Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Vahşete Susamışlık
Selim YAVUZOĞLU  


"1996 yılında iki devlet arasında çıkan bir savaşta; rakib devleti işgal etmeye hazırlananlar geliştirdikleri mikro bir silahla önce onları tesirsiz hale getirmeyi planlamaktadırlar. Acaba kullanacakları bu minicik silah ne olabilir."

Bu silah Tifo hastalığına sebeb olan ve genetik yapısı tifo aşısına karşı mukavim olacak şekilde değiştirilmiş Salmonella typhose bakterilerinden başka bir şey değildir. Ajanlar tarafından gizlice ana su depolarına bırakılan bakteriler çok kısa bir sürede çoğalarak bütün halkı kırıp geçirir. İki hafta sonra işgalci ordu elini kolunu sallaya sallaya hedefine ulaşır.

İşgalci devletin askerleri bu yeni mikroba karşı aşılandıkları için kendilerine hiçbir şey olmamaktadır. Bütün bunlar olup biterken diğer komşu devletlerin insanları bu mikroba karşı aşılanmadıklarından hastalık korkunç bir şekilde bütün kıtaları sarmaya ve tahribatını sürdürmeye devam eder. Bir "bilim-kurgu" filminde gördüğümüz böylesine korkunç bir senaryo bize hayali bir vaka olarak gözükebilir. Fakat bu durum Amerika'nın ünlü biyologlarından bazılarını dehşete düşürecek kadar gerçeğe çok yakın hikâye de olabilir. Bu biyologlar, tıpkı A.Einstein'ın atom bombasının kötüye kullanılması hakkında duyduğu endişeleri belirten mektubunu, zamanın Amerikan reisicumhuruna göndermesi gibi benzer mektupları şu anda dünya riyasetine hâkim olan devlet adamlarına göndermektedirler. Acaba bu çeşit biyolojik silahlar insanlığın geleceği için bir tehlike işareti mi?

İlim adamları 1970 yılının başlarında irsiyet molekülü olan (DNA)'nın bazı kısımlarını bir hücreden diğerine ilk defa nakletmelerinden beri gen mühendisliği halk efkârının alâkasını çekmeye başladı. Birdenbire hücreler harika ve şaşırtıcı vasıflara sahip oluyordu. Mesela, Eherichia coli bakterilerine insülin sentez eden gen nakledildiğinde, şeker hastalığı için hayatı bir ehemmiyete haiz olan insülin üretilebilmektedir. Diğer bakteriler de petrol döküntülerini ve tehlikeli kimyevî maddeleri zararsız hale getirmek için değişik genlerle teçhiz edilebilir. İnsanlığa faydalı olabilecek buluşların yanı sıra ilim adamları bütün ilaçlara karşı mukavim zehirli bakteriler ve virüslerin yeni bir çeşidini de ortaya çıkarabilmeleri mümkündür. Böyle bir durumda bu zehirli mikro varlıkları ancak koruyucu bakterilerin üretileceği panzehir tesirsiz hale getirebilir. Gelişmeleri Değerlendirme Dairesinde çalışan araştırmacı Dr. B. Zilinkas şunları söylüyor: "DNA silahları, dünyaya hükmetme sevdasına kapılan bir diktatörün alâkasını da çekebilir. Böyle bir durumda DNA silah laboratuvarını kurup çalıştırmak yaklaşık olarak 50 milyon dolara mâlolabilir. Halbuki bir atom bombasını geliştirmek ise milyarlara patlar. Bu da biyolojik silahların çok daha ekonomik olduğunu gösterir. Böyle bir teşebbüs, sonunda, bütün antibiyotiklere mukavim bakteri çeşitleri ortaya çıkarabilir. Bu suretle insanlık antibiyotik öncesi çağa benzeyen bir zamana girer. Diğer bir tabirle dünya salgın hastalıkların cirit attığı bir yer haline gelir. DNA savaşı, "Krimsky Biyolojik Silahlar Andlaşması" ile yasaklanmış olmasına rağmen, ABD Ordusunun Tıb Araştırmaları Enstitüsünde yapılan çalışmalar ilim adamlarını bu yönde araştırmaya teşvik etmektedir. Meselâ, yapılan bir araştırmada uzmanlar, çok kuvvetli biyolojik savaş silahlarından biri olabilecek ve son derece öldürücü bir hayvan hastalığı olarak bilinen şarbon mikrobunu üretmek üzere zararsız "E.coli" bakterileri üzerinde gen mühendisliği çalışmaları yapmaktadırlar. Benzer metodları kullanarak Maryland, Fort Detrick'teki Ordu Laboratuvarında çalışan başka bir araştırma grubu da sinir gazıyla reaksiyona girebilen enzimleri araştırmakta ve Rift, Valley hummasının genleriyle dolu bakterileri hazırlamaktadır. Bu hastalık bir zamanlar Orta Afrika ve Orta Doğu'yu kırıp geçirmişti.

