Hepimiz, bilmediğimiz bir âlemden bir ana ile bir babadan meydana gelen iki hücrenin, birleştirilip gelişmesiyle bu dünyaya yaratılarak gönderildik. Hergün yüzbinlerce insan aynı şekilde yaratılıyor, gelişmesini tamamlayınca da doğum dediğimiz hâdiseyle dünyaya buyur ediliyor. Herhangi bir hâdise çok sık ve devamlı oluyorsa, insanlardaki alışkanlık ve ülfetten dolayı ne kadar mükemmel ve muhteşem de olsa artık dikkati çekmez, çok basit bir iş gibi görülmeye başlar. Ülfet perdesine takılan hâdiselerden biri de insanın yaradılışı mûcizesidir. Halbuki, gelişen ve ihtisaslaşan her ilim dalı mükemmel inceleme teknikleriyle en basit gibi gördüğümüz hâdiselerin bile aslında mucize olduğunu gözler önüne sermektedir.

İşte bu büyük mucizelerden biri de bizim kendi yaratılışımızdır. Nitekim Kur'an'da birçok ayetle insanın daha sperm ve yumurta iken, zigot, blastula, morula gibi hallerden geçerek gastrulasyon ve neurulasyon gibi hâdiselerle gelişerek, kusursuz ve her azasıyla mükemmel bir insan yavrusu haline gelişi; ana rahminin özellikleri, bugünkü embriyoloji ilmi ile tamamen mutabakat halinde ve çok veciz bir üslûpla anlatılmıştır.

Belki 1400 sene önce bu âyetlerin ifade ettiği mucizevî yönler anlaşılmasa bile bugün artık her canlının yaratılışının ülfet perdeleriyle gölgelenmiş birer mucize olduğunu ilimler bize söylemekledir.

Embriyoloji sahası da yeni görüntüleme ve takip teknikleriyle insanın yaratılışı hususunda mükemmel bilgi ve fotoğraflarla bu mucizeyi gözler önüne seriyor. Ortalama olarak 40 hafta süren bu yaratılış serencâmesi esnasında çekilen binlerce fotoğraftan bazılarını sergileyerek bu mucizeyi Yaratan'ın eserine hayret ve takdir nazarlarımızı çekmek istedik.


1. Dişinin yumurtalığından atılmış ve milimetrenin beşte biri çapındaki (200 mikron) yumurta hücresi bir insana ait bütün karakterlerin belirlendiği DNA programının tam yarısını ihtiva eder. Yumurta atıldığı sırada üzerinde mayoz bölünmeden sonra kalan küçük kutup hücresi de görülüyor.



2. 500 milyon sperm, kendi boylarına göre çok uzun olan bir mesafeyi katederek gayelerine ermek üzere maratona başlıyorlar. Bu sırada ev sahibi yumurta, misafir olarak gelecek ve bir daha hiç ayrılmayacak olan spermi yumurta kanalında beklemektedir Ancak kader, bu spermlerden sadece birinin yoluna su serperek hayat mucizesini ortaya çıkarma mükâfatını verecektir.


3. Canlılıklarını 24 saat kadar koruyabilen spermler yumurtayı sardılar. Ancak henüz hiçbir sperm yumurtaya giremedi. Rahim ve yumurta kanalı boyunca yola çıkan 500 milyon spermin çok büyük bir kısmı bu önemli yarışta yollarda kaldı, öldü ve döküldüler. Gayretlerini son kertesine kadar kullanan 100 kadar spermin içinden, mutlu sona hangisinin erişeceği henüz belli değil. Yumurta hücresi fezada yol alan bir gezegen gibi ve içine girmek çok zor. Spermler corona radiaîa adı verilen besin taşıyan hücrelerle çevrilmiş bu tabakayı aşmak için, kuyruklarını burgu gibi hızlı bir şekilde çırparak baş kısımlarıyla yumurtaya vuruyorlar ve yumurtanın saatin ters istikametinde dönmesini sağlıyorlar.


4. Spermlerden biri salgıladığı enzimlerle ve güçlü kafa vuruşlarıyla yumurtayı koruyucu zarları delerek plasma zarına kadar geliyor ve birkaç dakika sonra bu zardan da içeri girecek. Sperm başını sokar sokmaz mucizevî bir hâdise ile yumurtanın bütün kapıları kapanır ve artık başka bir spermin girmesi mümkün değildir. Sperm yumurtaya erişinceye kadar en az 20.000 kere kuyruk çırpıyor, böylece dönen bir matkap gibi baş kısmı da dönüyor. Kuyruğun bu müthiş dönme enerjisi, sperm yaratılırken boyun kısmına enerji santralleri olarak (mitokondriler) yerleştirilmiş.

