Parmağımıza batan ufak bir iğnenin acısıyla bütün vücudumuzun muzdarip olmasından tutun da ciddi hallerde hayatı tehdit eden tehlikelerden biri olmasına kadar ve günlük hayatta sıkça karşılaştığımız vak'alardan olması hasebiyle yaralar hayatımızda hatırı sayılır bir yer tutar. Bundan dolayı olmalı ki "yara iyileşmesi" konusu, her asırda, üstüne çamur veya bal sürmek yahut ateşle dağlamak gibi bin bir türlü tıbbî tecrübelere maruz kalmıştır. Fakat şüphesiz bütün bu usûller yaranın, dokunun kendisi tarafından kapatılması hakikati karşısında ancak cılız birer müdahale olarak kalmıştır. Bu sürecin moleküler keyfiyeti ancak son yıllarda anlaşılmaya başlanmıştır. Araştırmacıların en çok alâkasını çeken iki noktadan biri, dokunun hangi sinyallerle iyileşmeyi başlattığı, diğeri de yaranın tam kapanmasının ardından o alandaki hücre çoğalmasının bir anda nasıl kesilebildiğidir. Hakikaten de hiç bir yara orijinal haline döndükten sonra et-beni veya ur benzeri bir fazlalığa sebebiyet vermemektedir.

Bu alanda en mühim keşiflerden biri, pek çok çeşidi olan büyümeyi sağlayıcı maddelerin ana rolü oynadığını göstermek olmuştur. Bu ise yeni bir suali akla getirmiştir.

Dokularımızda varolan bu maddeler, niçin yara olunca çalışmaya başlamaktadır? Son birkaç yılın gayretleri bu suale cevap bulmuş görünüyor: Hücreler arası madde.

Vücudumuzdaki hücreleri bir duvardaki tuğlalara benzetirsek bu hücreler arası maddeyi de tuğlaları bir arada tutan harca benzetebiliriz. Vücudumuzun yapısını oluşturan temel üç madde vardır. Bunlar karbonhidrat, protein ve yağdır. Bu maddeler kendi aralarında veya birbirleri ile birleşerek bütün vücudumuzun yapısını oluştururlar. İşte bu hücreler arası madde de karbonhidrat ve protein zincirlerinin içice motifleşerek birleşmesinden oluşur. Yakın zamana kadar hücreler arası maddenin dokuların geometrisini belirleyen bir yapı iskeletinden başka bir işe yaramadığı sanılıyordu. Ancak yeni tetkikler, hücreler arası maddenin birçok reaksiyonda, bilhassa yara gibi hücrelerin ortak çabasıyla baş edebilecekleri hallerde vazgeçilemeyecek vazifeler üstlendiğini ortaya koymakta ve büyüme maddeleri ile hücreler arası madde arasındaki dinamik ilişkilerin yara kapanmasının can damarlarını meydana getirdiğini teyid etmektedir.

Deri üzerindeki bir yaralanma önce o bölgedeki kanayan damarlarda pıhtılaşmaya sebeb olur. Hücreler arası maddenin görevi, bu pıhtıyı çevre dokuya sabitleştirmenin fevkindedir. Yaralanmaya cevab olarak hücreler arası madde kendisine bağlamış haldeki büyüme maddelerini salar ve o bölgedeki hücreleri hem çeşitli büyüme maddelerini, hem de onların kendine has reseptörlerini üretmek için uyarır. Bu maddelerle reseptörleri anahtar-kilit gibi birbirlerine uyarlar ve vücuttaki pek çok sinyal birbirleriyle karışmadan kendi vazifelerini bu sayede yapabilir.

Whittier Enstitüsünden A. Baird, ne zaman ve nerede hangi maddenin zuhur ettiğinin bilinmesiyle, kapanmayan yaraların klinik tedavilerinde daha müspet neticelere varılabileceğini ümit ediyor.

Büyüme maddeleri hücrelerden ifraz edilerek, o bölgedeki hücrelerin hızla bölünerek çoğalmalarını temin eder. Eğer yaralanma anında salınan bu maddeler dokudan kana geçerek bütün vücudumuza yayılacak olsaydı hiç şüphesiz başımıza bir çok dert açılabilecekti. Burada birkaç ara maddenin daha tanzim edici rolüne şahit oluyoruz. Çünkü kollagen, fibronektin ve heparin gibi ara madde elemanları bu maddeleri sıkıca bağlayarak onları mevcudiyetleri ve lüzumsuz ve tehlikeli olabilecek bölgelere sızmaktan alıkor.

