Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Tüketim Toplumunun Tükenişi
İbrahim REFİK  

GİRİŞ
Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, insanlık başdöndörücü devâsâ bir değişimi yaşıyor. Her yönüyle değerler tersyüz olmuş ve keyfiyetin yerini kemmiyet işgal etmiş. Milletlerin gelişmişlik seviyeleri, toplum fertlerinin ahlakî normlarının yüksekliği ile değil de bu fertlerin tüketimlerinin büyüklüğü ile ölçülüyor artık (fert başına düşen para tüketimi (GSMH), fert başına düşen kağıt tüketimi, fert başına düşen et tüketimi v.b. gibi). Yani gelişmişlik, hâkim anlayışa göre tüketmekle eş anlamlı. Tüketimin ana dinamik olarak belirlendiği sistemde de, sistemin uygulayıcısı olan insan, bir numaralı tüketim vasıtası demektir. Ahsen-i takvim suretinde yaratılan insanın diğer bütün ulvi vasıflarını gözardı edip ona sadece tüketim kesitinden bakmak acaba ne derece doğru? Günümüzde, dönen dev ekonomi çarkının dişlisi olarak mütalaa edilen insan, düşüncesi, ahlakî değerleri ve şahsiyeti ile değil de; çok, daha çok tükettiği nisbette sisteme faydalı (!) görülmektedir. Hz. Ali'nin (r.a.) ifadesiyle, içinde cihanlar dürülü olan bu güzide varlığa, sadece mide ve haz penceresinden bakma maddeci bir zihniyetin tezahürüdür.
Bu yazımızda, yaratılış gayesinden uzaklaştırılan insanın, Batı'nın bâtıl sistemlerinin büyüsüne kapılıp, tüketimin ezici çarkları arasında tükenişinin dramından bahsedeceğiz.

TARİHTEN GÜNÜMÜZE
Hevalarını sınırsızca yaşamayı temel gaye edinen Latin kültürünün temsilcisi Roma, tüketim çılgınlığının zirveleştiği örneklerle doludur. Çok çeşnili sofraların başında saatlerce yedikten sonra midesinde yer kalmayınca parmağını gırtlağına sokup, kusarak midesini boşaltan ve yeniden sofraya oturan bu sefih insanların iğrenç durumları onların helakına sebep olmuş. Olmuş olmasına ama bu ibretli sonun o medeniyetin günümüz temsilcilerine ders verdiği pek söylenemez. Erich Fromm'un "homokonsümens" (aşırı tüketime zorlanan insan) (2) diye tarif ettiği, bu sadece çok şeye sahip olup, daha çok tüketmek sarasına tutulmuş Batı insanının hayatı da ibretli misaller ihtiva etmekte:
"Günümüz magazin basınında sık sık şu tür haberlere rastlamak mümkün:
Filanca devlet reisinin karısı dörtyüz bavulla donanmış olarak seyahata çıktı.
...,pırlanta'dan oluşan 500.000 dolar değerinde ender rastlanan bir kolye aldı.
..., küçük deniz motoru için aldığı stereoya 8000 dolar ödedi.
.... denemeye bile gerek duymadan 100.000 dolarlık bir kürk aldı v.b..."
Bu ve benzeri tüketim çılgınlıkları karşısında Amerikalı bir psikoloğun şu ifadeleri oldukça ilgi çekici: "Gerçek bir sendrom ile karşı karşıyayız. Aynen alkolikler veya kumarbazlar gibi, harcadıktan sonra pişmanlık duyuyor, utanç ve suçluluk duygusuna kapılıyorlar. "
Bugün Batı'da "Spendermender" adıyla bilinen rehabilitasyon merkezleri sadece bu tüketim kölelerini tedavi ediyorlar. Bu hastalığın kurbanı milyonlarca hasta tesbit edilmiş vaziyette. Merkezi San Fransisco'da olan"Spendermender" kliniğine her yıl binlerce hasta müracaat ediyor.

Bu hususta uzman bir terapist olan Francesca Kres de, bu tüketim tiryakileri hakkında: "Bazı vakalarda, içten gelen ve yenilmesi güç bir duygunun tesiriyle yapılan alışveriş, tıpkı uyuşturucu ve alkol müptelası bir tiryaki davranışı şeklinde ortaya çıkıyor. Bazılarında da hastalık derecesinde kaygılanmanın bir semptomu. Kimi kadın, güzel bir şey satın alırsa, 'güzel'liğin kendisine de bulaşacağına inanıyor. Veya değerli birşey aldığı zaman, kendilerinin de değerli' olacağını düşünüyorlar. Hayatlarındaki boşluğu doldurmak için çılgınca alışveriş edenlerde var." demektedir.

