Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Tereddütler Etrafında (Ekim 1981)
M.F.G  


- Topraktan yaratıldık; o halde, duada ellerimizi niçin toprağa doğru değil de göğe doğru çeviriyoruz?

- Ellerimizin yukarıya doğru çevrilmesi, Yüce Yaratıcıya işaret, işlerimizi sonsuz kudrete havale etme ve yalvarış-yakarış gibi hallerde olmaktadır. Bu gibi ahvalde, emre inkıyat; yukarılarda pervaz etmeye hâhişkâr ruhun kanatlarıyla göklere doğru yükselme ve sultanlar sultanının huzurunda mest ve sermesi kendinden geçme, inanmış bir gönlün en zevkli ve en mutlu vaziyet ve hallerini teşkil eder. Bu lezzet ve zevki idrak edenler, şekeri kamıştan; gülü dikenden; yeri de gökten tefrik edemezler. Bu hali, bir kerecik olsun tatmayanlara gelince, şekil ve formüllerden kendilerini asla kurtaramazlar

-Keşke, emrolunduğumuz şeylerle, emreden Zâtın huzuruna yükselerek "çiy noktasına" ulaşıp da rahmet halinde yere inebilseydik.! Ah, ne olurdu! Her hadisenin ses ve soluğunda, O'na ait nağmeleri duyup da, "niçin" ve "neden"lerden kurtulabilseydik. Heyhat..!

Şimdi mevzumuza gelelim. Duada ellerin yukarıya kaldırılmasında çok şey söylenebilir ise de, biz şu bir iki hususla iktifa edeceğiz:

1- Evvela, bize dua etmemizi emreden zat, duada ellerimizin hangi istikamete dönük olacağını da tayin buyurmuştur. Buna göre, dua bir ibadet olduğu gibi, ellerin, belli şekilde ve belli yöne doğru kaldırılması da, o ibadete bağlı bir edebdir.

2- Duada ellerin yukarıya kaldırılmasıyla, yaratılışın menşei olan toprak arasında bir münasebet bulunduğu iddiası, oldukça garip ve anlaşılmaz gibi görünmektedir. Muhal-farz, böyle bir münasebetin varlığından bahsedilse dahi, neden toprağın menşei olan fezayı ve semaları ayağımızın altındaki topraktan daha aşağı tutacağız?..

Kaldı ki el kaldırma, ne toprağa ne de toprağın menşeinedir; belki bütün bunların Ötesinde, hattâ Ötelerin de Ötesinde, yalvarışlarla, yakarışlara cevap veren Yüce Yaratıcıyadır..

3- Toprağın, insan hayatında ağırlık ve ehemmiyeti ne kadar büyük olursa olsun, yine de belli ve sınırlıdır. O, insanın yaratılışında kullanılan malzemenin sadece bir kısmını teşkil etmektedir. Evet, insan, sadece karbon, azot, oksijen, hidrojen, kükürt gibi maddelerden ibaret değildir. O, bu maddi unsurlar çeperinin Ötesinde, kalb, ruh, sır gibi taşıdığı bir kısım yüce hakikat ve lâtif duygular da ihtiva etmektedir ki, hepsi de yukarı âlemlerden gelmiş ve madde ile mukayesesi imkânsız paha-biçilmez şeylerdir.

Binaenaleyh, bütün üstünlüğü, kalb, ruh ve sır gibi melekelere sahib bulunmakla elde eden insan, kendini bu yüce duygularla donatan sultanına teşekkürlerini arz etmek veya el açıp yakarışa geçmek isteyince, bu dilek ve mesajları yukarı âlemlere ısmarlıyor gibi ellerini semalara doğru çevirmeden daha tabii" ne olabilir?..

4- İnsanın, yalvarıp yakarması, umumiyet itibariyle bir kısım ihtiyaçların giderilmesi istikametinde cereyan etmektedir; tıpkı bir dilenci gibi.. Dilenci, kapısına dikilip yakarışa geçtiği zatın huzurunda, ellerini toprağa doğru değil, çevirdiği yön itibariyle daha çok o'na tazimde bulunacağı tarafa çevirir...

5- Yerinde, insanoğlu, başını yere koyup yalvarmağa durduğu an da olur. Secde hali, insanın, Yaratana en çok yaklaştığı bir pozisyon ve duaların da en fazla kabul edildiği bir ibadet şeklidir. Bu en makbul dua mahallinde, insan, hem elleri, hem ayaklan, hem de başıyla toprağa müteveccihtir. Yani, benliğinden geçmiş ve mahviyet içindedir.

Demek ki, O'na karşı kulluk yaparken, yerinde coşarak fezanın derinliklerine doğru iniltilerle yükselmek, bir ibadet olduğu gibi, yerinde de iki-büklüm olarak tevazu içinde yerlere kadar kapanmak ve orada saygıdan donakalmak yine bir ibadettir.

Asıl mesele ise, O'nun huzurunda olduğumuzu kavramak ve iç-derinliğidir. Bu yüce hale mazhariyetimiz dileğiyle..


podcast itunes youtube rss twitter facebook