Son günlerde medyada beslenme ve gıda çeşitleri ile ilgili haberlere oldukça fazla yer veriliyor. Gün geçmiyor ki, organik gıda, hormonsuz gıda, tabiî gıda, katkılı gıda, zararlı ve bozuk gıdalarla ilgili bir haber çıkmasın. Bu haberlerden biri de ‘transgenik gıdalar’ denen, genetik yapısı değiştirilmiş nebatî veya hayvanî gıdalardır.

Yüksek verimlilikte kaliteli ürünler elde etmek için, bitki ve hayvan türleri üzerinde ıslâh çalışmaları, eskiden beri yapılmaktadır. Klâsik ıslah çalışmalarından elde edilen verimlilik artışı, artan dünya nüfusunun temel gıda ihtiyaçlarının karşılanmasına yetmemektedir. Ayrıca elde edilen gıdaların tüketicilere ulaştırılmasında karşılaşılan zorluklar, gıdaların bozulmasına yol açmaktadır. İlim adamları bu problemleri çözebilmek için yeni arayışlar içine girmiştir. 1960’lı yıllardan itibaren biyo-teknoloji ve gen mühendisliği sahasındaki araştırmacılar, canlıların genetik yapısında değişiklikler yapmayı mümkün kılan sırlı mekanizmaları keşfetmeye başlamışlardır. İnsanoğlu bu şifreleri çözdükçe, varlıkların sırlı dünyasına daha çok girmekte ve tabiat sofrasında bize sunulmuş nimetlerin daha çeşitli ve bol olanlarına kavuşma imkânı bulmaktadır. Genler, organizma özelliklerinin kodlandığı şifreli bilgilerdir. Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla, yeni genetik özellikler kazandırılması tekniğine "gen veya rekombinant DNA teknolojisi" denmektedir. Gen teknolojisi kullanılarak yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da "genetik yapıları değiştirilmiş organizmalar (GDO)" veya “transgenik organizmalar” adı verilmektedir. Bu canlılardan elde edilen ürünler ise, transgenik gıdalar olarak adlandırılır.

Gen teknolojisi, gıda üretiminde kullanılan organizmaların genomlarında klâsik metotlarla, tabiî süreçler içinde gerçekleştirilen değişimi hızlandırır. Böylelikle canlının gıda maddesi olarak kullanılacak kısımlarında istenen değişikliğin daha kısa zaman içinde yapılmasına imkân verilir. Genetik bilginin şifrelenmesi, kopyalanması, okunması ve kontrolü; bakteri, bitki ve hayvanlar arasındaki genetik bilginin değiş tokuşunu mümkün kılmaktadır. İki ayrı tür canlının DNA programını oluşturan genler ne kadar örtüşüyorsa, o iki türün çaprazlanmasından, yaşayabilen melez türler ortaya çıkarmak o kadar kolay olur. Ancak iki tür arasındaki gen transferi, az sayıda hususî bilgi parçalarını ihtiva ettiğinden, yapılan değişiklikler, tür içi varyasyonla sınırlı kalır. Dolayısıyla bir türün başka bir türe dönüşmesine yol açmaz. Bir bitki veya hayvan binlerce genden meydana geldiği için, bir iki genin transferi, o organizmanın yapısında yeni bir tür oluşturacak kadar değişikliklere sebep olmaz. Örnek verirsek; 80.000 geni olan buğdaya aktarılan iki genin, onun genetik yapısında sadece % 0,0025 oranında bir değişikliğe sebep olacağı tahmin edilmektedir. Gen okuma, montaj ve transfer mekanizmaları ortak olduğundan, alt türler, türler ve cinsler, sınıflar arası bilgi parçaları küçük ölçeklerde yapılabilmektedir. Meselâ, birbirinden çok farklı iki canlı olan balık ve domates arasında, belli genetik bilgiler değiş tokuş edilebilir. Genom bütünlüğünü bozmayacak seviyedeki bu aktarımlar, bu canlıların farklı bir türe dönüşmesine yol açmaz. Balık yine balık, domates yine domates olarak kalır. Aktarılan yeni genler, o canlının var olan bir veya bir kaç özelliğini değiştirmekte ve o canlıdan daha fazla istifade etmenin yollarını açmaktadır. Yaratıcı’nın insana verdiği eşyaya müdahale hakkının kullanımı olan genlerle oynama çalışmalarına bu nazarla bakılabilir. Bu şekilde bir müdahaleyle genleri değiştirilmiş canlılara, ‘yeni tür’ yerine, ‘transgenik organizma’ denir.