AŞIRI TÜKETİM KISKACINDA İNSAN
Günümüz insanı fasit bir daire içinde çepeçevre kuşatılmış durumda. Yürüdüğü caddedeki vitrinlerden evindeki televizyona, bindiği şehiriçi otobüsün camından okuduğu gazeteye kadar herşey, reklam vasıtasıyla bu imkanları mahdut zavallı insanı tüketime zorlamakta. Geliri sisteme adapte olmasına yetmediği için ikinci bir işte de çalışmasına rağmen yine de kâfi gelmeyince uluslararası dev üreticiler bu tüketiciyi tiryakileştirebilmek için yeni yeni alternatifler sunmaktadırlar: Taksitli satışlar, tüketici kredileri, finansal kiralama, hiç peşinsiz satışlar (şimdi al sonra öde) gibi...
Peki nedir bu profesyonelce tekniklerle oltaya çekilmek istenen insanımıza, tükettirilmek istenenler... Hakiki manâsıyla bir ihtiyaç mı? Metafizik kaygısını bir tarafa bırakıp, estetik kaygısı içinde kıvranan şişman insanlarımız için alternatif hazırdır: Binbir çeşit diet gıdalar tüketilmek üzere albenili ambalajında onları bekliyor (Çünkü artık yaşamak için yemek yerine, yemek için yaşama felsefesi hakimdir). Ve sanki efor sarfederek vücuttaki fazlalıkları eritecek hiçbir imkan kalmamış gibi çeşit çeşit ithal kondisyon aletleri takdim edilerek zaaflar istismar edilmekte. Kitaplar ise sadece büfelerimizin bir aksesuarı haline geldiğinden beri televizyon oldukça revaçta. Hem bir tane de değil; aile fertlerinin herbirisinin zevkine göre ayrı ayrı hipnozlanması için birden fazla ihtiyaç (!). Duman olarak havaya üfleyip hem cebimizi hem de ciğerlerimizi kanser yapan sigara ile, dünya ve ahirette İnsanı zelil kılan alkole ya ne demeli? Alınan bir ihtiyacın paket kağıdını ve ambalaj ipini lazım olur düşüncesiyle muhafaza eden ninelerimizin torunları bugün artık ayakkabıyı, ayağını muhafaza için almıyorlar. Toplum içindeki sosyal statülerini artıracak bol reklamlı yabancı markaları tercih ediyorlar.

Bütün bu lüks ve fantazi zaruri olmayan ihtiyaçlar, aşağılık duygusu içinde kıvranan şahsiyet fakirliğinin neticesi ve insanımıza sonunda (Eyvah aldandık!) demekten öte birşey kazandırmıyor. Oysa medyalar vasıtası ile hafızası bombardıman edilerek, düşünecek zaman bırakılmayan insan şöyle bir silkinip salim kafayla aldıklarının (tükettiklerinin) muhasebesini yapsa, ne kadar kof ve sathi bir hayata esir edildiğini anlayacağına inancımız sonsuz.

Aşırı tüketim ve konforizm, birşeyler kazandıracak olsaydı Batı toplumlarına kazandırırdı. Teknolojide ileri gitmiş, medeniyet ve maneviyat fakiri bu ülkelerdeki zenginlik zirvede olmasına karşılık intiharlar korkunç rakamlara ulaşmış durumda. Demekki mutluluk tüketimde değil.

Bu handikap, düşünen bazı kafalarda yavaş yavaş soru işareti uyarmaya başlamıştır. İşte bunlardan biri olan felsefe profesörü Andre Comtesponville'nin şu tesbitleri çok yerinde:
"Burada tüketim, hayatın hizmetinde değil, hayat tüketimin hizmetinde. Tüketmek bir gayeye dönüşmüştür. Tüketim yarışına girerek kendimize mutluluğu yasaklıyoruz. Mutsuzluğa mahkumuz. Zira tüketimi yakalama şansımız yok. Hayatımız hep başka şeyleri arzulamakla geçiyor. Tatil, emeklilik rüyaları, sonra da 'Ah gençliğimiz nerede?' yakınma/arıyla ebedî esefler içinde. Oysa mutluluk, araba ve buzdolabı gibi maddi arayışlarda değil, sevgidedir. "
Alexis Carrel'in de, çağımızın tüketim hastalığına tutulmuş insanlarına hayatın gayesini özetleyen şu ifadeleri oldukça düşündürücü:

"Hayat, disiplinsiz ve gayesiz olduğu zaman, tabiatıyla eğlence denen bataklığa dökülür. İhtiyaçlarını şiddetli bir şekilde tatmin etmede belki kendine göre bir azamet vardır. Fakat eğlence içinde geçmiş bir hayat kadar manasız birşey yoktur. Hayat, dans etmekten, delice otomobil kullanmaktan, sinemaya gitmek veya radyo dinlemekten ibaretse neye yarar. "