Dişiye naklinden yaklaşık 20 saat sonra sperm yumurtaya girer ve erkek ile dişi hücrenin çekirdeklerindeki bir canlıya ait iki yarım program birleşerek tek bir çekirdek halinde kaynaşır. Böylece yeni canlının genetik özellikleri tayin edilmiş olur. “Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da, onu işitici, görücü yaptık.” (İnsan, 76/2) Kur'an ayetindeki ""nutfetün emşac"" tabiri apaçık bir mucizeyi göstermektedir.


5. Döllenmiş yumurta (zigot) Kur'an'ın tabiriyle nutfetün emşâc, birkaç saat sonra (spermin dişi vücuduna girişinden 30 saat sonra) ikiye bölünür. Yumurta kanalı içindeki “sil” denilen parmak gibi uzantıların dalgalanma hareketleriyle rahime doğru hareket eder.




6. İki günlük zigotta bölünen her bir hücre 12-15 saatlik bir süre içinde tekrar ikiye bölünür, böylece önce 4, daha sonra 8 hücreden ibaret bir halde yumurta kanalında ilerlemeye devam eder. Fakat kanalın içindeki mukus katlanmalar zigot için büyük bir tehlikedir, bunlar zigota yapışarak rahime ulaşmadan onu kanalın içinde tutar ve böylece dış gebelikler oluşur.


7. İkinci günün sonunda bölünmeler sonucu yaklaşık 100 hücreden ibaret, (dut meyvesine benzediği için) morula dediğimiz hücre kümesi oluşur. Bu esnada morula, yumurta borusunun en dar yerinden geçmek üzeredir. Burada her an yapışıp kalabilir. Morulayı yapan hücreler dış çepere dizilerek bir top gibi şişkin hale gelir ve orta kısmında bir boşluk oluşur. Bu durumda blastocyst meydana gelmiştir. Top gibi olan bu hücre paketi bir basınçla uterusa (rahime) fırlatılır.



8. Dört günlük blastocyst etrafındaki koruyucu ve besleyici şeffaf zona pellucida tabakası ile çevrili olarak rahime girmiş, fakat daha iş bitmemiştir. Şimdi esas gelişeceği yer olan münbit topraklara, yani rahim duvarına (endometriuma) ekilmesi ve tutunması gerekir.






9. Rahim duvarına tutunabilmesi için üzerindeki koruyucu kılıfın atılması gerekir. Yoksa yapışma mümkün olamaz, zira bu kılıf sadece yumurta kanalı içindeki seyahat için gerekliydi. Artık vazifesi bittiğinden atılmalıdır.



10. Serbest kalan blastocyst rahim sathına ‘şeref misafiri’ olmadan önce biraz büyür ve genişler böylece tutunma yüzeyini artırır. Hücreleri farklılaşmaya ve ilk embriyo taslağı teşkil edilmeye başlar. Bu durumda yaklaşık 200 hücreden ibaret embriyo ilk defa mukus (sümüksü salgı) salgılayarak kendini gösterir. Gelişen bu canlı, annenin vücudundan farklı bir genetik yapıya sahip olduğundan, annenin immün (muafiyet) sistemi onu yabancı bir mikrop veya canlı zannedip tıpkı doku uyuşmazlıklarında olduğu gibi reddedip, öldürebilir. Birçok düşük vakasının sebebi bu şekildeki anne immun sisteminin reddetmesiyle oluşur. Fakat çoğunlukla bir kimyevî haberleşme kurulur ve blastocyst'in salgıladığı mukus, koruyucu bir çadır oluşturur. Bu esnada anne immün sistemi hücreleriyle de bir ‘saldırmazlık paktı’ imzalanır ve dokuz ay boyunca birbirlerine saldırmamaya söz verirler.


11. Blastocyst şişer, hücreler bir günde iki defa bölünür. Artık 11 günlük olmuştur. 12. günde birkaç bin hücreye erişen blastocyst rahim mukozasının derinliklerine doğru bağlantı kabloları salarak tutunur. Rahim duvarına bu şekilde tutunan zigotu Kur'an “alaka” tabiriyle, yani asılıp tutulan şey olarak tarif etmektedir. “Sonra nutfeyi alaka'ya çevirdik...” (Mü'minûn, 23/ 14) Bu bağlantılar iyice sağlamlaşıp organize olarak amnion ve chorion gibi koruyucu zarlarla birlikte embriyoyu beslemek için annenin kan damarları ve embriyonun kan damarlarının karşı karşıya gelip kaynaştığı plasenta (son) teşekkül etmeye başlar. Bu bir küme hücreden (alaka) dokuz ay süresince tam teşekküllü bir insan yaratılacaktır. Hayal edilmesinin bile güç olduğu bu mûcizevî hâdisenin her gün milyonlarcasına şahit oluyoruz.


