|
Teori ve Pratik
Prof.Dr. Fatih KARAHİSARLI [email protected] |
|
Tasarı İnsanın yapacağı hemen her aktivitede, o işe başlamadan önce bir tasarı kısmı vardır. İlk adım da denilebilecek bu safha; aktivitenin ve ilgilinin durumuna göre, uzun ya da kısa, detaylı ya da basit, yazılı veya zihnî olabilir. Otomobil, uçak, vapur, radyo, televizyon ve bilgisayar gibi insan hayatını kolaylaştıran araçlar, önce zihinde plânlanır, sonra tasarı halinde kâğıtlara dökülür, ince hesaplar yapılarak bir proje olarak ortaya çıkar. Aksiyon Buraya kadar olan safha tamamen teorik safhadır. Bu safhada yapılacak hatalar; proje pratiğe dönüştürülürken veya iş bitirildikten sonra kendilerini belli eder. Proje her yönüyle tam olarak çizilip hesapları uygun yapılsa da, pratiğe geçirilirken, bilerek veya bilmeyerek, plânlanan esaslara uyulmazsa, netice, bunları kullanacak insanların hayatını tehdit edebilen eksiklikler şeklinde karşımıza çıkar. Bina, en küçük bir depremde yıkılır, nakil vasıtaları kaza yapar. Diğer malzemeler, ya hiç iş görmez ya da kısa devre yaparak binada yangın çıkarır. Burada, teorikte düşünülüp plânlananın, pratikte aynen uygulanmasının ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Tehlike Aynen bunlar gibi, insanın hayatta, teorik olarak bilip de pratiğe bile bile geçirmediği o kadar çok durum söz konusudur ki, bunlar da bir bakıma göz göre göre insanın kendisini tehlikeye atması demektir. Beden Sağlığı Nedendir bilinmez, biz insanlar, bu hatalardan kurtulamayız. İnsan dışındaki canlıların hiçbirinde bu hataları görmeyiz. Onlar, programlandıkları şekilde hayatlarını devam ettirirler. Teorik olarak, sağlığa neyin yararlı, neyin zararlı olduğu daha küçükken bize öğretilmiştir. Sonra biz bunları, delilleriyle ve örnekleriyle görerek pekiştiririz, ama bir türlü pratiğe geçirmeyiz. Sigaranın sağlığa zararlı olduğunu, vücudun bütün sistemlerini etkilediğini, hattâ kansere sebep olduğunu, alkol ve uyuşturucunun da vücutta tahribat yaptığını, hareketsizliğin hayat için zararlı olduğunu, yollarda trafik kurallarına uyulmazsa kazalar olabileceğini teorik olarak çok iyi biliriz; ama yine de bunları pratiğe taşımayız. Sağlık Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), sağlığı; insanın beden, ruh ve çevresiyle iyilik hâli olarak tarif etmiştir. Ruh Sağlığı Kurallara uymama, beden yönüyle bu şekilde olduğu gibi, ruh sağlığı açısından itaatsizlik de benzer sonuçlar doğurur. Ruhun gıdası olan manevî dinamikler, insanın varolduğu günden beri vardır. Biz de bunları çocukluğumuzdan beri biliriz; fakat çoğu zaman bildirilen ölçülerde pratiğe geçirmeyiz. Bu teorik bilgiler de, esasında bizim gerek fert, gerekse toplum plânında daha sağlıklı yaşamamız yönündeki kurallar olduğu gibi, yaşanırsa öbür âlemde de bize faydası olacak prensiplerdir. İnanıldığında insanı huzura kavuşturan iman esasları, insanlara huzur ve güç verir. Bir bakıma bunlara inanmak teoridir. Bunun pratiği ise, İslâm'ın şartı olan vazifeleri yapmaktır. Bu esaslar yanında, toplum hayatında dirlik ve düzeni sağlamaya yarayan bazı kurallar vardır: yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, rüşvet almamak, adam öldürmemek, ahlâksızlığın her çeşidinden kaçınmak... Bunlar pratiğe taşınmazsa, tabii olarak, toplumda huzur ve güven yerine kargaşa olacak. Günümüz dünyasına bu perspektiften baktığımızda, ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. Çevre Sağlığı İçinde yaşadığımız dünyanın teorik bilgilerimiz ışığında temiz tutulması, hem kendimiz hem de bizden sonraki nesiller açısından büyük önem arz