|
Yazı Yazarken
Yusuf ALAN |
|
Yazmak bir vazifedir. O halde bana düşen, vazifemi yapıp Allah’ın takdirine karışmamak olmalıdır “Yazdığım şeyler niçin yayınlanmadı” deyip ümitsizliğe düşmek, darılmak, hatta –Allah korusun- ileri geri konuşmak, nefsimin ve enaniyetimin hırıltılarından başka birşey değildir. Niçin birşeyler yazmaya çalışıyorum? Benliğimin yakamı bıraktığını söyleyemem. Fakat bu işi birilerinin yapması gerekli. Yoksa bu bir avuntu mu? Yazı yazmak, yazı yazmış olmak için mi, teveccühlere tebessüm etmek için mi, yoksa Allah için mi? O halde “İlim, ilim içindir” deyip oturduğu koltuktan ahkâm kesen filozoflara veya belagatıyla insanları meftun etmeye çalışan şair ve ediplere benzememek için ne yapmalıyım? Herşeyden önce kendimin bir hiç olduğunu idrak etmem gerekli. Bende fazilet gibi gözüken herşey, Vehhab olan Allah’ın hediyesi. Ben bu ihsanlara, bırakınız kaynak olmayı, ayna bile olamıyorum. Bunlar bana uğrayıp geçiyor. Ben ise su-i ihtiyarımla hep istismar ediyorum, bulaştırıyorum, karartıyorum. İnsanlara tavsiye ve öğütlerde bulunmak; tebliğ ve irşad vazifesini yapmak gerekiyor. Vicdanımda hissetmediğim şeylerden nasıl bahsedebilirim ki? Dilimde vird, alnımda teheccüdün aydınlığı, gözlerimde samimiyet ve ızdırabın yaşları kesilirse, yazılar da kesilmeli. Aksi takdirde benim çalım kokan tumturaklı ifadelerim, ihlâs soluklayan bir kardeşimin bir cümlesi yanında beş para etmez. Zira netice Allah’ın rızasıdır. O hoşnut olmadıktan sonra insanların alkışlamaları neye yarar? Allah ne kadar hikmet, ilim ve kudret sahibi! Sonsuz ilmiyle herşeyi kuşattığı için bir yazıyı okuyan insanlara, yazarının samimi olup olmadığını hissettiriveriyor. O halde Allah’ın ilham ettiği şeylerle yazılan bir yazının, maşeri vicdanda bulması için o ilhamları kirletmeden aktaracak bir zihin, bir vicdan, bir kalp taşımaya çalışmalıyım. Hem mesela bir tercüme yapmaya çalışıyorsam, yani Allah’ın bana bir iş yaptırmasına niyet etmişsem, yabancı dillere aktarılacak olan o mukaddes eserlerin, muazzez müellifleri gibi yaşamaya çalışmalıyım. Hâlbuki bu imkânsız; fakat en azından niyetim onları taklit etmek olmalı, yoksa yapılacak çeviriler, o dertlilerin maksatları anlaşılmadığı için ne kadar kuru kalacak. Yazılarda “maddi ya da manevi” bir menfaatin olması Allah’a karşı ne büyük edepsizlik. “Maddi” yönü, telif ücreti istememekle “manevi” yönü de “müstear” bir isim, kullanmakla izale etmeye çalıştım diyelim Ya müstear ismim de meşhur olursa? Kısacası Allah’la olan irtibatımı kuvvetleştirmeden bu işe soyunmamam lazım. Ancak bundan sonra işin “teknik” yönlerine de dikkat edebilirim. Mesela karamsar fikirlerle dolu bir yazı ile insanların gönüllerine zift gibi ümitsizlik boşaltmaya hiç mi hiç hakkım yok. Herkesin bildiği aksaklıklardan ne kadar çok bahsedersem bahsedeyim, mutlaka bir çıkış yolunun bulunduğunu göstermeliyim. Hem yine herkesin malumu olan bazı batıl şeyleri tasvir ederek sâfi zihinleri de bulandırmaya hakkım yok. İma ve ihsas kâfi teferruatla ehl-i ilhadın reklâmını yapmanın ne geregi var? Hem gereksiz tenkitlerden de kaçınmalıyım. Mesela teknolojiyi yerin dibine geçirip orada bırakmaktansa bizlerin bu sistemi nasıl ıslah edebileceğini göstermek daha makul değil mi? Hem bu yazılanları, gelecek nesillerin de okuyacaklarını unutmamalıyım. Belki de onlar bazı konularda bizlerden çok daha hassas olacaklar. Onların istiskallerine maruz kalmamak için bahsedilen şeylerde birtakım menfezler açmalıyım. Mesela şüpheli mevzulardan, bizlerin ortaya atmadığı su götürür tarif ve tasniflerden bahsederken ‘falan yazara’ ‘Batılılara göre’ demeyi ihmal etmemeliyim. Son olarak, yazıyı bir şişeye koyup vicdan-ı umumi denizine fırlatmalıyım. Allah ihtiyacı olanlara nasıl olsa buldurur. |
|