12. Üç haftalık embriyonun kalbi atmaya başlıyor. Boyu 2 mm kadar olmuş ve doku ve organları üretecek olan üç germinal tabaka teşekkül etmiştir. Merkezî sinir sistemini meydana getirecek olan neural ektoderm içeri çökerek bir boru meydana getirmeye başlamış. Üst kısımdaki şişkinlikten ön beyin meydana gelecek. Neural boru orta kısımda birleşmiş, üst ve alt kısımlarda açık durumdadır. Bu safhadaki embriyonun herhangi bir omurgalı hayvana mı, yoksa insana mı ait olduğunu ayırd etmek mümkün değildir. “... alaka'yı bir çiğnemlik ete (mudğa'ya) çevirdik...” (Mü'minûn, 23/14) ayetiyle de Kur'an mûcizevî bir şekilde bu safhaya işaret etmektedir.



13. Artık insanın temel planının ortaya konma zamanı gelmiştir. Bundan sonra hayvanlara olan benzerliğinden süratle uzaklaşarak, husûsî yaradılışı ortaya konacaktır. Embriyo 4 haftalık olmuş, boyu 6 mm'ye erişmiş. Beyin ve omuriliğin ilk izleri, vücut ekseni olarak belli oluyor. Kalp, kanı karaciğere ve aorta pompalamaya başlıyor.

“..........mudğa'yı kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık (yani hayvanlardan ayırdık ve insan şekline çevirdik)...” Mü'minûn. 23/14)





14. Beş haftalık embriyo 1 cm boya erişti. Kalb ve karaciğer açıkça görülüyor. Kol ve bacaklar henüz küçük tomurcuklar halinde.






15. Döllenmeden altı hafta sonra insan sureti iyice belli olmaya başladı. Kalbi anneninkinden iki misli yani, dakikada 140-150 vuruş yapıyor. Göbek kordonu içinden plasenta yoluyla anneye kan pompalanıyor.






16. Yedinci haftada 25 mm'ye erişmiş.






17. En harika organların başında gelen beyin 7. haftada her dakikada 100.000 yeni sinir hücresinin yaratılmasıyla büyüyor ve sinirler arasında ilk bağlantılar kurularak beyin sinir şebekesi teşekkül etmeye başlıyor. Artık beyin hücreleri uyartılara cevap vermeye başlatmıştır. Beyin hücreleri bu hızlı artışla doğuma kadar 100 milyon sinir hücresine ulaşarak en mükemmel bilgisayarları fersah fersah geride bırakacaktır.




18. Sekiz haftalık embriyo 3-3,5 cm boya ulaşmış. Amnion kesesi içindeki sıvıda yüzüyor ve bu sıvı yastığı ile korunuyor. Ağırlığı da takriben 13 gr kadardır.




19. Embriyo 4 cm büyüklüğe erişmiş ve 10-11 haftalık olmuştur. Parmaklar belli olmaya başlamış. Göbek kordonu ile besleyici maddeleri anneden alıyor, oksijensiz ve içinde artıklar olan kanı anne dolaşımına geri gönderiyor.



20. 50 günlük embriyo tek bir hücreden milyonlarca hücreye ve uzuvları hariç 13 gr ağırlığa ulaşmış. Her bir hücre kendi hususi yaratılış vazifesini yapmak üzere farklılaşmış, herbir hücrede yaklaşık 100.000 gen bulunuyor. Her hücre kendisinin göz merceği mi, kornea mı, yoksa retina hücresi mi olacağına, herbir genin tam zamanında ve nerede çalışacağına nasıl karar veriyor? Bütün bunlar anneden habersiz oluyor ve anne nasıl bir mucizeye beşiklik ettiğinin farkında değil?




21, 22, 23. Devam eden haftalar boyunca bir ressamın veya nakkaş'ın göz nuru dökerek fırçasını çalıştırması veya sabırla nakış işlemesi gibi, embriyonun dokuları hergün gelişerek yeni bir organın yapısına katılır, uzun kemikler etrafında kan damarları yayılmaya başlar.

Sekiz haftalık embriyonun boyu 4 cm'ye erişmiştir. Amnion sıvısı içinde asılmış gibi yüzen embriyo, plasenta ile anneden aldığı besin maddelerini kullanarak yeni yeni hücreler ve dokular inşâ eder. Amnion sıvısının azlığı gibi fazlalığı da zararlıdır. Az olursa embriyo darbelerden ve sallantılardan hırpalanır ve ölür. Çok olursa embriyo gelişemez ve küçük kalır. Onun için amnion sıvısının miktarı Rahmeti Sonsuz Yaratıcımız tarafından çok hassas şekilde ayarlanır.






24. Üç aylık cenin. Amnion, chorion ve plasentanın teşkil ettiği koruyucu kapsül içinde tıpkı başka bir dünyadan yeryüzüne feza aracı ile gelen bir yolcu gibi 11 haftalık cenin yaklaşık 20 gram gelmektedir.




