Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !

SES İLE ÇEVRECİ SOĞUTMA

Buzdolabı imalatçılarının en önemli maksatlarından birisi de mamullerinin çalışma esnasındaki sessizliğidir. Hâlbuki Sonik Kompresör Sistemleri Araştırmacısı Timothy. S. Lucas, önümüzdeki aylarda uygulamaya geçirmeyi planladığı soğutma sisteminde “Ses Dalgalarını” kullanıyor.

Mevcut soğutma sistemlerinde motor ve kompresörün yağlanması bir problem olduğu gibi; kompresör yağı ile soğutucu gazın uyumlu olması da diğer bir problemdir. Bu uyum ise madeni yağlar ve CFC 12 (Kloroflorakarbon ) gazı arasında en ideal şartlarda gerçekleşmektedir. CFC 12’nin ozon tabakasına zararlı olduğu bilinmekle ve bu gazın zararları olmayacak şekilde gerektiği zamanlarda soğutma sistemlerinden alınması ayrı teknik ve masraf gerektirmektedir. Kimya endüstrisinde CFC 12 yerine Hidroklorokarbon (HFC) kullanılması ve CFC 12 üretiminin 1996dan itibaren durdurulması yönünde çalışmalar var...
Halen geliştirilmeye çalışılan, madeni yağ CFC yerine kullanılacak esler temelli yağların, HFC ile kullanılması ise sistemde kısa zaman aralıklarında bakım gerektirecek reaksiyonlara girmesi sebebiyle pek pratik görülmüyor.

Ses ile çalışan sistem, sessiz çalışmasıyla çevreci olduğu kadar CFC kullanmaya gerek duymaması yönüyle de çevreci. Bu sistem esas itibariyle soğutucu gazı devr-i dair ettiren bir kompresör. Çalışması, hoperlörün çalışma prensibine dayanmakta. Rezonatör adı verilen, silindirik yapıda huniye benzer bir tüpün ağız kısmına üzerinde bobin sarılı özel şekilli bir magnet, yay ile irtibatlandırılmış. Rezonatör, silindirik ekseninde 50 mikronluk ileri geri hareketi, saniyede yaklaşık 340 defa tekrarlayınca (osilasyon) rezonatör boşluğunda bir duran dalga(*) meydana getirmekle. Boşluk öyle dizayn edilmiştir ki osilasyon devam ettikçe duran dalga kendi kendini takviye eder. Duran dalganın meydana getirdiği basınç oldukça yüksektir ve rezonatörün uç kısmındaki tek yönlü vaiften soğutucu gazın devr-i daim yapmasına sebep olur. Saniyede 340 defa titreşen bir nesnenin çıkardığı sesi insan kulağının rahatlıkla duyabileceği bir frekans ve rezenatör içindeki sesin 200 desibel gibi yüksek bir şiddette olmasına rağmen rezonatör dışarıya ses kaçışını önlemekte ve sistem yüzde 30-40 arasında bir enerji tasarrufu da sağlamaktadır. Ne dersiniz? Ses dalgaları soğutma sistemlerinde kullanılabildiğine göre insanoğlunun önünde araştırılacak daha çok şeyler olduğu aşikâr değil mi?

(*) Duran Dalga: ses kaynağından çıkan ses, bir boru içinde yol alırken boru cidarlarına çarpıp yansır. Özel bir durum olarak borunun şekil ve sesin frekansına bağlı olarak yansımalar öyle bir etki gösterebilir ki, ses titreşimi aynı noktaya çarpıp yansır ve aynı yerde devamlı aynı titreşim tesiri görülür. Boru içinde ortaya çıkan bu titreşme hadisesine duran dalga adı verilir.

