuyucularına gelmiş gibidir. Hulasa, namusun, namusumuzdur. Ona leke sürdürmeyiz. Sana kelepçe takmak isteyen gardiyan kafalılar, kendi ruhsuz dünyalarına kelepçe taktıklarının farkında değillerdir. Biz sende ilmi, irfanı, var olmayı, milletini sevmeyi, bayrağına hürmet etmeyi, vatanı için canını feda etmeyi bulurken, onlarda batı menşeli adi resimlerle, yalan haberlerle ortalığı fesada katmayı gördük. Onun için sen farklısın. Senin tek sayfanı hiçbirisine değişmem. Çünkü SEN artık bizsin... hepimizsin. Sen, benim canım mecmuam; bana ulaşıncaya kadar sana emeği geçen, yazı yazan, paket yapan, gecesini gündüzüne katan, adın gibi muazzez kadrona, yönetim kurulundan, işçisine kadar hepsine şükran borçluyuz. Bundan sonra, senin için daha çak çalışacak, daha fazla zaman harcayacak, daha çak anlatacağım. Şu anki hissiya. timi onbinlerce okuyucunun da paylaştığına kat’i kanaatim vardır.. Yukarıdaki satırlar, bağrı yanık bir gedanın hissiyatıdır Topyekün milletimiz verdiğin mukaddeslerden mukaddes mücadelende sana dua ediyoruz. Sevgili SIZINTI. KARANLIKTAN AYDINLIĞA Ne renk, ne tad, ne koku, kararda durmuyordu, Zevale mahkum eşya, bırakıp gidiyordu. Gidiş.. esrarlı gidiş ve yıkılış durmadan. Su acip eserlerin silinişi mekândan. Nasıl sustursam derken, ruhumu saran kurdu, Kulak verdim, derinden: "ebed, ebed" diyordu. Sordum arz ve semaya, yalvardım eşe dosta: Yok mu ruh gediğimi tamir edecek usta? Yoluma çıkan bir "nur" işaret etti bana: "Git ve 'nur' denizinden içiver kana kana" Gittim... çizgiler vardı: sahabi ikliminden, Müjdelenen garipler, son Nebi'nin dilinden. Feryadı yanık bir dil, atiden rnijdeciydi, Her iki elinde "nur", bu asrın bekçisiydi Selim EKİNCİ HASRET İnsanlığın güneşleri kehkesana çekildi, Dünya zındanda çeker, nehara hasret, Hakikat güneşine, siyah bir zar gerildi Buzlar altında dünya, bahara hasret. Akan çamurlu suya, ab-ı hayat denildi, Ova, şimdi tertemiz sulara hasret. Mazi bir destan oldu, gerçi çok ezberlendi, Satıh tarih, ibretli bir nazara hasret. Üç asırdır mabetler hep cemaat bekledi, Kubbe altı, vecd dolu saflara hasret. Göklere fer verildi; ak karadan seçildi; Basiretli gözler yaşlı, o nura hasret. Ayağım arza bağlı, gönlüm gitmek diledi, Kalp kafeste çırpınıyor, dostlara hasret. Mustafa Atay ARZUHAL Cesedime can, yüreğime kan, Dizime derman, gönlüme ferman, Karanlık gidince sabah erkenden, Silkinip kalkmak istiyorum ben. Bir hayal belirir bir hedeften, Ruhuma biri seslenir ta derinden, "Oku, düşün ve yüksel" diye emreder birden, Gökler ötesine uçmak istiyorum ben. Seller aşındırır taşı, toprağı, Kalmasın mazlumun yerde hiç ahı, Burası gönüllerin güzergahı, Sızarak ummana dalmak istiyorum ben Alaaddin Şahin |
|