MÜSLÜMANCA BİR HAYAT İÇİN
İbretler manzumesi olan tarihe baktığımızda, İslâm'ın en parlak dönemini "Asr-ı saadet" olarak görürüz. Dönemin parlaklığı, tüketimi azdıran ekonomik bir yapının gücünden değil, yüksek ideallere dayanan bir içtimai değerler manzumesinin hayata hâkim kılınışından kaynaklanmaktadır. Yaşamayı değil yaşatmayı gaye edinmiş asr-ı saadet insanı; inanç, mefkure ve ahlak olarak zirvededir. Yani orada fertler, komşusu açken kendisi tok yatmamakta ve payına düşen ganimet malı kumaşı hizmetçisiyle paylaşabilmektedir.

Bu zirve toplumda, servet ve tüketim metaları, iman şuuruyla yukarıdan aşağıya doğru zekat ve sadaka şeklinde akarak alt tabakanın yükseltilmesinde kullanılmakta ve böylece sosyal denge sağlanmaktadır. Çünkü o ulvi toplum, Kur'ân-ı Kerîm'in:''Biz bir milleti helak etmeyi dilediğimiz zaman, orada dünya hayatını gaye edinen servet sahiplerine emrederiz (onları çoğaltırız) da, orada fısk işlerler. Bu şekilde oranın üzerine söz hak olur ve Biz de orayı darmadağın ederiz" (İsra/16) ayetinin tehditkâr ifadeleriyle bilmektedir ki, yaşama zevki, daha doğrusu yaşamak için yaşama hangi topluma çengel atmışsa onu yerle bir etmiştir. Tarihide bunun acı örnekleriyle doludur: Pompei, Mısır, Roma, Endülüs v.b.

O günden bu güne geldiğimizde insanımız, hayat tutkularından dolayı enkaz yığını haline gelen o toplumların feci akibetle-rini unutmuş gibidir. Oysa şartlar yerine geldiğinde aynı akıbetin bizi de beklediği ayetin ifadesiyle apaçık ortada.
"Su-i istimalat ile, zaruri olmayan ihtiyaçların zaruri hükmüne geçtiği ve görenek belasıyla tiryaki olunup terkedilemediği" (9) günümüzde, Müslüman ihtiyaç duymadığı malları satın almaya zorlanmaktadır. Peki insanımız bu dizginsiz tüketim sultasından nasıl kurtarılacak ve dengeyi nasıl kuracaktır?
İhtiyaç dairesinin nazar dairesi kadar büyük olduğu gerçeğinden hareketle ve gelişen teknoloji ile hergün yeni yeni ihtiyaçların türetildiği çağımızda insanımızın "mal eskiticisi-mal tüketicisi" olmaktan çıkartılıp tüketimin dengelenmesi, dinin her bakımdan murakabe rolünü oynamasıyla mümkündür. Çünkü din, israfı yasaklayarak insanı hakiki ve zaruri ihtiyaçlarının temini için meşru çalışmaya teşvik eder. İslamiyet, aşırı isteklere, lükse, israfa ve başkalarının kıskançlık duygusunu uyandıracak, sosyal dengeyi tehdit edici gösteriş için yapılan harcamalara müsaade etmeyen bir iktisat düşüncesini telkin eder.

Dinin murakabe rolü gözardı edildiği zaman ise muhakkak ki, daha fazlasına sahip olma, daha fazla tüketme ve konfor hırsının çepeçevre kuşatıldığı toplumda; misafirperverlikten, fedakarlıktan, tasarruftan, israftan, helal ve haramdan bahsetmek fantazi haline gelecektir.

Sınırsız isteklerin meşru sınırlar içinde ölçülü bir şekilde karşılandığı, irade terbiyesi ve ruh zenginliği ile yoğrulmuş huzur topluluğunun hayata hakim kılınması niyazı ile...

DİPNOTLAR
1) Şahin. A. F; Çağ ve Nesil, T.Ö.V. Yay. İzmir/80, sh. 105
2) Yazıcı, Olcay; "Tüketen ve Tükenen İnsan", İnsan ve Kainat, Haziran/ 92
3) ...........; "Harcama Rekortmenleri" Rapsodi
3) Yılmazer, Abdülcelil; "Amerika Mektubu", İslam Dergisi, Kasım/1988
5) Yılmazer; a.g.e.
6) Rapsodi
7) Comte-sponville, Prof. Andre; İkarus Miti", Bülten, Ocak-Şubat/92
8) Carrel, A!exis; İnsanlar Uyanın, Arif Bolat Kitabevi, İst/1959
9) Nursi, Said; Lemalar, Sözler Yay, İst/1990, Sh. 137
podcast itunes youtube rss twitter facebook