Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Yıkık Abide
Şemseddin NURİ  

Zulüm, zulmettir, karanlıktır. Onun, hak aydınlığından nasibi yoktur. İster sınır aşma isterse çok geride kalma şeklinde olsun dengeden mahrumiyet vardır, isabetsizlik vardır zulümde.. İfrat veya tefritin çocuğudur o. Adaletin yüzüne zift püskürtmektir zulüm. Boşluğa, kaosa çekmektir hadiseleri. Ondaki sessizlik dahi, büyük felaketleri besleyen bir girdaptır. Azap berzahıdır zulüm, geçilmesi, atlatılması çok zor bir azap berzahı... Ferdî duaların kanatları kırıktır bu berzahta. Tevbenin kollektifi gerekmektedir. Zira zulmün kök saldığı zeminde günah kollektifleşmiş demektir. Kirlidir böyle bir zemin, mutlaka temizlenmelidir. "Kuddüs" ismi tecelli etmelidir orada... Kaderin hükmü yazılmalı kurban kanıyla, şehid kanıyla, mazlum kanıyla, masum kanıyla... Ve asi kanıyla, zalim kanıyla, zorba kanıyla, günahkar kanıyla... Kahkahalardan bir inilti sofrası kurulmalı... Tebessüm fideliğinden ızdırap devşirilmeli.. Yer sarsılmak, kendine gelmeli. Sema buz gibi soğuk ve donuk göz yaşlarım bu arenaya dökmeli... Ve temizlenmeli ortalık... Kevser suyuyla yunmuş gibi temizlenmeli... Melek eli değmiş gibi temizlenmeli.. Cennet çadırlarında, efendilerini bekleyen hurilerin iffeti gibi temiz hale gelmeli zemin... Yanlış bir bakışa dahi tahammülü olmayan hurilerin iffeti gibi temiz hale gelmeli... Bence bir âbide dikmeli şehrin ortasına... Yıkık bir âbide... Çehresinde şu mânâlar okunsun diye:
"Nitekim hepsini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini korkunç ses yakaladı, kimini yere batırdık, kimini de boğduk. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. "(Ankebut, 40).

Yıkık âbide bu mânâ ile süslenmeli ki ibret yüklü, mesaj motifli olsun. İnsanlar, geleceği kucaklayacak kuşaklar bu mânâyı okumalı, anlamalı ki artık bir başka âbide dikmeye ihtiyaç olmasın..

Olmuş mudur şimdiye kadar bu dediklerimiz? İbret almış mıdır insanlık yıkık âbidelerden? Zulüm bezirganları hiç iflas etmiş midir dünya denen pazarda? Gözyaşı görmüş müdür gezilirken içinde herhangi bir agora? Mezar taşları, kafakağıtlarını (kimliklerini) hatırlatabilmiş midir ayakta dolaşan mezarlara? Bakışında tarih ürperen bir sima sezebilmiş midir? Asla! Mezaddaki antik eşya "Piramitleşen Ego"lar seyretti hep piramitleri... Mermerle şen insanlar yonttu hep heykelleri... Her çekiç darbesini yerküreye vurur gibi... Irgaladı dünyayı kaç kez bu darbeler. Irgalanan insan ondan da beter. Gel gör ki kıyamet uykusunu bir türlü üzerinden atamadı beşer. Önünde duruyor doğruya geçit vermeyen nice setler. Takılıp kalıyor bu setlere bütün İlahi ikazlar... Zulümle bütünleşmiş toplumun kaderidir bu. Bulamaz onlar hidayeti, tutamazlar doğru yolu. Birçok defa tekrar edilir bu hüküm nurlu beyanda. "Allah zalim topluluğu doğru yola iletmez" (Bakara, 2/258) denir Kur'an'da. Şirki devletleştiren; kabul kuşağında inkara meyleden, peygamber ikliminden şeytan otağına sürgün giden; küfür fanusunda hidayet çerağı yakmak isteyen, milli ihtişamı şahsi ihtiraslara peyleyen, cemiyetin her kesiminde inananları taşa tutmayı marifet bilen, "Kumara milli, fuhuşa medeniyet, faize ticaret, rüşvete hediye, vurgunculuğa deha ve akıllılık" diyen, ikballerini tavizlerle yamayan, sırtlarını, dış güçlere dayayan ve kurtuluşu dinsizlikte arayan idarecileri içinde barındıran, zulmü alkışlayan, düşmanı dost içinde arayan, kurdu koyun postunda saklayan, "Dırar mescidleri"nde itikafa girmeyi (localara kaydolmayı) entellik sayan, Batı otlaklarında "AT" kovalayan, maziden gelme saygınlığını marka, dolara yatıran, komşusu açlıktan kıvranırken, midesindekini eritmek için ilaç kullanan, mazlumun iniltisini duymamak için cibinliğini Süreyya yıldızına kuran, kursaklarını yetim hakkıyla dolduranlara "başarı plaketi" sunan; mukaddesatına sahip çıkanları yererken, ağzı dolu dolu sövenlere gayet nazik davranan, ve daha da ötesinde bütün bu olanları sâmit bir infialle seyre dalan, her türlü değer ölçüsünü yitirmiş, çarpıklığı hedef edinmiş ferdler ve bu ferdlerden meydana gelen cemiyetlerdir zalim toplum..