Transgenik ürünler, genetik kirlilik, radyoaktif madde ve zararlı kimyevî katkı maddeleri gibi konularla doğrudan ilgili değildir. Çünkü burada dışarıdan herhangi bir yabancı madde ilâve edilmemekte, sadece mevcut genler arasında yer değiştirmeler yapılmaktadır.

Biyo-teknolojiyi kullanma sahaları

Biyo-teknoloji ve genetik mühendisliği yoluyla geliştirilen teknikler ve yaklaşımlar, başta gıda sektörü olmak üzere birçok uygulama alanı bulmaktadır. Organik atıkları parçalayıcı enzimlerin bilgisinin kodlandığı genlerin kirli sularda yaşayan mikroorganizmalara aktarılmasıyla, çevre kirliliğine sebep olan organik atıkların hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması sağlanmıştır. Tıptaki biyo-teknolojik uygulamalara, kanserin ve genetik hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılan ölçüm testleri, aşı ve hastalığa göre hususî ilâç üretimi örnek olarak verilebilir. Meselâ insandan alınan genlerin, koyuna aktarılmasıyla koyun sütünden, akciğer kanseri tedavisinde kullanılan alfa-1 antitripsinin üretilmesi sağlanmıştır. Biyo-teknoloji, mevcut teknolojilerle pahalı olan ve zor üretilen aşıların üretimine de imkân sağlamıştır. 1986'dan beri Hepatit-B aşısı, genetik olarak değiştirilmiş maya hücreleri kullanılarak elde edilmektedir. Biyo-teknolojik yolla üretilen ilâçların, dünya ilâç üretiminin % 5' i olduğu ve bunun 2005’te % 15'e çıkacağı tahmin edilmektedir.

Biyo-teknoloji en geniş kullanım sahasını, hayvancılık ve ziraatte bulmuştur. Gıda biyo-teknolojisi araştırmacıları, gıda üretiminde kullanılan bitki, hayvan ve mikroorganizmaları, besinlerin kalitesini, miktarını, güvenliğini, üretim kolaylığını artırmak ve maliyetini azaltmak maksadıyla, genetik farklılaştırma tekniklerini yoğun şekilde kullanmaktadır. Son yıllardaki gelişmelerin en çarpıcı olanları, hayvanların kopyalanması ve transgenik bitki ve ürünlerde ortaya konan yeniliklerdir. Hastalığa dirençli hayvanlar ve ziraai bitkiler, besin değeri yüksek lezzetli gıdalar, biyo-teknolojik metotlarla daha kısa sürede üretilebilmektedir. Dünya üzerinde transgenik bitkilerle yapılan ziraatın % 70'i ABD'de, % 17'si Arjantin'de, % 10'u Kanada'da, % 1'i de Çin'dedir. 1999 itibariyle dünyada en fazla ekilen transgenik bitkiler; soya fasulyesi, mısır, pamuk, kolza (kanola), patates ve balkabağıdır. Bunlardan sap ve koçan kurduna ve yabancı ot ilâcına dayanıklı mısır; virüse ve patates böceğine dayanıklı patates; yabancı ot ilâcına dayanıklı kolza ve soya; yeşil kurda ve yabancı ot ilâcına dayanıklı pamuk; daha uzun raf ömrüne ve arıtılmış aromaya sahip domates, üretimi en çok yapılan ve pazara sürülen transgenik bitkilerdir. Kutuplarda yaşayan bir tür balıktan izole edilen anti-freeze (dokularda donmayı engelleyen) geninin, domates ve çilek gibi bitkilere aktarılmasıyla soğuğa dirençli domates ve çilekler üretilmiştir. Dil balığında bulunan "anti-freeze" geninin, somon balığına aktarılmasıyla, bu balığın soğuk sularda üretimi mümkün hâle gelmiştir.