etmektedir. Maalesef bu konuda da, bütün bir insanlık olarak geçer not aldığımız söylenemez. Fotograf Günümüz dünyasının hâlihazır fotografı bu olduğuna göre, bu flu fotograf nasıl net hale getirilebilir? Bu sorunun cevabı aslında basittir: Teorik ve pratik beraberliği... Nerede? Tam bir sağlık halinin gerçekleştiği; beden, ruh ve çevre sağlığında... Çözüm Teorik bilgi; bir yandan, günün anlayış ve diliyle yeniden ve samimi bir şekilde anlatılacak, diğer taraftan, anlatanlar bunu yaşayacak, bu iki işlemi sürekli devam ettirecekler. Anlatanın her iki yönü tam olduğunda; muhatap, bunları hayata geçirecektir. İnsanlık tarihi bunun misalleriyle doludur. Misaller Fizikte bir kâide vardır. Aynı frekanstaki iki diyapazondan birisi titreştirilerek, ötekinin yanına yaklaştırıldığında, o da titreşmeye başlar. Aynen bunun gibi, muhatabına samimi bir şekilde güzellikleri anlatan ve yaşayan kişi, muhatabının da bunları yaşadığını görecektir. Tıp öğrecisiyken, dahiliye hocamız, şeker hastalığının komplikasyonlarını o kadar güzel anlattı ki, sanki bir şiir dinler gibi olduk. Dersin bitiminde hocamız: "Anlamadığınız bir yer var mı?" dedi. Sonra da cevabı beklemeden, "Ben bile anladım." dedi. Buna şaşırdık. Bunun üzerine hocamız şöyle dedi: "Eğer bir insan, anlattığını kendisi anlamışsa, mutlaka karşıdaki de anlamıştır." Nitekim Cenab-ı Hak da Kur'an-ı Kerim'de; "Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever." (Bakara, 2/195) buyurarak, pratiğin ehemmiyetini bize bildirmektedir. Yine; "Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?", "Yapmayacağınız şeyleri söylemek, Allah'ın en çok nefret ettiği şeylerdendir." (Saf , 61/23), buyruklarında söz ve fiilin birbirini tutmasının gereğini anlıyoruz. "Söz, temsil kanatlarıyla uçurulabildiği ölçüde gönüllerde heyecan uyarır ve bütün enginlikleri aşarak gider her istidada ulaşır. Sineleri her zaman saygıyla İslâm diye çarpanlar, oturup kalkıp onun heyecanıyla yaşayanlar, kendi gönülleri de dahil, ne kaleler aşmış ne beldeler fethetmiş ve ne vicdan medeniyetleri kurmuşlardır!"* Görüldüğü gibi, burada da teori ve pratiğin önemi vurgulanmaktadır. Kutlu bir sözde de şöyle denilmektedir: "Hâl ehli olmamak bir vebaldir. Konuşmamak ayrı bir vebaldir. Hâl ehli olmaya çalışma yolunda konuşmamak mazur görülebilir. Hâl ehli olmadan konuşmak katmerli bir yalan söylemektir." Peygamber Efendimiz (sas)'in de, "Öyle bir devir gelecek ki; insanlar Kur'an okuyacaklar, fakat o Kur'an gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek." (Buhari, Menakıb, 24) şeklindeki hadisinde teori ve pratiğin birlikteliğine bir başka açıdan bakılmıştır. Hâl dili Bu esaslar anlatılırken, teorik ve pratik anlatım dediğimiz şekiller; bizim kültürümüzde, kâl dili (konuşarak) ve hâl dili (yaşayarak) şeklinde iki davranış modeli vardır. Hiç şüphesiz yaşayarak anlatmak konuşarak anlatmaktan daha tesirlidir. Günümüzde eksikliğini çektiğimiz de budur. Bu hususa az önem verişimizin yanında, bu özellikteki insanlardan da maalesef yoksunuz. Mevcut olanlara da, lâyık oldukları ilgiyi göstermiyoruz, küstürüyoruz. Bununla yetinmeyip onları hayatımızın dışına itiyoruz. Yapmamız gereken Bütün bu zorluklara rağmen, gerek ego dediğimiz nefsimizden, gerekse toplumu teşkil eden diğer fertlerden kaynaklanan, teorik-pratik uyuşmazlıklarını ortadan kaldırıp, bir uyum içinde yaşama, diğer fertlere de bunu dilimizle ve halimizle anlatmak mecburiyetindeyiz. O zaman niye bekliyoruz? Haydi iş başına. Dipnot *) Işığın Göründüğü Ufuk, M. Fethullah Gülen Gülen,Nil Yayınlaanbul,2000 |
|



Tasarı