Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Tereddütler Etrafında (Haziran 1981)
M.F.G  


Taklid ve Tahkik

SORU: Taklîdî ve tahkîkî iman ne demektir?

CEVAP:
Taklid; benzemeye ça­lışmak, birinin hareketlerini tekrarla­mak; bir şeyin “kalp”ını yapmak de­mektir.

Tahkik ise; bir şeyin doğru olup olmadığını araştırmak ve o hususta hakikate ulaşmak için cehd ve gayret göstermekten ibarettir.

Kelam ilminde büyük bir yer işÂ­gal eden bu mesele, asırlarca en dahî imamların münazaralarına medar ol­muş, oldukça nazik bir mevzudur. Böyle ciddi mevzuun, ulu-orta ele alın­ması gayr-ı tabiî sayılsa bile, günümü­zün getirdiği bir kısım meseleler karşı­sında biz bunu zarurî görmekteyiz.

Evet, günümüzde taklid ve tahkik> meseleleri, eski ehemmiyetlerine ila­veten daha da kıymetlenmiş ve neza­ket kazanmışlardır Zira bir taraftan tahkikte usul ve metot değişirken, be­ri tarafta da, bilgiyle beraber taşınan şüphe ve tereddüt, en ücra yerlere ka­dar sokularak taklîde ait herşeyi ta­rumar etmiştir. Artık yeni nesiller, es­kilerin inandığı gibi “niçin” siz ve “neden”siz inanamıyorlar. Taklid, onların ruhlarına yabancı ve düşüncelerine ters geliyor. Bir bakıma haklı da sayılabi­lirler. Çünkü başkalarının hareketini tekrardan ibaret olan taklid, düşünce­de şahsiyetsizliğin, anlayışla bağnazlığın, ferdî mükellefiyet ve muamelâtta müsamahasızlığın beslenip gelişme-sine en müsait bir atmosfer sayılmak­tadır.

Nice kavim ve cemaatler vardır ki; en sağlam itikadî prensipleri, sırf alışageldikleri şeylere uygun bulmadık­larından ötürü: “Biz babalarımızı üze­rinde bulunduğumuz yola uyarız.” (k) diyerek, reddetmişlerdir. Bu katı görü­şün indirdiği balyozlarla, kimbilir, nice elmas gibi hakikatler paramparça oldu; saadet ve fazilete giden yollar tıkandı. Ve, kimbilir, üç-beş beyinsiz yüzünden ne kadar zaman ve nice mil­letler dünya ve ukbâ hüsranına uğradılar..

Vakıa, insanın taklid etmesi ge­rekli olan şahıslar da yok değildir. Ne var ki, insanoğlunun öteden beri taklid edegeldiğî bu zevatı, alelade insanlar içinde mütalaa etmeye imkan yoktur. Bunların her birerleri, belli devirlerin ay’ı, güneşi; asırların nuru, ziyası; cin ve in­sin reis ve efendisi olmuşlardır. Zâten, daima Hak’la münasebetten olan, Hak’tan te’yid gören ve hep aydınlıkta yü­rüyen bu kimseler, imam ve rehber ol­sunlar ve kitleler tarafından taklid edil­sinler diye gönderilmişlerdir.

Bu, özleri safi, düşünceleri duru; kafaları Hak’la halk arasında büyük gerçeğin halifesini Ören müstesna in­sanlar, hiçbir zaman hasîs işlerle ya­ralanmamış, maddeye serfürû etme­miş; doğruluktan ayrılmamış; alabildiğine hasbî; alabildiğine diğergâm ve alabildiğine incelerden ince yaşamışÂ­lardır, üstelik bütün bir hayat boyu da, bu fevkaladeliği devam ettirmişlerdir.

Kaç insan gösterebilirsiniz ki, girdiği bir yol ve başlattığı bir işi so­nuna kadar, aynı saflık, aynı duruluk içinde devam ettirmiştir. Halbuki bu zatlar, üç-beş insanla hizmete başladıkları devrede, nasıl bir düşünce ve davranış içinde iseler, cihana hükmet­tikleri zaman da aynı davranış ve dü­şünce içinde olmuşlardır. Makam­lar, mansıblar; hırslar, tama’lar onların ayaklarına zincir vuramamış; zaferler ve muvaffakiyetler bakışlarını bulandıramamıştır. Enbiyâdan asfiyâya, on­dan müceddit ve müctehidlere kadar, tarihin kaydettiği bütün hakikat erle­rini, insanlığın büyük bir kısmı tara­fından dâima taklid etmişlerdir ve kıyamete kadar da taklid edilecekler­dir.

Taklidin bu türlüsü, yönlendirici, yüceltici ve maddî ma’nevî huzura er­diricidir. Bu taklitte, hürriyet ve ira­deyi neyf ve inkâr yoktur. Bilakis hür­riyet ve iradeyi müdafaa; ama, su-i istimal edilmelerine meydan vermeme vardır.

İnsanoğlu için ışık ve rehber sa­yılan ve düşüncede, tasavvurda, yaşa­mada, ona hep öteleri gösteren bu se­mavî taklid, daima mübeccel(1) kalacaktır.

Mezmum ve zararlı taklid ise, akl-ı selim kâle alınmadan; müspet fenlerin ortaya koyduğu sabit ne­ticeler düşünülmeden, insanın, yine kendisi gibi insanların hareketlerini tekrarlamasından ibarettir. Böyle bir taklit, insanlık mânâsına hakaret ve insanı, kendi gibi aciz, zayıf varlıklara kul ve köle eylemektir.