Yapısında A vitamini bulunmayan beyaz pirince, nergis ve bir bakteriden gen aktarılmasıyla, bitki tanelerinin, A vitamini ürettiği görülmüştür. Böylece, Çin ve Japonya gibi ülkelerde, sadece pirinçten beslenmeden doğan görme bozukluklarının azaltılmasına bu metotla çalışılmaktadır. Kuraklık, topraktaki yüksek tuz ve aşırı sıcaklık gibi verimliliği azaltan şartlara karşı, bitkilerin dayanıklılığının artmasına vesile olunmuştur. Brezilya kestanesinden alınan bir genin, soya fasulyesine aktarılmasıyla bu bitkinin besleyiciliği daha da artırılmıştır. Meyve ve sebzelere, insan vücudunda hastalık yapan bazı bakteri veya virüs genlerinin aktarılmasıyla, bu bitkilerin insan bağışıklık sistemini uyaran bazı proteinleri (yiyecekle alınan aşılar) üretmeleri sağlanmıştır. Hayvanlarda hastalıklara karşı direnç kazandırma, gelişmelerini kontrol etme, yün özelliklerini, süt miktarını artırma ve terkibini değiştirme gibi konularda da çalışmalar yapılmaktadır.

Hastalıklara karşı koruyucu bir genin, sığırlara ve balıklara aktarılmasıyla, antikor kullanmadan değişik hastalıklara karşı sağlıklarını koruyabilmeleri kolaylaştırılmıştır. İnsan büyüme hormonunun kodlandığı genin, farelere aktarılmasıyla, normalden dört kat büyük transgenik fareler üretilmiştir. Şimdi diyeceksiniz ki, dört kat büyük fareler ne işe yarayacak? Biz küçük farelerle zor baş edebiliyoruz, bir de büyük farelerle mi uğraşacağız? Birçok aşı araştırmalarında fare antikorları kullanılmaktadır. Büyük farelerden daha bol miktarda antikor elde edileceğinden çalışmalar daha kolay yapılacak ve maliyet azalacaktır.

Normalin yarısı kadar bir süre içinde piyasaya sürülecek ağırlığa ulaşmasına vesile olan büyüme genleri, somon balıklarına aktarılabilmiştir. Süt verimi yüksek, transgenik sığır ve koyunlar elde etmek uzun zaman aldığından araştırmacılar, koyun ve sığırları klonlamaya yönelmiştir. 1996'da Dolly isimli bir koyunun meme hücresi kullanılarak, yetişkin bir hücreden çekirdek aktarılmasıyla ilk transgenik hayvan elde edilmiştir. Belli bir gıdayı daha kaliteli ve daha fazla miktarda üretmeye yönelik bu genetik çalışmalar, Hz. Peygamber'in (sas) bildirdiği, "Pek çok kişinin ancak yiyebileceği narlar olacak, bir nar kabuğunun altında bir insan gölgelenebilecek.." sözlerinin daha iyi anlaşılıp yorumlanmasına vesile olmaktadır.

Görüldüğü gibi, biyo-teknoloji çalışmaları, artan dünya nüfusunun besin ihtiyacını karşılayabilecek yeni kaynaklar ortaya çıkarmaktadır. Yapılan çalışmalarla ürün kayıplarını azaltmak, üretim alanlarını koruyarak ürün miktarını artırmak mümkün olmaktadır. Bazı çevreler, dünya nüfusunun hızla artması ve gıda kaynaklarının azalmasından hareketle, yakın gelecekte dünyayı büyük bir kıtlık tehlikesinin beklediğini ileri sürmektedir. Bu sebeple dünya nüfusunu kontrol altına alma çalışmaları yapılmakta, mevcut kaynaklara sahip olmak için savaşlar çıkarılmakta, insanlar öldürülmekte ve ülkeler yağmalanmaktadır. Gelecek endişesiyle, dünyayı cehenneme çevirenler bilmelidirler ki, bir incirin çekirdeğinde koca bir incir ağacını, bir DNA sarmalında binlerce özelliği şifreleyen Yüce Rabb’imiz, yarattıklarına yetecek rızkı taahhüt altına almış, bunu gerçekleştirmek için gerekli izni vermiş ve bu istidadı insanın mahiyetine koymuştur. Biyo-teknoloji çalışmalarının bugün geldiği nokta, bunu açıkça göstermektedir.

