Sizinti Dergisi


Nisan 2008 Sayı: 351 Yıl: 30

İnsan Denen Meçhul -14 (Oksijen, Enerji ve Hayat)
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ

Oksijen, Enerji ve Hayat
İnsan hayatının su gibi vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri de, içindeki oksijenden dolayı havadır. İçlerindeki enerjinin açığa çıkarılarak vücut faaliyetlerinde kullanılması için, yenen gıdaların oksijenle yakılması gerekir. Bu hâdise, odun veya kömürün sobada yakılarak ısı elde edilmesine benzetilebilir. Sobanın yanması için havaya ihtiyaç duyulduğu gibi yanma neticesinde ortaya çıkan dumanın da (karbondioksit), boru ve baca vasıtasıyla dışarı atılması gerekir. Bazen baca tepmesi, kalitesiz kömür kullanılması veya sobanın iyi yanmaması gibi sebeplerle uyurken zehirlenen insanların haberlerini duyarız. Vücutta ise, böyle bir hâdise yaşanmaması için gerekli her türlü tedbir alınmış, baca gibi çalışan bir nefes borusu ile akciğerlerimiz dışarıya bağlanmıştır. Her durumda (uyurken, yerken, içerken, koşarken vs. ) oksijen ihtiyacının çok rahat karşılanabilmesi için, Kudreti ve İlmi Sonsuz Yaratıcı, vücuda akılları durduracak mükemmellikte bir solunum sistemi ve bunun esas organı olan akciğerler ihsan etmiştir. Bu sistemin aksamı olan organları teşkil eden hususi doku ve hücrelerin üzerinde de tesadüfle veya akılsız atomların hareketiyle izah edilemeyecek güzellikte nakışlar sergilemiştir. Solunum sistemine ait enteresan rakamlara göz atılacak olursa:

Ergin ve sıhhatli bir insan günde en az 10.000 litre havayı akciğerlerine alır ve verir. Böyle bir insan 75 yıllık hayatında yaklaşık 285 milyon litre havayı akciğerlerinden geçirir. Uykuda bile durup dinlenmeden hizmet ettirilen akciğerlerin hareketiyle insanın oksijen ihtiyacı karşılandığı gibi, konuşmanın yapılabilmesi için ses çıkarma işi de görülür; zîrâ Allah (cc) bir icraatıyla çok sayıda ihtiyacı karşılar.

Bir insan günde ortalama 400–800 litre oksijen alır, 350–700 litre de karbondioksit verir. Bu gazların kanla alışverişinin yapıldığı akciğer hava keseciklerinin (alveol) sayısı ortalama olarak erkeklerde 400 milyon, kadınlarda da 320 milyondur. Kasları ve vücut kitlesi erkeklerden daha az olduğu için kadınlar, oksijene daha az ihtiyaç duyarlar. Yüce Yaratıcı da israfı sevmediği için, kadınlara ihtiyaçları kadar hava keseciği vermiştir.

Gaz alışverişinin yapıldığı tek sıra hücre tabakasından inşa edilmiş bu çok ince keseciklerin iç yüzeyleri açıldığında, akciğerde ortalama 60–90 m2’lik bir sahayı işgal eder. Nefes alırken bu saha 103–129 m2’ye kadar genişlerken, nefes verirken 40–50 m2’ye kadar düşer. Hava keseciklerini saran ve buraya kan getiren kılcal damarların akciğerlerdeki toplam uzunluğu, yaklaşık 13 kilometredir.

13 km’lik bir iplikle âdeta nakış yapar gibi, akciğer keseciklerinin etrafı kılcal damarlarla örülerek, hava ile kanın buluşması temin edilmiştir. Bu kılcal damarlar vasıtasıyla her gün akciğer keseciklerinden 7.000 litre kan geçirilirken, gaz alışverişi de yapılmaktadır. Bir alyuvarın kesecik üzerindeki kılcal damardan geçiş süresi 0,6–1 saniye kadardır. Bu gaz mübadelesinin yapılması için Yüce Yaratıcı’nın koyduğu en temel fizikî prensip, havanın basıncına bağlanmıştır.

Deniz seviyesinde 760 mm.Hg (1 atmosfer) olan hava basıncı, her 10 m. derinlikte 1 atmosfer artarak 40 metre suyun altında 5 atmosfere (3800 mmHg) yükselirken, Everest’te 210 mm.Hg basıcına düşer. Gaz alışverişinin verimli şekilde yürütülebilmesi için Müdebbir-i Hakiki her türlü tedbiri en ideal şekliyle almıştır.