Lider boşluğu vardır böyle bir toplumda. Musa'ları Sina'dadır onların. Sancılı dönemdir bu devre onlar için. Sâmiri'nin gizli sultası hakimdir ortalığa. Böğüren altın buzağının (televizyon ve diğer iletişim araçları) sesi duyulmaktadır her tarafta. Sebebini bilen yok, ama herkes büyülenmiştir altın buzağıya.. Sâmiri bir seçkinlik, bir dokunulmazlık kazanmıştır kısa zamanda.. Altın buzağı becermiştir bu işi. Propaganda gücü kuvvetlidir onun çünkü. Arştan gelen sese kulak tıkayan, kıllarını dahi kıpırdatmayan insanlar. buzağının böğürmesiyle ayaklandılar, Harun'un dediklerine hiç aldırmadılar. Bilanço malum: Hiçe gitti bütün kazanılanlar.

Zalimdir bu toplum. Cezaya, belaya davetiye çıkarmışlardır, nefislerine zulmetmişlerdir buzağıyı herşey edinmekle... Tevbe etmeleri gerektir şimdi. Nefislerini öldürmekle... Ama önce Samiri sürülmelidir o toplumdan. Fesad şebekeleri yerle bir edilmelidir. Dokunulmazlığı kaldırılarak "La misas" (Aman bana dokunmayın) yaftası asılmalı Sâmiri'nin boynuna. İdamlıklara asılan yafta gibi bir yafta asılmalı. Bu, Sâmiri'nin sonu olmalı içtimaî platformda. Cemiyet bu tür fitne ve fesad yuvalarına sahne olmamalı birdaha...

Altın buzağı da aslına döndürülmeli, ruh köküne uygun hale getirilmeli. Eritilmeli potada altın buzağı. Şuur potasında eritilmeli. Cevherlik değeri sabit kalmalı; ancak sesi yaradılışına ve varoluş gayesine uygun olmalı. Yani artık o, haddini bilmeli, asıl misyonuna bürünmeli ve böğürmemeli..

Kolay değil elbet bütün bunları elde etmek, realiteye dökmek ve hayatın bir parçası haline getirmek. Tevbe kadar, nasuh tevbe kadar zordur bu iş. Sabır ister, yürek ister, cesaret ister, irade ister, İlim ister, kültür ister, itaat ister, bitme ister, tükenme ister, cemaat ister, cemiyet ister, imam ister, önder ister, mürşid ister, vesile ister, vasıta ister, ser verip sır vermeyen yiğit ister, bağlılığı hazmedebilen lider ister, zemin ister, zaman ister, topluca bir diriliş ve kendine geliş ister. Yani her türlü fazilette kollektifleşme ister. Bilhassa tevbede kollektifleşme ister. Yıkık abide işte o zaman bir mana ifade eder... Ve diyeceklerini işte o zaman söyler...
podcast itunes youtube rss twitter facebook