Transgenik organizmalar zararlı mıdır?
Daha çok ABD, Kanada ve Avrupa'da üretilerek piyasaya sürülen transgenik ürünler, farklı görüşlere yol açmakta ve tartışmalara sebep olmaktadır. Dünyada mutlak doğruyu gerçekleştirmemiz mümkün olmadığından, yapılan bu çalışmalarda da, şimdilik menfî bir netice görülmemiştir. On beş yılı aşan lâboratuvar incelemeleri ve saha araştırmaları, yüzyıllardır bilinen metotlarla üretilen besinlerle, transgenik ürünler arasında, riskler yönünden bir farklılık olmadığını göstermektedir. Ancak bunun ileride de böyle olacağı kesin olarak söylenemez. Meselâ araştırmalar, bazı özel durumlarda ciddi alerjik reaksiyonların meydana geldiğini, antibiyotik dirençliliğinin ve toksisite seviyesinin artabildiğini göstermiştir. Bizler, faydası zararından çok olan işleri yapmayı tercih ederiz. Hatta, “Muhtemel tehlikeler için şu anda faydası kesin işler terk edilemez.” prensibiyle hareket etmek, sağ duyulu bir davranıştır. Teknolojinin gelişmesine karşı olan lobilerce, "genetik kirlilik" gibi korkutucu bir üslubun kullanılması çok da makûl değildir. Organik besin üreticileri de, marketlerdeki pazar payını artırmak için bu lobileri desteklemektedir. Oysa transgenik ürünler, genetik kirlilik, radyoaktif madde ve zararlı kimyevî katkı maddeleri gibi konularla doğrudan ilgili değildir. Çünkü burada dışarıdan herhangi bir yabancı madde ilâve edilmemekte, sadece mevcut genler arasında yer değiştirmeler yapılmaktadır.

Gen teknolojisi, gıda üretiminde kullanılan organizmaların genomlarında klâsik metotlarla, tabiî süreçler içinde gerçekleştirilen değişimi hızlandırır. Böylelikle canlının gıda maddesi olarak kullanılacak kısımlarında istenen değişikliğin daha kısa zaman içinde yapılmasına imkân verilir.

Transgenik organizmalar ve ahlâkî problemler

Genetik olarak değiştirilmiş yiyecekler, ahlâkî ve hukukî problemlere yol açabilmektedir. Vejeteryanlarla, Hıristiyan, Hindu ve Budistlerden bazı gruplar, içinde böcek, hayvan ve insan geni olabilecek meyve ve sebzelerden tüketmek istemiyor; transgenik yiyecekleri şüphe ile karşılıyorlar. Transgenik organizma çalışmaları legal olduğundan istemediğimiz halde transgenik ürünler yiyiyor olabiliriz. Bu ihtimali göz önünde bulunduran Avrupa Birliği kanunları, transgenik ürünlerin etiketlenmesini mecburi hale getirmekte, tüketicinin bilgilendirilmesini istemektedir. Netice olarak; ilmî çalışmalarda, insanların sadece biyolojik ihtiyaçları değil, ahlâkî, dinî, kültürel hassasiyetleri de dikkate alınmalıdır ki, elde edilen faydalar, şüphe ile karşılanmasın.


_________________

Kaynaklar
1- Transgenik Organizmalar. Kullanılması ve sonuçları. Eylül 2000-Bilim Teknik
2- 2001-2005 Özel ihtisas komisyonları Biyoteknoloji sunuşu. VIII. Beş yıllık kalkınma plânı.
3- Genetik Modifıye Organizmalar ve biyogüvenlik. Devrim Sarıkaya. İzmir İl Çevre ve Orman Müd.
4- Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik sistemleri. Melike Baran. İl Kont. Lab. Müd.
5- Genetik modifıye ürünler ve süt ürünleri. Oğuz Gürsoy, Gökhan Kavas, Özer Kınık. Ege Ünv. Zir. Fak.
6- Transgenik ürünlerin tehlikeleri nelerdi. Seda Özdoğan, Z. İpek. Ekmen. Hacettepe Ünv.
7- Transgenik ürünler. Ekim 2003 Ekoloji dergisi.




comments powered by Disqus