Bir yaşında iken 170 gram olan akciğerler, 5 yaşında 300 gram, 10 yaşında 450 gr., 15 yaşında 700 gr., 20 yaşında da 1.100 gram ağırlığa ulaşır. Sağ akciğer üç büyük bölmeden, sağ akciğer ise iki bölmeden yapılmıştır. Her bir bölme de, kendi içinde daha küçük loplara ayrılmıştır. Sağ akciğer 10, sol ise 9 loptan müteşekkildir. Sağ akciğerin hacmi 1.500 cm3, sol akciğerinki de 1400 cm3 olduğu hâlde, sahip oldukları milyonlarca hava keseciği ve süngerimsi yapıları sebebiyle iki akciğer 6 litre kadar havayı içine alabilecek kapasiteye sahiptir. Bunun 1,5 litresi akciğerin içinde her zaman bulunan ve oradan tamamen çıkartılması mümkün olmayan tortu havasıdır, kalan 4,5 litrelik kısma ise vital kapasite ismi verilir. Ancak umumî bir ortalama olan bu rakamlar; yaş, cinsiyet, boy ve faaliyete göre değişmektedir. Dokuz yaşında erkek ve kız çocukları arasında herhangi bir fark yok iken (1.400 ml), ilerleyen yaşlarda erkek çocukların kapasitesi artmaktadır. 15 yaşında erkeklerde 2.400; kızlarda ise, 2.200 olmaktadır. Vücut boyuna bağlı olarak bu farkın giderek açıldığını şu tablodan görebiliriz:

Vücut Boyu
Erkeklerdeki Vital Kapasite
Kızlarda Vital Kapasite
150 cm
2.350 ml
2.200 ml
155 cm
2.600 ml
2.400 ml
160 cm
2.900 ml
2.600 ml
165 cm
3.200 ml
2.800 ml
170 cm
3.500 ml
3.000 ml
175 cm
3.800 ml
3.200 ml
180 cm
2.350 ml
3.400 ml


Akciğerleri bir baca gibi yutak boşluğuna bağlayan nefes borusunun (trachea) boyu 10–12 cm; iç çapı da 12 mm’dir. 16–20 kadar at nalı şeklindeki kıkırdak halkanın üst üste yerleştirilmesiyle yapılmış bu esnek borunun yemek borusuna bakan tarafı bağ dokusundan bir perde ile örülmüştür. Böylece yutma ve nefes alma işi zorlanmadan bir arada yapılabilir. Nefes borusundan her iki akciğere ayrılan iki bronşun çatallanma yerindeki açısı, çocuklarda 70–80°; erginlerde ise 55–65°’dir. Bronşların sağdaki 3 cm, soldaki 4,5 cm. boyunda; sağdaki 0,9 cm., soldaki de 0,7 cm. çapındadır. Akciğerin içinde dallanma yapan daha ince bronşçukların iç çapı da 0,4 mm’dir. Nefes borusunun içini döşeyen titrek tüycüklü (cilia) epitelyumun faaliyeti ile havayla yutulan toz parçacıkları tutularak dakikada 15 mm. hızla akciğer içinden yutağa doğru süpürülür.

Akciğerlere dakikada girip-çıkan havanın miktarı yapılan işe göre değişir. Sakin hâlde iken bir nefes alış verişte akciğere giren hava 0,5 litredir (500 ml) ve dakikada ortalama 15 nefes alıp verme hareketi yapılır. Böylece dakikada 7.500 ml hava akciğere girip çıkmış olur. Ancak bu havanın hepsi hava keseciklerine gitmez; ağız-burun boşluğu, nefes borusu ve bronşlardan dönerek dışarı verildiği için kullanılmayan 2.225 ml kadarına ölü hava denir. Keseciklerde kullanılan kısım ise, 5.250 ml’dir. Uyurken dakikada 5 litre, dururken 7,5–8 litre, gezerken14 litre, uzun mesafede bisiklet sürerken 40 litre, yüzerken 43 litre, kürek sporunda 140 litre, çok süratli koşu yapanlarda 170 litre hava alınıp verilir.

Her nefeste alınıp verilen hava miktarı yaşa bağlı olarak artarken, dakikadaki nefes alma sayısı da giderek düşer. Yani vücut gittikçe nefes almada tecrübe sahibi olur ve daha az nefesle ihtiyacını karşılamaya başlar. Meselâ yeni doğmuş bir yavru, dakikada 50 nefes alırken, bu rakam iki-üç yaşlarında 24, dört-beş yaşlarında 23, altı-yedi yaşlarında 21, on iki yaşında 16 nefese düşer. Daha ileri yaşlarda dinlenirken 12’ye kadar düşen nefes sayısı, hafif işlerde 17’ye, ağır işlerde 21’e kadar çıkar. Yapılan hesaplara göre, alınan bir nefes, insanın yaklaşık dört saniye yaşamasına yetecek kadar oksijen alınmasına vesile olmaktadır. Bu durumda insan bir nefesi iki saniyede alıyor, iki saniyede veriyor gözüküyor; ancak akciğerdeki hava keseleriyle kılcallar arasında her saniye gaz alışverişi kesintisiz devam etmektedir.

Yukarıda zikredilen rakamlar, insan vücudunun ne kadar hassas ve ölçülü yaratıldığını göstermektedir. Bu kadar mükemmel yaratılan bir sistem, akıl ve şuurdan mahrum tabiata, sebeplere ve moleküllere elbette verilemez. Bilgisayarlarla programlanan otomatik makineler bile belli dönemlerde bakıma alınırken, ömür boyu aksamadan devamlı çalıştırılan solunum sistemini yaratan Kudreti ve İlmi Sonsuz Rabb’imize bir saniye bile gaflet etmememiz gerekmiyor mu?

Bu yazı Sızıntı Dergisinin İnternet Sayfasından Alınmıştır
http://www.sizinti.com.tr