Bir başka alâka uyandıran nokta ise hücreler arası maddenin içice yumaklaşan bir çeşit yollar ağında sinyalizasyon vazifesini eda etmesidir. Hızla gelip geçmekte olan hücreler ara maddenin verdiği işaretlerle doğru yönü bulmakta ve hedefe çevrilmektedirler. Bu fonksiyon bilhassa derinin kapanmasında vazifeleri olan "keratinositier" üzerinde gösterilmiştir. Yaradan açığa çıkan maddelerin bu hücreleri aktif hale getirmesini takiben hücrelerin satıhlarındaki reseptörler belli bir değişime uğrarlar. Bu değişim o kadar kendine hastır ki reseptör yapıları bir ara madde elemanı olan fibronektine tam kenetlenmek için ayarlanır. Meseleyi tetkik edenler bir hususda hemfikirdir. Gerek çeşit, gerekse miktar olarak tam lâzım olan proteinlerin yerinde olması elzemdir. Grinnel, bu hâdiseyi; derin bir çamur veya kalın bir buz tabakası üzerinde yürümeye benzetiyor. Bu hassas nokta yakalanmazsa gömülüp kalmak veya kayıp uzaklaşmak işten bile değil. Ara maddenin yarada, müdâfaa mekanizmasına dâhil olan beyaz kan hücrelerinin de hem göçünde ve dokuyu tanımalarında, hem de görevlerine has farklılaşmalarında ehemmiyetli bir unsur olduğu belirlenmiştir.

Ara maddenin, yapıya ait belirleyeceğini belki de en güzel sergileyen misali. Grinnel'in fibroblastlar ile yaptığı çalışmalar teşkil ediyor. Bu çeşit hücreler yara bölgesine ulaştıklarında büyüme maddelerinin mevcudiyeti halinde hızla çoğalırlar ve kollagen üreterek yaranın iki kenarı arasında köprü kurarlar. Dağınık ve gergin liflerden kurulu -ki yaralar bu hususiyettedir- kollagen kümelerinden oluşan vasata büyüme maddeleri eklendiğinde fibroblastlar süratle çoğalmaktadır. Ancak düzenli ve gergin olmayan (normal doku nitelikleri) lifleri ihtiva eden vasat aynı maddelerle yıkandığı halde çoğalma görülememektedir. Bu müşahede yaraların kapandıktan sonra hücre bölünmesinin nasıl durduğu hakkında kıymetli bilgiler sunmaktadır.

Kısaca konuyu özetlersek ara maddenin bilinen vazifelerini şöyle sıralayabiliriz.

1)Bölgedeki dokulara desteklik yapmak;
2)Yara oluşunca büyüme maddeleri salmak ve hücreleri büyüme maddeleri ve reseptör üretimi için uyarmak;
3)Bölgede salınan büyüme maddelerine bağlanarak bunların kana karışmasına ve sistemik bir cevaba yol açmasına yani bütün vücutta bu hâdisenin meydana gelmesine müsaade etmemek.
4)Bölgeye hücre göçü sırasında kılavuzluk vazifesini ifa etmek, ilaveten bu hücrelerin reseptörlerine kilitlenerek onları yara etrafında tutmak;
5)Ara madde içindeki liflerin bizzat dizilim ve dağılım şekilleriyle alâkalı olarak fibroblastlara kollagen üretmek için bir uyarı yapmak...

Yara iyileşmesi süreci bu özellikleriyle yüzlerce parçadan meydana gelmiş oyuncak "yap-boz" tablolarını hatırlatmaktadır. Parçaların her birinin kavisleri, girinti ve çıkıntıları o kadar düzgün birbirine eklenmektedir ki, tabloda en ufak bir açıklık kalmamaktadır. Bu tabloya bir parça yapabilmek şüphesiz diğer bütün parçaların şekillerine ve kıvrımların birbirleriyle nasıl kaynaştıklarına dair külli bir bilgiye vakıf olmakla mümkündür. Aksi halde, kalan en ufacık bir boşluk veya gedik, tablonun bütünlüğünü bozacaktır. Yaraları geç kapanan veya kapanmayan hastalarda parçalar arası mükemmel uyumun ve bütünlüğün sadece küçücük gediklerle kaybedildiği düşünülecek olursa bu derecede hassas ve nazik olan yaratılışı batıl safsataların tesadüf iddialarına dayandırmak mantığa, vicdana ve hele hele görevi hakikati aramak olan ilme hiç yakışmayacaktır.

KAYNAKLAR:
1) Science, Vol.252, May 1991.
2)FASEB,Vol5,June199l.

comments powered by Disqus