Kâinattaki bütün mâhlukatın ayrı ayrı her cüz'ü bir sanat eseri olduğu halde, bazıları enteresan şekil ve hareketleriyle insanın daha çok dikkatini çekmektedir. Meselâ fil uzun hortumuyla, zürafa uzun boynuyla, timsah uzun çenesiyle, balina iri cüssesiyle, kaplumbağa sırtındaki evi ile, aslan yelesi ve kuvvetli pençesiyle, kanguru karnındaki kesesiyle, yılanlar ise elsiz ve ayaksız uzun vücutlarıyla...

Burada dikkati çekmek istediğimiz husus, yaratılan hayvanın yaşama şekline ve muhitine en uygun biçim ve özelliklerini haiz durumda dünyaya gönderilmesidir.

Eğer yılanların derisi de diğer canlılar gibi olsaydı sürünürken parçalanabilirdi. Şayet kemik gibi sert olsaydı o zaman da eğilip bükülemez ve dar yerlerden süratle geçemezdi. Halbuki yılanın İstikbaldeki yaşayışını bilen, ona ne şekilde bir deri gerekeceğini de gayet iyi bilerek keratin pullarla kaplı bir deri ile mücehhez kılmış, böylece yılanın hem kıvrılabilmesini hem de parçalanmadan sürünebilmesini temin etmiştir. Ayrıca pulları, kaslar ile kaburgalara bağlayarak hareketlerini sağlamıştır. Bu pullar çok seri olarak yerdeki çıkıntılardan destek alarak hareketi meydana getirir. Nitekim temiz bir cam üzerine konulan yılan hiçbir yere gidemeden sadece olduğu yerde kıvrılabilir. Pulların uç kısımlarındaki çukurluklarda dokunma hissini temin eden organcıklar da bulunur ki, bunlar sayesinde hayvanın istikrarlı hareketi kabil olur.

Elsiz ve ayaksız bir hayvanın av yakalaması ve parçalayıp yemesi takdir edilebileceği gibi çok güçtür. Onun İçin bazı yılanlar avlarını yakalayabilmek için zehir dişi ve zehir bezi İle donatılırken, bazılarına da ağızlarıyla yakalama ve sararak sıkma kabiliyeti verilmiştir. Avını elle tutup parçalayamadığı için bütün olarak yutmak zorunda olan yılanların İskelet sistemleri de oldukça enteresandır. Bütün omurgalılarda kafatası kemikleri iyice birbirine kaynaşmış olduğu halde bunlarda kafatasının çeşitli bölgelerindeki bazı kemikler kaynaşmış ve esnek bağlarla eklenmiş durumdadır. Ayrıca alt çenenin iki parçası da önde birbirine esnek bir doku ile eklemlidir. Bu sayede yılanın ağzı o kadar fazla açılabilir ki, kendinden büyük hayvanları dahî yutabilir.

Yılanlarda omuz kemeri ve göğüs kemiği de olmadığından kaburgaların karın taraftaki uçları serbesttir ve vücut kolaylıkla genişleyebilir, deri de esnemeye müsait yaratıldığından yılan iri hayvanları rahatlıkla avlayabilir. Ayrıca çok iri hayvanları yutarken nefessiz kalmaması İçin bütün vücut boyunca uzanan sol akciğerleri çok fazla inkişaf etmiş olup, hava deposu vazifesini görür. İcabında avını yutarken çok sıkışırsa nefes deliğini de hareket ettirerek ileri çıkarır ve hava alabilir. Mideleri de genişlemeye müsait olan yılanların mühim özelliklerinden birisi de alt ve üst çeneye dizilmiş olan dişlerinin kanca şeklinde ve uçlarının içeriye dönük oluşudur. Bu sayede avını yakalıyan bir yılan ağzından kaçırmadan alt ve üst çenesini münavebeli olarak hareket ettirerek her seferinde avını biraz Jaha ilerden ısırır ve yavaş yavaş yutar.

