Vücud Faaliyetlerindeki Nizam


Vücudumuzda her an cereyan eden binlerce fizyolojik hadisenin çalışma mekanizmasında vazife alan ve vücudun daima düzenli ve dengeli bir şekilde işlemesini temin eden en mühim iki esas faktörden birisi hormonlar ve endokrin sistem (iç salgı bezleri), diğeri ise sinir sistemidir.

Bu iki sistemin çok hassas ve mucizevi bir şekilde ayarlanması sayesindedir ki, irademiz dışında onu bize veren sanatkâr tarafından kurulmuş bir saat gibi çalışmaktadır.

Bu yazımızda bu iki sistemden biri olan hormonlar denen kimyevi mesajcılardan bahsedeceğiz.

Hormonlar, canlı bedenindeki düzenin ve sistemli çalışmanın devam etmesi ve canlılıkla ilgili faaliyetlerin (sindirim, boşaltım, üreme, hareket, enerji kullanımı, büyüme, v.s.) aksamadan yürütülmesi için önceden bu işleri bilen sanatkâr tarafından bütün canlılara yerleştirilmiş şifreli kilitlerdir. İşte bedendeki bu hayati faaliyetleri düzenleyen sisteme iç salgı sistemi ve bu sistemin protein, polipeptit ya da steroid yapısındaki kimyevi ifrazlarına da umumi manada hormonlar ismini veriyoruz.

İç salgı guddeleri hasıl ettikleri hormonları direkt olarak kana verirler, kan vasıtasıyla da bu maddeler çalıştıracakları ve düzenini sağlayacakları organlara taşıtırlar. İç salgı guddelerinin herbiri bir ya da birkaç hormonu birden ifraz eder. Hormonların tesir ettikleri organların bulunduğu bölge umumiyetle hormonun salgılandığı yerden uzaktadır.

Hormonların çoğunun tesiri spesifiktir, yani her hormon sadece bir ya da birkaç organ üzerinde birden fazla tesir icra eder. Büyüme hormonu gibi bazı hormonların ise bedenin bütünü üzerindeki tesirleri çok çeşitlidir.

Hormon ifraz eden iç salgı guddelerinin içinde şüphesiz ki en önemlisi hipofiz guddesidir. Kafatasının dibinde, beynin altında yer alan ve 0,6 gram ağırlığında olan bu bez bütün diğer iç salgı guddelerini kontrol edici bir kumandan mahiyetindeki ana merkezdir.

Hipofiz esas olarak, “Adenohipofız” ve ‘Neurohipofız” denilen iki kısımdan yapılmıştır. Adenohipofiz kısmı hipofizin ön lobu ve ara lobu denen parçalardan müteşekkil olup bugün bilindiği kadarıyla altı esas hormon ifraz etmektedir. Bunlardan kısaca bahsedecek olursak:

1. Folikül uyancı hormon (FS); kadınlarda yumurta, erkeklerde sperm meydana getirmeyi kontrol eder.
2. Luteinleştirici hormon (LH); kadınlarda progesteron, erkeklerde testosteron salgısını artırır.
3. Laktotrop hormon (LTH); süt guddelerinin çalışmasını ayarlar.
4. Adrenokortikotrop hormon (ACTH); böbreküstü guddesinin korteks kısmına tesir ederek kortizon yapımını artırır. Kortizonun esas vazifesi şeker metebolizmasını düzenlemektir.
5. Tiroid uyancı hormon (TSI{); tiroid guddesinin ifrazatını kontrol eder.
6. Somatotrop hormon (STH) ; gelişme hormonudur. Bu hormon diğer guddelere tesir etmeden yalnız çalışan bir hormon olup, gelişen canlılarda kilo almayı, kas ve kemik gelişmesini sağlar, protein sentezini hızlandırır, pankreasa tesiriyle karbonhidrat mekanizmasına tesir eder. İnkişaf çağında bu hormon eksik ifraz olursa cüceliğe, fazla ifraz olursa devliğe yol açar. Dolayısıyla tam ölçülü bir şekilde ifraz edilmesi gere kir.

Hipofızin ‘Neurohipofiz” kısmı denilen arka parçası ise beynin hipotalamus bölgesiyle alakalıdır. Bu kısımda salgı hücreleriyle birlikte sinir hücreleri de beraber yer alır. Bu sisteme hipotalamus-neurohipofiz sistemi denir. Bu sistem “Oksitosin’ ve “Vazopressin adıyla bilinen iki hormonu hâsıl eder.

1. Vazopressin; Antidiüretik hormon (ADH) da denilen bu hormon sayesinde kılcal kan damarlarının büzülmesi ve tansiyon yükselmesi meydana gelir. Ayrıca böbreklerde idrar yapımını engelleyici tesiri çok mühimdir. Böbrekler günde 180 litre civarında plazma içinden zararlı maddeleri süzerler. Fakat bu miktarın % 99’u tekrar geriye emilir, böylece günde 0,5-1 litre arasında idrar vücuttan dışarıya atılır. Tekrar geriye emilen maddenin büyük kısmı sudur.