25. 15 haftalık cenin 10 cm boya erişmiş, yüzüne ait özellikler ve alın kısmı şekillenerek Yaratıcının mührü vurulmaya başlamış. Şeffaf deri altında ipliksi kan damarları görülebilir. Göz kapaklan 7 aylık oluncaya kadar birbirine yapışık ve kapalı durumdadır. Parmak uçlarında tırnakların yatakları belli olmaya başlamıştır. Kollan da oldukça uzamış olduğundan, elleri birbirine tutunacak hale gelmiştir.



26. Dört aylık cenin 16 cm. boyundadır. Yaratılış sessizce devam ediyor. Plasenta cenini besleme ve artıkları atmaktan başka ayrıca annenin yeni yumurta meydana getirmesini önleyici hormonlar da salgılayarak yeni bir hamileliğe mâni olur. Çünkü rahim içinde bir misafir olduğundan, yeni bir misafir için tekrar hazırlık yapamaz.






27. 13 haftalık ceninde gözler iyice gelişmiş.






28. Cenin başını oynatmaya, yüzünde bazı hareketler göstermeye ve solunum hareketleri çalışmalarına başlamıştır.






29. Sekizinci haftada yaratılmaya başlanan dış kulak 4. ayda iyice belli olur ve 5. ayda hemen hemen orijinal şeklini alır.



30. Beş aylık olduktan sonra seslere reaksiyon vermeye başlar. Şayet anne, yavrusuna daha bu dönemde ninni söylemeye başlarsa doğumdan sonra yavrunun sesini tanıdığını farkeder. Ördek ayağı gibi yüzgeç şeklindeki el ayası belli kısımlardan eriyerek ve belli kısımları da uzayarak, parmakları serbest hale getirir. 17. haftada tırnaklar oluşur.

Bacak alt kısımlarında kan damarları artar ve kemikleşme başlar; kafatasının yassı kemiklerinde ise doğumda birbirinin üzerine binerek doğumu kolaylaştırsın diye kemikleşme olmaz.





31. Altı aylık ceninin vücudu embriyonik tüylerle kaplıdır. Fakat bu tüyler doğumdan önce dökülerek kaybolur, sadece baş kısmındakilerle kaş ve kirpikler kalır.






32. 18-20 haftalık cenin ilk tekmeleri atmaya başlıyor, bunlar oldukça güçlü hareketlerdir.




33. 4,5 aylıkken bütün sistemleri teşekkül etmiş bu mükemmel sanat eserinin inşa edilen her kısmı tek tek kontrole tâbi tutuluyor. Bu kontrol esnasında bazı hareketlerle organlarının sağlıklı olup olmadığı anlaşılıyor. Doğumdan sonra annesine Rahmeti Sonsuz'un hediye ettiği süt çeşmelerinden beslenirken acemilik çekmemesi için, daha rahim içindeyken parmağını emme talimleriyle hazırlık yapıyor.





34. 18 haftalık cenin 24 cm boya erişmiş, yani anne karnındaki yolculuğunun yansını tamamlamış ve boyu da doğumdaki boyunun aşağı yukarı yansına gelmiştir.




35. Cenin, iki aylıktan doğuma kadar sürekli eğitime tabi tutulur. 5. aydan itibaren hareketler daha koordineli ve nazik olmaya başlar. Sinirler geliştikçe cenin gerinir, döner, tekme atar. Bu hareketler kas ve sinir sisteminin bilhassa motor (hareket) sinirlerin sağlıklı gelişmesi için şarttır. 8 aylık cenin 45 cm boya erişmiştir. Şayet anne, karnında taşıdığı yavrusunun hareketlerinin azaldığını veya durduğunu hissederse hemen bir doktora görünmelidir. Zira bu onun sıkıntıda olduğunun veya öldüğünün belirtisi olabilir.





37. Doğuma yakın artık yeni bir dünyaya çıkmanın zamanının geldiği sevk-i İlâhi ile hissettirilen cenin, kalkışa hazırlanan füzelerin atış rapmasına yerleştirilmesi gibi başını aşağı çevirerek çıkış pozisyonuna geliyor.



38. Ve mutlu son. Yeni bir dünyaya ayak basmış. Anne ile son bağlantısı olan göbek kordonu hâlâ kesilmemiş. Bu kordon da kesilince artık ölünceye kadar hayat süreceği dünyada annesi ile hiçbir maddî bağlantısı olmayacak. Plasenta kesilir kesilmez, annenin süt çeşmeleri çalışmaya başlar ve yavru bu en temiz gıda ile beslenmeye devam eder.

Ama mânevî bağlantı olarak ana-evlât münasebeti bu dünya hayatı boyunca olduğu gibi, ahirette de devam edecek.


comments powered by Disqus