Böbrek, yumurtalık ve testis gibi çift organlar da fazla kalınlık teşkil etmemesi için aynı hizada değildirler. Yılanlarda idrar kesesi bulunmadığından, vücut içinde fazla bir sıkışma olmadığı için besinlerin sindirimi mümkün olur.

Yılan oldukça büyük bir hayvanı yuttuktan sonra karnı da şiş olduğundan istirahate çekilir. Normal şartlarda sindirim uzun sürer. Bir gün İle bir hafta arasında, yenilen avın büyüklüğüne göre daha da uzun sürebilir. Buna bağlı olarak dışkıları da üç gün veya beş gün arayla çıkabilir. Ekseriyetle uzun zaman açlığa tahammüllü hayvanlar olarak tanınırlar. Birşey yemeden bir sene yaşadıklarına dair çok kayıtlar vardır. Hatta bir Pyton'un aç olarak 33 ay yaşadığı ifade edilmektedir.

Çalılar ve dikenler arasında sürünürken gözünü korumak için açıp kapama esnasında avını kaçırması söz konusu olduğundan, ikide bir gözünü çalılardan sakınarak kapamaması için san'atkâr ona göz kapağı vermemiş, fakat dış tesirlerden gözü korumak İçin önünü saat camı gibi sert, fakat saydam bir tabaka ile kaplayarak göz kapağı vazifesini başka bir yolla tamamlamıştır.

Yerde sürünme esnasında çeşitli engebeler yüzünden fazla İleriyi göremiyen yılanın koku hissi çok iyi inkişaf ettirilmiş olup, havadaki en hafif kokulan dahî duyabilir. Bu işi yapan yılanların ağız tavanında bir oyuk İçinde bulunan jacobson organıdır. Bunun İçin yılan çatal dilini dışarıya çıkarır ve havadan koku moleküllerini alır, daha sonra dilini tekrar ağız içine aldığında jacobson organına sokar ve böylece kokuyu hisseder.

Çıngıraklı yılanlar familyasındaki yılanlarda göz ile burun deliği arasındaki birer çukur içine yerleşmiş olan duyu hücreleri de vardır ki, bunlar başın ön tarafında hareket eden cisimlerin sıcak veya soğuk olduğunu tesbit eder. Bu sayede yılanlar geceleyin karanlıkta bile sıcakkanlı bîr hayvandan (mesela fare) ısıyı farkederek onu yakalayabilir. Bu organların ayrıca hava akımı ve titreşimlerine de hassas oldukları tesbit edilmiştir. Boa yılanları familyasında da böyle çukurluklar İçindeki duyu organlarına bilhassa dudak bölgelerinde rastlanır.

Bazı yılanlar hemen hemen sadece kuş yumurtası İle beslenirler (mesela Dasypeltis ve Elachistodon cinsi). Bu yılanların boyları 1 m. den az, enleri ise 2.5 cm. kadar olduğu halde ağızlarının genişleyebilmesi sayesinde 4-5 cm. çapındaki bir yumurtayı hiç kırmadan yutabilirler. Yumurta ağıza alınmadan kırıldığı takdirde akıp ziyan olacağından yılan yumurtayı yavaş yavaş ağzına alır ve yutmaya başlar. Yumurta yemek borusunun İçinde kırılır. Bu kırma işinde boyun omurlarının hypapophys denen alt çıkıntıları kullanılır. Öne doğru kıvrık olarak yemek borusu içine uzanan bu çıkıntılar yumurtayı delmeye yarar. Bu işin yapılabilmesi için evvela boyun kaslarının kasılması gerekir. Bu iki yönlü mekanizma sayesinde yumurta kırılarak içindekiler yemek borusuna boşalır. Yumurta kabuklan da ağızdan dışarı itilir.

Daha birçok değişik özellikler gösteren yılanlar acaba bu hususi yaradılışı kendileri mi inkişâf ettirdiler?

comments powered by Disqus