Vazopressin, böbrek kanalcıklarına tesir ederek geçirgenliklerini artırır ve suyun tekrar emilmesini sağlayarak vücuttan aşırı su kaybını önler. Bu hormonun ifrazı bedenin su ihtiyacına göre ayarlanır. Şekersiz şeker hastalığı (diabetes insipidus) denen hastalık bu hormonun eksik ifrazından meydana gelir ve hastalık çok fazla idrar çıkarmakla kendini gösterir.

Vücuttaki su - tuz dengesindeki en küçük bir değişme dahi bazı hususi hücreler tarafından tespit edilir, bu hücrelerin bazıları beyne kan götüren atardamarların (karotid) içindedir. Vazopressinin az veya çok ifraz edilmesi hususunda derhal hipotalamusa haber verilir. Bu işi düzenleyen diğer bir sistem de direkt olarak hipotalamusa tesir eden sinir sistemidir ki ağrı ve heyecanlar vazopressin ifrazının artışına tesir edebilir.

2. Oksitosin; doğum esnasında rahim kasılmalarını başlatır ve meme bezlerinde süt ifrazatını arttırır.

Bu hormonların hipofizden serbest bırakılma mekanizması hususunda az şey bilinir. Fakat sinirlerle ilgili olduğuna inanılmaktadır. Hormonların ifrazında çok sayıda asabi ve kimyevi tesirler vardır. Nikotin, uyuşturucu maddeler, heyecan, üzüntü kasların tesirleri bu ifrazata tesir edici faktörlerdendir. Buna karşılık alkol bu hormonların ifrazatı frenleyici tesir yapar.

Buraya kadar sadece ana merkez olan hipofiz guddesinin başlıca vazifelerinden bahsettik. Diğer iç salgı guddelerinin kontrolu da hipofizin denetimi altında olduğundan kısaca onların da bazı vazifelerini hülasa etmek yerinde olur.

A—Böbreküstü bezi: Böbreklerin üstünde yer alırlar. Yapısı ve çalışması bakımından iki kısma ayrılabilir a - Korteks (kabuk) b - Medulla (öz bölgesi)

a - Korteks bölgesi: Bu kısmın, günümüzde ancak 30 kadar ifraz ettiği hormon tesbit edilebilmiştir. Bunların başlıcaları karbonhidrat metabolizmasını düzenleyip karaciğer glikojenini kan şekerine çeviren, yağ ve proteinden karbonhidrat yapımını hızlandıran, ayrıca midenin asit ve pepsinojen ifrazatında artışa sebep olan glükokortikoidler grubu (Kortizon ve Hidrokortizon), diğer bir kısmi da bedendeki çok hassas mizanlarla tartılmış olan birçok mineralin (özellikle sodyum ve potasyum) dengede kalmasını sağlayan mineralokortikoidler grubu (Kortikosteron, Aldosteron v.s.) hormonlardır. Aşırı hassasiyet, allerjik hastalıklar ve bazı doku hastalıklarında kortizon tedavisi tatbik edilir. Böbreküstü bezinin kifayetsizliği Addison hastalığı diye de bilinir.

b - Medulla bölgesi: Bu bölüm hem Adrenalin hem de Noradrenalin hormonlarını ifraz eder. Adrenalin dolaşım sistemi ve kaslara tesir eder. Kalp atışını hızlandırır; kasların, beynin ve kalbin atardamarcıklarında genişlemeye yol açar. Cilt damarlarını büzer. Mide, barsaklar,bronşcuklar, idrar kesesi kaslarında gevşemeye sebep olur. Ayrıca göz bebeği kaslarına ve kil dibi kaslarına da büzücü tesiri vardır. Bundan başka vücuda enerji sağlamak için karaciğer glikojeninin kan şekerine (glikoza) çevrilmesini temin eder. Yukarıda bahsettiğimiz adrenalinin bu tesirleri umumiyetle korku, heyecan ve kavga, münakaşa gibi hallerde ortaya çıkar. Böylece vücudu yaralanmalar esnasında kan kaybına karşı korur; ağız kuruması, terlemenin artması, korkudan al- tim ıslatma, göz bebeklerinin büyümesi gibi dış belirtiler hep adrenalinin kanda artması sebebiyledir..

Noradrenalin ise adrenalinin aksine vücudu sakinleştirici tesir yapar. Böylece adrenalin ve noradrenalin karşılıklı çalışarak vücudun dış tesirlere karşı korunmasını ve dengede kalmasını sağlarlar.

B—Tiroid bezi: Boynun ön kısmında, gırtlağın altında bulunan bu gudde kelebek şeklinde ve 20–40 gram ağırlığındadır. Tiroidin ifraz ettiği hormonların (Tiroksin, Tirokalsitonin, Diyodotironin v.s. gibileri) başlıca bilinen vazifeleri beden gelişmesini, protein, şeker ve yağ metabolizmasını düzenlemek, paratiroidin tesiri neticesi kanda yükselen kalsiyum miktarını düşürmek, metabilozmayı ve oksijen ihtiyacını arttırmaktır.

