|
Terreddütler Etrafında (Eylül 1981)
M.F.G |
|
- İnanmayan rakipler karşısında, onların yaptıkları hile ve iş oyunlarına aynen karşılık verebilir miyiz? -İsimlerinden de anlaşıldığı üzere, hile ve oyun, inanan kimselere yakışmayan çirkin şeylerdendir. Hak bir din, doğru bir yol ve nurlu kitap, hileyi ve oyunu şiddetle reddeder. Evet, en olgun insanlık mertebesine namzet, eşsiz rehberin müstesna cemaati, namzet oldukları yerin yüceliği kadar, hile ve aldatmadan uzaktırlar..! Hilenin, inanan nisana yaraşmadığını, biraz da umumileştirerek, aşağıdaki şekliyle takdim etmek istiyoruz: 1- Hedefi hak olan bir cemaatın, hedefine ulaşmasının en mühim bir şartı, hak olan yol ve vesilelerden ayrılmamasıdır. Batıl bir hedefe, batıl bir yolla varılır veya varılmaz; bunun her zaman münakaşası yapılabilir. Ancak; batıl yol ve vesilelerle, hak olan hedefe varmak, ilahî prensipler açısından mümkün olmadığında şüphe yoktur. Ne acıdır ki, günümüzde, doğruyu ve doğruluğu temsil ediyor gibi görünen pek-çok zümreler, kendilerine bir menfaat getireceği mülahazasıyla, gayr-i meşru vesilelere baş vurmakla ve hattâ bu davranışı, hasımlarına karşı muvaffakiyetin tek yolu olarak görmektedirler. Temelden sakat ve gayr-i insanî olan bu faydacılık felsefesi, gönülden Hakk'a dilbeste olmuş insanların tertemiz atmosferlerinden fersah fersah uzaktır.. 2- Hile, oyun birer kötü haslet ve kötülükleri de sürekli ve herkes içindir. Kimden kime, ne zaman ve hangi şartlar altında yapılırsa yapılsın bunlar daima kötüdürler. Yoksa belli zamanlarda iyi, belli zamanlarda kötü; belli şahıslara karşı iyi, belli şahıslara karşı kötüdür şeklinde izafî olarak mütalaa edilmemelidirler. Bu itibarla, kim kime, ne zaman bir hile ve oyun yaparsa, mutlaka ona fenalık yapmış olur. İsterse, yaptığı şeyin aynısına aynı şahıs tarafından, daha önce kendisi de maruz kalmış bulunsun. Zira başkalarının, bize karşı yaptıkları fenalıklar, hiçbir zaman aynı fenalıkları onlara karşı yapmamıza, meşru sebeb saydamazlar ve sayılmamalıdırlar Evet, kötülüğün türlü türlüsüne de maruz kalınsa, aynı kötülüklerle karşılık vermeye müsaade edilmemektedir. "Sizi Mescid-i Haramdan menettiler diye bir cemaate karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze götürmesin. İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlasınız." Açıktan açığa onlarla karşılaşma ve muharebe hâli bahsimizden hariçtir. 3- Ticaretin esası doğruluk ve emniyettir. Hile ve iş oyunları ise, bu iki hususu da temelinden sarsar. Hile ve aldatmaya tevessül eden insan, ticarî hayatında, emniyet ve itimad edilmez bir insan olarak tanınır. Bu ise inanan bir insan için, oldukça haysiyet kırıcı bir husustur. Bir de buna, "Aldatan bizden değildir" şeklinde yapılan tehditler ilave edilecek olursa, aldatmanın tamamen, aldatanın aleyhinde cereyan ettiği ortaya çıkar. 4- Hile ve iş oyunlarında, zahiren ve geçici olarak bir kısım kazançlar melhuz olsa bile, karşı tarafın, bu oyun ve aldatmaları sezeceği ana kadar devam eder. Böyle bir şeyin, onların nazarında uzun zaman gizli kalamayacağı düşünülecek olursa, kısa bir süre sonra, aldatılanların yapacağı tahribat, tamir edilemeyecek şekilde korkunç olacaktır. Belki de hile yoluyla kazanılan şeylerin bir kaç katı, böyle bir tahriple yok olup gidecektir. Üstelik aldatanın haysiyetini de önüne katıp beraber götürecektir. 5- İnanan insanın hile ve iş oyununda bulunması, aynı kesimde bulunan bütün inançlıların, hilekâr ve aldatıcı olabilecekleri hissini uyaracaktır ki, böyle birşey bütün müminlere karşı işlenmiş bir hıyanet ve cinayet sayılacaktır. Zira bu türlü bir hareket, bütün inançsızları, imana ve imanlıya saldırtacağı gibi, bütün müminleri de mahcup ve perişan edecektir. Bütün bunlardan sonra; tafsilatını bir başka zamana bırakarak; zaruretler muvacehesinde ve belli ölçüler içinde ve harplerde düşmanlara karşı hile yapmanın gerekli olduğunu da kaydederek mevzuu bağlamış olalım. |
|