Taklidin böylesine bin nefrîn ve bunu tavsiye edenlere de yazıklar ol­sun!..

Şimdi bir parça da, sualle izahı istenen (taklid) üzerinde duralım:

Bir insanın, herhangi bir araştırma lüzumunu duymadan, görüp bildi­ği gibi, inanması ve netice itibariyle de davranışlarını ona göre ayarlaması bir taklididir. Bu türlü davranışta mu­hakeme ve dolayısıyla da “ilm-i yakîn” bulunmadığından, kitlelerin akışına, haricî müessirlerin ağır basmalarına gö­re, sık sık yer ve yön değiştirmeler ola­bilir. Vakıa, taklit etmede takip edilen zatların, cazibe ve kuvve-i kudsiyesi ve bazı kere de, onlara karşı olan hüsn-ü zan mukallidlerin sebat ve devamları­nın netice verebilir. Ama bu durum, hem çok nâdir, nem de “objektif de­ğildir.

Meselenin gerçeğe aykırı, bu yö­nünden olsa gerektir ki; ehl-i sünnet imamlarından bazıları, taklide bir kıy­met atfederken, diğer bir kısmı bu gö­rüşün aleyhinde olmuşlardır.

Kanaat-i acizanemce, araştırma ve tahkik imkânını bulamayan bir kı­sım ümmî kimselerin -inanılan şeylere ta’zimin gereği olarak- imanlarını kabul etme mecburiyetine binâen (tak­lid )in geçerli olduğunu tercihde ihti­yat ve tedbîr vardır. Ancak fen ve fel­sefeden gelen dalâlet ve küfran karşı­sında taklidin mukavemet edemeyece­ği de muhakkaktır. Bu bakımdan da -bilhassa günümüzde tahkik yolunun işlettirilip, umûmî bir şahrâh (2) ha­line getirilmesinde zaruret vardır.

Evet, kalbi ve ruhu itibariyle, kâfî derecede doyurulup tatmin edilemeyen gençliğin, hâli hazırdaki. çılgınlığı, taklidin salim ve sıhhatli bir yol olmadığını göstermektedir. Kaldı ki, ilâhî kelâmın büyük bir kısmı, yer yer, duygu, düşünce ve bakışlarımızı yakalayarak, bize hep yeni yeni şeyler göstermekte ve daima cedid ve ceyyid bakış açıları kazandırmaktadır. Bizzat, o Kelâm-ı Kadim’in şanlı tebliğcisine “De’ki; işte benim yolum budur: Al­lah’a basiretle da Ve t ederim, ben ve bana uyanlar...” dedirterek, büyük da’va ve da’vetin esasının (basiret) olduğuna dikkat çekilmektedir. Hele, İlâhî beyanın takriben beşte birinin in­sanı araştırmaya Afakî ve enfüsî (3) tetkik ve tefekküre teşvik buyurduğu düşünülecek olursa, (tahkik) in ağırlığı kendi kendine ortaya çıkar.

Bu büyük hakikatin, çoklarınca vaktinde kavranılmış olmaması, neslin büyük bir kesiminin maddî, manevî perişaniyet ve sefaletine sebebiyet vermiştir. Eğer bu gerçeği biraz daha Ön­ceden kavrayarak, kalb ve ruhu aç olan insanımızı (tahkik)le doyurabilseydik, bugün çeşitli sarsıntılarla kaybettiği­miz kurbanların sayısı üzücü ve utandı­rıcı bir seviyeye ulaşmayacaktı. Hey­hat! Göremedik ve bilemedik. Niha­yet dünkü felâketzedelerin zakkum olan yemişleri bütün bir cihanı doldu­racak hâle geldi. Müntesiblerinin cehâleti, hasımlarının amansız düşmanlığı karşısında “Esmezse, bir ezelî nefha yakında” daha nice civanlar eriyip gi­decek bu yakıcı atmosfer içinde.

Ümit ediyoruz ki, son felaket­lerle iyice, ırgalanan insanımızın aklı başına gelmiş olsun da, bir kere daha tarihî tekerrürlere girilmesin.

Günümüzde, araştırma ve tahkik en ehemmiyetli bir mevzu haline gelmiştir. Başdan başa milletin, bu istikamette uyarılmasında zaruret vardır. Tahkike götürücü eserlerin mü­talaa edilmeleri üzerinde ısrarla dur­mak şarttır. Keza, bu istikamet de tertip edilecek konferans ve seminerle­rin, yurt sathında yaygınlaştırılması da mübrem bir ihtiyaçtır.

Kitaplar, bu mevzu etrafında tahşidat yapmalı. Mecmua ve gazeteler­de bu hususa geniş yer verilmeli ve her mahfil bu istikamette değerlendiril­melidir.

Bağrı yaralı vatanımın, düşünen ve araştıran insanlarla iyiye ve fazile­te ereceği ümidiyle.



_________________

(1) Mübeccel : Muhterem. Büyük saygı gös­terilmiş.

(2) Şahrâh : Büyük ve işlek yol, cadde.

(3) Âfakî ve enfüsî : Kâinat içindeki hâdiselere ve nefse, dâhile ait.
podcast itunes youtube rss twitter facebook