Ayrıca son zamanlarda nukleik asit (DNA ve RNA) sentezinde de rol oynadığı öğrenilmiştir.

C—Paratiroid bezi: Bunlar çok küçük yumurtacık şeklinde 4 küçük bezdir. Tiroidin arka tarafında bulunurlar. Hepsinin birden ağırlığı 0,15–0,20 gram ayasındadır. Paratiroid hormonları kemiklerdeki ve kandaki kalsiyum ve fosfat dengesini kontrol eder. Kanda fosfat miktarı artınca, böbreklerden fosfat atılma hızını ayarladığı gibi, kemik teşekkülünde kalsiyum fosfat tuzu olarak birikmeyi de kontrol eder.

D—Pankreas bezi(Langerhans adacıkları): Midenin arkasında yer alan bu organ iki türlü hücreden meydana gelmiş olup, hem iç salgı bezi hem de dış salgı bezi olarak çalışır. Dış salgı bezi olarak bir kanalla onikiparmak barsağına sindirim enzimleri ifraz eder.

Pankreasın içinde bazı hücreler kümeler şeklinde toplanmış olup, bunlara langerbans adacıkları denir. İç salgı bezi olan bu adacıklar çok mühim olan İnsülin ve Glukagon adlı iki hormon ifraz eder. İnsülin kandaki şeker seviyesini ayarlar ve normal olarak 0,1lik seviyede kalmasını temin eder. İnsülin ya glikozun yakılmasını arttırır, ya da hücre zarlarının geçirgenliğini arttırarak şekerin hücre içine geçmesini hızlandırarak kandaki seviyeyi düşürür, Langerhans adacıklarının tahrip olması veya çalışamaz hale gelmesi neticesi şeker hastalığı hasıl olur. Glukagon ise insülin’in tam aksine çalışarak kan şekerini yükseltici tesir yapar. Kandaki şekerin hücre içine geçişini engeller veya glikojeni glikoz haline parçalayarak kandaki şeker seviyesini artırır. Insülin ve Glukagon’un birbirine karşılıklı tesiriyle kasların enerjisini temin eden kan şekerinin sabit kalması sağlanır.

E — Testisler (Husyeler): Erkeklerde, kadınlardan farklı olarak inkişaf etmeyi sağlayan testosteron hormonu, husyelerdeki Leydig hücreleri tarafından ifraz edilir. Büyük kısmı böbrek üstü bezinin tesiriyle ifraz olunan androgen hormonuyla beraber erkeklere ait vasıflar ve sperm üretilmesi temin edilmiş olur.

F —Ovaryumlar (yumurtalıklar): Kadınlarda bulunur ve erkeklerden farklı inkişaf etmeyi temin eder. Ovaryumların yumurtayı saran folikül hücrelerinden ifraz olunan östrogen ve östradiol hormonları kadınların kendine has vasıflarını ve hayız devrelerini düzenlerler. Yumurtalıkların sarı cisim (corpus luteum) denen kısımlarından ifraz olunan progesteron hormonu ise hamilelikte rahimin yavru için en uygun şekilde hazırlanmasını ve hamileliğin devamını temin eder.

Görüldüğü gibi vücudumuzun bütün faaliyetleri çok hassas ve birbirine bağlı hormon mekanizmaları ile ayarlanmış vaziyette hipofıze bağlı olarak dünyaya gönderilmiştir. Bütün organ, doku ve hücreler kendilerine düşen vazifeyi hiç aksatmadan Yüce Sanatkârının gayesi ve emri dairesinde kurulmuş bir sebep-netice alâkası halinde sürdürmektedir. Bir hormonun faaliyeti artırıcı tesiri diğer bir hormon tarafından engellenmekte ve neticede vücuttaki fizyolojik faaliyetlerin bir düzen ve denge içinde temini sağlanmaktadır.

Günümüzün baş döndürücü bir süratle inkişaf eden ileri tekniğine rağmen molekül yapıları ve çalışma mekanizmaları gibi sırları henüz tam manasıyla açıklanamayan bu hayatı maddelerin acaba kendi kendine meydana gelebilmesine hiç imkân ve ihtimal var mıdır? Basit bir saati dahi yapan bir sanatkâr varken, saatten milyonlarca defa daha karışık insan vücudundaki hayatı faaliyetlerin zembereğini ve çarklarını en uygun şekilde kurup ayarlayarak, ne bir saniye ileri giden ne de bir saniye geri kalan bir saatten daha hassas bir şekilde yaratıp ayarlayan yok mudur?

Bu sorunun cevabını da beyninde ve vücudunda binlerce şifreli kilitler halinde her birisi kendine has bir reaksiyonda vazife alarak, düşünme, anlama ve idrak etme faaliyetlerinin meydana geldiği insanlara bırakalım.


comments powered by Disqus