Bir ordu sözcüsü, yapılan bu çeşit araştırmaların tam manâsıyla kanunî olduğunu söylemekten kaçınmamaktadır. "Çünkü bunlar, muhtemel düşmanlarımız tarafından oluşturulan biyolojik silahların panzehirlerini bulmak için yapılmaktadır." der. Son olarak yapılan bu çeşit araştırmaların aynı zamanda sivillerin de hayatını korumayı hedef aldığı söylenmektedir. Gerçekte araştırmacılar laboratuvarlarda çok sayıda üretilen hastalık bakterilerinin şimdiye kadar yapılanlardan daha tesirli ve çok daha iyi ilaçlar yapmalarına yardım edeceğini iddia etmektedirler. Ordunun da desteğiyle hızlandırılan gen-aktarma çalışmaları Milli Sağlık Enstitüsü (NİH) tarafından da tasvib edilmektedir.

Fakat çoğu ilim adamları bu hususta endişelidir. Tufta Üniversitesi Profesörü ve NIH, DNA Tavsiyesi Komitesinin Danışma Heyeti ilk üyesi olan S.Krimsky, Biz bu virüsler ve bakterilerden çok büyük miktarlarda ürettiğimizde, mümkün olan tedavi çâreleri bulunsa dahi çok kıymetli yeni biyolojik silahlar da yapmamız mümkündür. Ama Ordu, düşmanın yapabileceği biyolojik silahları daha çabuk yapmaya çalışırken oldukça tehlikeli organizmaları da ortaya çıkarabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

İki yıldan beri araştırıcılar ilmî mecmualarda DNA kombinezonlarının araştırılması hakkında ikaz edici yazılar yayınlamaktadırlar. DNA Danışma Kurulu resmî olarak orduya biyosilahları araştırmanın 1972 andlaşmasıyla yasaklandığını hatırlattığında halk efkârının yeniden dikkati bu meseleye çekildi. Acaba böylesine kibarca yapılan ikazlar ne dereceye kadar tesirli olabilecektir. DNA Kombinezonlarını araştırma bölümü başkanı olarak çalışan Dr. Gartlont "Buna verilecek cevabın no olduğunu tam olarak bilemiyorum. Eğer ordu gerçekten bu araştırmaları yapmak isterse daha da ileri noktalara gidebilir" diyerek endişelerini açıkça belirtmektedir.

İnsanın muhterem sayılmadığı ve ceddinin maymunlar arasında arandığı bir dünyada gemiyi azıya almış ve çılgınca kendi felaketini hazırlayan bir teknolojinin getireceği neticelerin korkunçluğunu gözler önüne seren bu araştırmalar, ancak insanı hakikati ile tarayabilen ve onu lâyık olduğu mevkide görebilen ilim adamları elinde ıslah edilerek insanlığın faydasına sunulabileceğini de göstermektedir.

OMNI'den

podcast itunes youtube rss twitter facebook