GELECEĞİN IŞIK KAYNAĞI E-LAMBA
İnsanoğlu ışığa muhtaç... Karanlık ona daima bir korku, bir tedirginlik verir. İşte bunun içindir ki; hep aydınlık bir çevrede yaşamak ister. Bu, yaşadığımız âlem için de geçerli, ölüm sonrası için de. Ölüm korkusu, insandaki “karanlık kaos” düşüncesinden ortaya çıkan bir korku olmalı ama; bu korkuyu bilmeyenler herhalde yanlarında kendilerine bir ışık kaynağı götürüyor olmalılar. İşin uhrevi yanı bir tarafa teknolojinin aydınlatma ile ilgili en önemli hedefi en ekonomik ışık kaynağı, yani en az enerji tüketerek en yüksek parlaklığı nasıl elde edeceği. Bu konuda ilk çalışma yüz sene kadar önce Nikola Tesla tarafından yapıldı. Ancak hala evlerimizde kullanılan normal, flamanlı ampullerin fikir babası T. Edison oldu. Fluoresan malzeme ile iç satıhları kaplanmış bir cam tüp, içindeki civa buharı ve elektrotları vasıtasıyla yüksek parlaklığı, flamanlı lambalardan daha ucuza sağladı. Fluoresan lambalar aydınlatma teknolojisinde atılan ikinci önemli adım idi. Geçtiğimiz yıllarda Philips tarafından geliştirilen QL lambalar fluoresan tüplere, düşük güç harcaması ve daha fazla parlaklık sağlaması ile üstünlük sağlamış durumda. Ancak QL lambalar bu üstünlüklerini E-lambalara kaptırmak üzereler. Elektrotsuz olmaları ve 15.000 saatten fazla ömürleri E-lambaların en önemli hususiyetleri. Çalışma ömrü flamanlı lambalarda 750- 1000 saat. fluoresanlarda 7-10.000 saattir. E-lambaların çalışma prensibi lambanın enerji aldığı kısımdaki yüksek frekanslı (13.56MHz) osilatörün ürettiği sinyallerin bir bobin-anten yapıdan geçirilmesine dayanmakta. Yüksek frekanslı sinyal, bobin-anten yapıdan geçerken düşük basınçlı ampulün içindeki civa buharı moleküllerine enerji kazandırarak fosfor kaplı ampul iç sathına çarptırır. Bu çarpma ise lamba dışında görünür ışık olarak ortaya çıkar.

NÖTRİNO AVINA DEVAM

Kâinat, sonsuz bir ilim sahibi tarafından kurulmuş olmalı ki her noktasında sonsuz bir ilim görülüyor. İnsanoğlu da kendisine verilen akıl nimeti ile çevresini saran bu ilimleri, merak ile araştırıp yeni bilgiler ediniyor En büyük Âlim’in ilminden dersler alıyor. Ancak insanın gücü her yönüyle kısıtlı, bu kısıtlılık ile gidebileceği yere kadar gitmek de onun görevi. İşte bu elde ettiği ilimlerden biriside atom ve atomaltı parçacık fiziği.

Son 20-30 yılda fiziğin popüler konularından olan kozmik ışın araştırmalarında nötrino ve benzeri atomaltı parçacık tesbiti, fizikçileri en fazla zorlayan mevzulardan birisi olarak
önemini hala korumaktadır. Zira bu atomaltı parçacıklar için kurulan düzenekler, teorilere göre olması gerekenden çok daha az sayıda tesbit yapabilmekteydi. En azından güneşteki nükleer reaksiyonlar sonucu dünyaya ulaşan nütrino ve benzeri parçacıkların, hesaplanan sayılarda elde edilememesi, araştırmaları daha hassas nütrino dedektörü elde edilmesine yöneltti. Tokyo Kozmik Işın Araştırma Enstitüsünde geliştirilen nötrino avcısı, açıklanamayan hususlarda bir berraklık sağlayacağa benziyor. 1996’da tamamlanması beklenen “Süper Kamıokande” adlı dedektör Tokyo yakınlarında ekonomik ömrünü tamamlamış bir maden ocağında 150 m kadar yer altına gömülecek. Nötrinoların bir kütleye ve elektrıki yüke sahip olup olmadıkları çözülememiş bir problem alarak ortada duradursun, mevcudiyetleri protonlar ile çarpışma halinde belirlendiğinden, Süper Kamiokande, içindeki saflaştırılmış su ile bu nadir çarpışmalar sağlanacak. Su tankının iç sathında yerleştirilmiş 11.200 fotokatlayıcılar (photomultiplier) çarpışmada ortaya çıkan reaksiyonu tesbit edebilecekler. Tankın dış duvarının iç sathındaki 700 fotokatlayıcı tüp ise temel radyasyonları tesbit etme gayesi ile kullanılacak. Enstitü yetkilileri, nötrino akımlarının uygun şekilde tesbit edilebilmesi halinde, yeni süpernovaların yerlerini ve yıldız patlamalarını önceden tesbit edebileceklerine inanıyorlar. Kamiokande-II’nin geliştirilmiş bir tipi olan Süper Kamiokande ayrıca, güneşteki nükleer reaksiyonlarını daha derinlemesine incelenmesinde de kullanılacak...

podcast itunes youtube rss twitter facebook